- ilişkilerinin daha da derinleşeceği Alman hükümet yetkililerinin gazetelere verdikleri Türkçe mesajlardan anlaşılıyor. Yakında “ey Türkiye, sen kimsin ya…” diye şeklinde cümlelere kurarlarsa şaşırmamak lazım. Ancak her işin bir ekonomik yanı var.

Bu krizi de Türkiye’deki Alman firmaları çözer.
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin verilerine göre “sanayi alanında Türkiye’deki yabancı semayeli üretici firmalar” listesinde 302 Alman firması yer alıyor. Büyük çoğunluğu yüzde yüz Alman sermayeli bu firmalar; protez diş, meyve çayları, yatçılık, kapı ve güvenlik sistemleri, bina kaplama sistemlerine kadar akla gelebilecek her sektörde faaliyet gösteriyorlar. Enerji, otomotiv, tekstil, ilaç, sağlık, turizm, tarım, beyaz eşya, temizlik, ulaştırma, savunma gibi ana sanayi sektörlerdeki Alman firmalarının ağırlığı, sayıları, yapılan yatırımlar, fabrikalar, istihdam, oluşan iş hacmi hesaplanmayacak boyutta.

Bunlara Türkiye’de yerleşik olmayıp dış ticaret, bankacılık, finans, sigorta, medya gibi diğer sektörleri, ortaklıkları, sermaye katılımlarını katarsak herhangi bir Alman firmasının ürününü veya hizmetini günün herhangi bir anında kullanıyoruz. Onlarca Türk-Alman işadamları dernekleri, örgütleri, düzenli toplantılar da ilişkilerdeki kurumsal yapılanmaların boyutunu gösteriyor.

Olay, Alman ürünlerine boykot çağrısına gelirse işimiz kolay. En azından mutfaktan alırız ucuzundan bir “mikseri”, götürür, kapılarına atarız!
Şimdi, başlangıç olarak, Türkiye’de yerleşik ve ticari sicil kayıtları bulunan bu yerleşik 302 Alman sanayi firması kalkıp bir açıklama yapsalar ve “Ey Berlin; biz Türkiye’de mutlu mesut işlerimiz sürdürüyoruz, işi uzatmayın, itidalli olun, ne derdiniz varsa kapalı kapılar ardında halledin” deseler, iş farklı sürece girer.
Hele bir de “Türkiye’nin geleceğine güveniyoruz. tarihten gelen kardeşliğimiz bozulmasın, Atatürk Türkiye’si” gibi klişe cümleler kuruldu mu; “Alamanya” algısı olumluya döner. Benzeri bir açıklama da Almanya’daki Türk firmalarından gelir, krizin seyri değişir.

Şunu da belirtelim; bizim yöneticilerin kalkıp bu firmalarla toplantılar yapıp mesajı vermeleri yanlış anlaşılır. O zaman “bakın Türkler, bizim firmaları baskı altına alıyor” derler ki bu soruşturma, terörle bağlantılı gibi lafların güçlenmesine zemin hazırlar.

Sonuçta, Almanya, Türkiye için Avrupa’nın kapısı. Almanya artık Avrupa Biliği’nin “hamisi ve banisi” rolünü oynmaktadır. Almanya da özellikle Orta Doğu’da etkin olmak istiyorsa koluna gireceği tek ülke Türkiye. Eski defterler açılırsa Almanya’nin sicili kabarık. Unutmak istıyoruz, ama iki taraf da kimin ne yaptığını iyi biliyor.
Bunun için önerimiz, kriz geri dönüşü olmayan noktalara gelmeden üçüncü aktörlerin devreye girmesidir. Bu aktörler de öncelikle 302 önde gelen sanayici Alman firmasıdır. Gerisi de gelir ve iş “karşılıklı menfaate” dönüşür.

(Not:Tesadüfe bakın ki (bugün için) 302 sayısı, ünlü Alman otomotiv firmasının geçmişte Türkiye’de ilk üretilen, binmeyenimizin kalmadığı efsaneye dönüşmüş bir otobüs modelini çağriştırıyor.Bu otobüslerde ilk defa kullanılan otomatik kapıların çarpmadığı kalmamıştır. Yokuşlardan inerken tıslaması da ayrı bir işti).