Memleket ekonomisinde tüm veriler kaygı veren boyutlara ulaşırken, tüm ümitler büyüme rakamlarına bağlanmıştı, açıklanacağı gün hasretle beklenir olmuştu. Zeybekçi Bakan Bey geçen hafta söylemişti, “TV’nizin başına geçin, rakamları duyunca sadece siz değil tüm dünya şaşıracak” demişti.

Biz de öyle yaptık, nefeslerimiz tuttuk, rakamlar geldi. İçeride ve dışarıda bu kadar itiş kakışa rağmen yıllın üçüncü çeyreğinde gayri safi milli hasıla yani memleketin tüm ekonomik faaliyetleri yüzde 11,1 oranında arttığını görünce, gözyaşlarımız zor tuttuk. En nemrut, en muhalif, en karamsar yorumcuların ekranlardan boş boş baktığını görünce “yaa, böyle kalırsınız” diye lâf attık. Neredeyse sokağa çıkıp büyüme oranından şaşırmışlarla sevinçten halay çekecektik!
Oranlar tartışılır ama bizi en çok mutlu eden son üç aydır sabah akşam “büyüdük büyüyoruz, utanacaklar, mahcup olacaklar” gibi sözlerden kurtulmamız oldu. Ekonomideki diğer sorunlara değinmeden büyüme rakamlarını “kurtuluş” diye günde üç öğün önümüze gelmeyecek artık.
Bu arada nasıl büyüdük: verilen kredilerle, teşviklerle, tüketimle. Bu destekler kesilince -ki yeni yıldan itibaren çoğu bitiyor- ne olacak? Dahası hükümetin sürekli yakınmasına ve düşürülmesi için hiç bir çaba sarf etmediği yüksek faiz oranlarına rağmen bu büyüme sağlandıysa bundan da şikâyet edilmez artık.
Eğer “yüksek faiz eşittir yüksek enflasyon” deniliyorsa, “yüksek faiz eşittir yüksek büyüme” denklemini nasıl açıklayacağız? Alın size güzel bir üniversite tez konusu!
***
ABD’ye niye yaptırım yok?
Başkan Trump, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdı, tüm dünya tepki gösteriyor. Mitingler, protestolar, sert söylem devam ediyor. Peki, bu ABD yönetimine başka tepki örneğin ekonomik ve ticari yaptırım uygulanamaz mı? Tek yapılan İstanbul’daki Trump adını taşıyan kulelerin yolu gösteren levhaları kaldırmak.
Trump’un seçim döneminde de Müslümanlara yönelik ağır laflar etmişti, o zaman bu kulelerin adının değiştirilmesi istenmişti. Hillary Clinton başkan olacak diye beklenirken konu unutuldu gitti. Geleneksel olarak büyük elçiyi geri çağırmadık. Ne olduğu belli olmayan bir iş adamı için nota verildi, bu konuda tık yok. Başka ne yapılabilir? Hiçbir şey.
Yarın uluslara arası toplantılarda Trump’la biraya geleceğiz. Tek yapılacak o konuşurken salonu terk etmek ama alfabetik sıralama olduğu için yan yana oturacağız, kaçış yok. Geçti o muhabbet dolu, sırt okşamalı günler.
***
Onlar gidecek sen kalacaksın
Cumhurbaşkanın Batı Trakya gezisi öncesinde bir grup fanatik yollara “Erdoğan gidecek ama sen kalacaksın” şeklinde yazılı kâğıtlar atmışlar. Biz de bazı Orta doğu ülkelerine, güney sınırlarımıza “ABD, Rusya gidecek sen kalacaksın” diye notlar atsak etkili olur mu?
***
Damat Ferrari Paşa
Hafta sonu İstanbul’da ünlü bir futbolcu, sabahın dördünde arkadaşının arabasını alarak turlamaya başlamış, nedeni bilinmiyor bir anda takla atmış, araba hurdaya çıkmış. Olabilir, insanlık hali, şöhretli insanlar da kaza yapabilir ama polis gelmeden arkadaşları gelip bu vatandaşı olay yerinden kaçırmışlar. Bir tanık çıkıp “bu Burak Yılmaz’dır” demese olay gizemli bir hal alacaktı.
Milyonluk Ferrari marka arabayı ortada bırakıp “aman olayı gizleyelim” çabası anlaşılır gibi değil. Bu da yetmezmiş gibi bizim medyada yazalım mı yazmayalım mı şeklinde bir çekimserlik, bir tereddüt. Başkası olsa, adamın yedi sülalesi ortaya çıkarılır, MOBESE kayıtları iki saat içinde yayınlanırdı.
Bu olay; gol atmaya, kebapçı basmaya benzemez. Bakalım damadın kayınpederi ne yapacak? “Cana geleceğine mala gelsin, bin Ferrari ikisine de kurban olsun” mu diyecek ya da hatırlı dostlarıyla olayı örtbas mı edecek? Her gün bir vaka, bir kabadayılık, şımarıklık, şan, şöhret, para, imparatorluk; bir yere kadar!