AKDENİZ Üniversitesi (AÜ) Ziraat Fakültesi’nden Prof. Dr. Taner Akar ve ekibinin buğday çeşitleri üzerinde yaptığı deneme üretimlerinde, Anadolu’da 12 bin yıllık geçmişi saptanan siyez buğday çeşidinin dağlık alanlardaki kurak arazilerde üretimi yaygınlaştırılıyor. Prof.Dr. Akar, buğdayın genetiğiyle oynandığı yönündeki açıklamaları nedeniyle de Prof. Dr. Canan Karatay’a tepki gösterdi.

AÜ Ziraat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Taner Akar ve ekibi, üniversite kampüs alanında TÜBİTAK’ın da desteğiyle Türkiye’deki buğday çeşitlerine yönelik, özellikle buğdayın atası olarak bilinen siyez buğday türünün üretimi ve genişletilmesine yönelik 5 yıldır sürdürülen çalışmada başarılı sonuçlara ulaştı. Prof. Dr. Akar, siyez buğdayıyla ilgili ortaya atılan birçok iddianın da yanlış olduğunu belirtti.

12 BİN YILDIR ÜRETİLİYOR

Anadolu’da siyez buğdayın tarihinin 12 bin yıl geriye gittiğine işaret eden Prof. Dr. Akar, “Bu buğdayın ilk çıktığı yer Diyarbakır’daki Çayönü kazısı. İlk buluntular oraya gidiyor. Bununla birlikte Türkiye buğdayın gen merkezi. Siyez de buğdayın atası kabul ediliyor. Dolayısıyla Türkiye’de çiftçinin binlerce yıldır yetiştirdiği bir tür” dedi.

1950’LERDEN SONRA 90 KAT AZALDI

1950’lere gelindiğinde Türkiye’de siyez buğdayın 1.3 milyon dekar arazide yetiştirildiğine dair kayıtlar olduğunu belirten Prof. Dr. Akar, azala azala geldiğini, şu anda 22 bin dekar alana düştüğünü söyledi. Neredeyse 90 kat azalış yaşandığını belirten Prof. Dr. Akar, “Şu anda ağırlıklı olarak Kastamonu, Kayseri ve Sinop’ta üretiliyor. İhsangazi’de yerel belediye tarafından da siyez festivali düzenleniyor. Yani binlerce yıldır memleketimizde yetiştiriliyor ve ağırlıklı olarak bulgur yapımında kullanılıyor. Ama köy tipi ekmeklerde de rahatlıkla kullanıyor. Hatta gariban insanlar ihtiyaç fazlası ürünü de hayvanlarına yediriyor” dedi.

DAĞLIK KURAK ARAZİDE ÜRETİME UYGUN

Endüstriyel olarak da şirketlerin sahip çıkmaya ve marketlerde de yavaş yavaş görülmeye başladığını anlatan Prof. Dr. Akar, “Sonuç itibariyle 22 bin dekardan tekrar bir çıkış başlıyor. Çünkü toplumda da doğal ürünlere yönelik ciddi talep var. İnternete bakın 800 gram siyez ekmeği 18-20 liraya satılıyor. 800 gram normal buğdaydan üretilen ekmek ise 3-4 lira. Toprak verimliliğinin az olduğu, tuzluluğun, kuraklığın yaşandığı, yağışın az olduğu bütün olumsuz koşullarda üretime uygun bir buğday çeşidi. Az verim alınıyor ama ürün daha yüksek ücrete satılıyor. Çünkü ürün kalitesi iyi” dedi.

BAKANLIK DA DESTEKLİYOR

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile yaptıkları görüşmeler neticesinde Toroslardaki dağlık alanlarda üreticilere dekar başına 30-40 TL civarında destek sağlandığını anlatan Prof. Dr. Akar, “Bu da az bir şey değil. Bu bizim genetik zenginliğimiz ve kendi normal mecrası içinde akışına devam edecek. İtalya başta olmak üzere Fransa, Almanya gibi ülkeler de sahiplenmeye başladı. Özellikle beslenmeye dönük özellikleri çinko, demir gibi, B vitamini, A vitamini içerikleri, bağırsaklarımızı harekete geçiren lif ve ayrıca enerji kaynağı” dedi.

TESCİL BAŞVURUSU DA YAPILACAK

TÜBİTAK projesinde beslenme özelliklerinin öne çıkarıldığını belirten Prof. Dr. Akar, “Kastamonu, Sinop ve Kayseri’den az da olsa ekilen yerlerden topladık ve yaklaşık 5 yıldır bu işle uğraşıyoruz. Bugün artık son noktasına gelindi. Bu sene bunların deneme üretimlerine başlıyoruz ve tescil için de başvuracağız. Çünkü çiftçinin elindeki tohumun ne olduğu da belli değil. Siyez diye başka bir şey veriyorlar. Vatandaş da mağdur olmaya başladı. Siyez diye başka şeyler ekiliyor ve satılıyor. Bilgi kirliliği var. Bunu bazıları bilerek yapıyor ve bu işte sektör oluşmaya başladı” dedi.

HİÇBİR BUĞDAYIN GENETİĞİ BOZUK DEĞİL

Prof. Dr. Canan Karatay’a buğdayın genetiğiyle oynandığı yönündeki açıklamaları nedeniyle de tepki gösteren Prof. Dr. Akar, şöyle konuştu:

“Hiçbir buğdayın genetiğiyle oynanmadı. Sadece ABD’de 2014 yılında böyle bir girişimin olduğu doğrudur, kayıtları var. Bizim ana işimiz bu, takip ediyoruz. Bunu da Amerikan Çevre Teşkilatı yakaladı ve hemen o projeyi kapattı ve firmaya da ciddi bir ceza verildi. Çinliler çeltik üretti ama Çin’de bile ekemiyorlar, çünkü toplum yemek istemiyor. Sonuç olarak tahıllarda mısır ve soya hariç ne buğday ne de çeltikte genetiği değiştirilmiş bir gram tohum yok. Biz ise melezleme yaparak iyileştiriyoruz. Bitkinin genetiğine müdahale, dışarıdan yapılır. Bir bakteriden gen alınıp laboratuvar ortamında mısırın genetiğine katıldı. Bu gen, mısır ve soyaya aktarıldı. Ama hanımefendi çıkıyor, ‘buğdayda siyezin kromozomu 14, ekmeklik buğdayın 46, makarna buğdayının 28. Oynaya oynaya buğdayın kromozomunu artırdılar’ diyor. Bu bizim yaptığımız bir şey değil, doğal olan bir şey. Topluma şunu öngörüyor, siyezin bu kadar konuşulması ve paraya dönüşmesinin sebebi de bu. Bir İbrahim Saraçoğlu, bir de Canan Karatay ortalığı darman duman edip atıyor. 22 bin dönüm siyez var ekilen ve bu Türkiye’ye nasıl yetiyor ben de anlamış değilim. Millet paketliyor ve siyez diye piyasaya sürüyor. Normal, makarnalık buğday ve bulgurun şu anda en iyisi 2.5-3 lira, siyezin ki ise 14-15 liraya satılıyor. Bize o kadar çok vatandaş geliyor ki, ‘ben artık başka bulgur yemek istemiyorum’, ‘niye ki’, ‘onların genetiği değiştirilmiş’, ‘ya yok rahat olun, biz de tüketiyoruz’ diyoruz. Ama siyezin kalitesi her şeyden ayrı, besin içerikleri daha iyi. Bunu siyez olarak bulabiliyorsan al tüket bundan sorun yok. Dünyanın en büyük bulgur üreticisi ülkeyiz ve hiçbir sorun yok. Hele değirmende öğütülmüş bulgur bulabiliyorsanız alın. Dünyanın en sağlıklı ürünü. Maalesef birkaç adam, ikisi profesör bunlar acıdır, topluma bilerek yanlış yaptırıyorlar.”