Bugün, şâir, yazar, târihçi, mütefekkir Hüseyin Nihal Atsız’ın 42. ölüm yıldönümü.

12 Ocak 1905’te İstanbul Kadıköy’de doğan Hüseyin Nihal, baba tarafından Gümüşhane, anne tarafından Trabzonludur. Bir kardeşi yine bir eğitimci ve yazar olan Ahmet Nejdet Sançar, diğer kardeşi ise Fatma Nezihe Çiftçioğlu’dur.
İlk ve orta öğrenimini Kadıköy’deki Fransız ve Alman Mektebi’nde başlayan Atsız, Kadıköy ve İstanbul sultânileri, Asker Tıbbiye tecrübesinden sonra nihâyet “Yüksek Muallim Mektebi”ni bitirip aynı yerde târih asistanı oldu. Reşid Gâlib’e çektiği telgraf sebebiyle fakülteden atılınca muhtelif yerlerde edebiyat öğretmenliği yaptı. Atsız Mecmua, Orhun ve Ötüken dergilerini çıkardı. 3 Mayıs 1944 Türkçülük dâvâsında yargılandı. 1962’de Türkçüler Derneği’ni kurdu. 1953 yılından 1969 yılına kadar Süleymaniye Kütüphanesi’nde çalıştı ve oradan emekli oldu. En uzun memuriyeti buydu. 11 Aralık 1975’de İstanbul’da vefat etti. Bedriye Hanımla olan evliliğinden Yağmur ve Buğra adında iki çocuğu oldu. Ölene kadar Ötüken dergisini çıkardı. Yoksullukla, hakkında açılan dâvâlarla geçirdiği ömründe hiçbir zaman kararlı duruşundan vazgeçmedi.
Atsız, nev’i şahsına münhasır bir insandı. Türk’e âit her şeyi severdi. Osmanlıydı; Selçukluydu; Göktürktü. 2. Abdülhamit Han’a “Göksultan” dedi. Vahdeddin Han’ın vatan hâini olmadığını söyledi. 1933’de sekiz arkadaşıyla Çanakkale’ye giderek, her yıl büyüyen Çanakkale ihtifalini başlattı.
70’lerde yazdığı Ruh Adam romanında, Çanakkale savaşı hakkında müthiş fikirler ortaya koydu. “Çanakkale, erlerin; İstiklâl Harbi, subayların savaşıdır.” dedi. Evet, Çanakkale ne Mustafa Kemal’in zaferidir ne de bu fikre karşı çıkanların dediği gibi Enver Paşa’nın. Mehmetçiğin zaferidir. Savaş olmasaydı, O Mehmetler, 20. asrı Türk asrı yapacaklardı.
Atsız çok yönlü bir yazardır. Şâirdir, romancıdır, târihçidir. Korkusuz bir dâvâ adamıdır. Bir yazısında, Millî Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in tek taraflı bir kadrolaşma faaliyetinde bulunması nedeni ile istifâsını istemiştir. Kendisini fakülteden atan dekanı, herkesin içinde tokatlayacak kadar mert ve gözü karadır. Yufka yüreklilerle çetin yolların aşılmayacağına inanır.
Atsız, Türkiye Cumhuriyeti’ni Osmanlının devamı olarak görür. Osmanlı da Selçuklu’nun..  Böylece devlet Orta Asya’ya kadar gider.
Kadıköy Osmanağa Câmii’nde kılınan cenâze namazında, hoca “Merhumu nasıl bilirsiniz ey cemaat-müslümin?” diye sorunca Fethi Gemuhluoğlu şöyle seslendi:
“Bu musalla taşı onun kadar bir er kişiyi çok az görmüştür hoca efendi!”
Rahmet ve saygıyla anıyoruz.