Ana Sayfa Yazarlar Bir Yüksek Yargıç-Bir Sıradan Yurttaş (2)

Bir Yüksek Yargıç-Bir Sıradan Yurttaş (2)

109
PAYLAŞ

Dünkü yazımı, Adalet Bakanını salondan kaçırtan Yargıtay Başkanı ’ın yargının yansız ve bağımsız olmamasının neden olacağı yıkımı ortaya saran değerlendirmelerini özetlemiştim.
Alkan ile ortak bir anımızın, bir geçmişimizin olduğunu ise, yeni öğrendim. Yargıtay’ın Daire Başkanlarından dostu olmaktan kıvanç duyduğum Hamdi Yaver Aktan, bir telefon görüşmemizde, Aktan’ın benimle görüşmek istediğini iletmiş, ancak bu isteğin nedeni konusunda bir ip ucu vermemişti. Alkan ile görüşmemiz, 14 Ocak’ta Başkanlık Odasında gerçekleşti. Başkan, taşradan Ankara’ya atandığı Ticaret Mahkemesi’nde taraflarından birisi olduğum bir davada, yurttaş olarak yaptığım bir çıkışın kendisini nasıl etkilediğini ve her fırsatta bunu meslektaşları ile paylaştığını aktarınca, birden belleğim geriye gitti.
1980’lerde, üyesi olduğum kooperatifin genel kurulunun, bir kısım usulsüzlükler ve eksiklikler nedeni ile iptali istemi ile dava açmıştım. Davanın ilk oturumunda, mahkeme başkanı, kimlik belirlemesinden sonra, taraflardan dosyaya eklemek isteyebilecekleri bilgi ve belgeler nedeni ile, davayı ertelemişti. İkinci oturuma girmezden önce, incelediğim dava dosyasında, davalı olan kooperatif yönetiminin de, önceki karar gereğini yerine getirdiğini görmüştüm.. İkinci duruşmanın başlaması ile sonlanması bir oldu. Mahkeme Başkanı, davanın taraflarına bir şey sormadan, üçüncü oturum için, üye yargıca – ki şimdiki Yargıtay Başkanı Ali Alkan imiş- uygun bir tarih sorarak, üçüncü duruşmanın, bir önceki nedenlerle ertelendiğini not ettirmeye başlamıştı. Bunun üzerine, başkana dönerek, bir şeyler söylemek için izin istemiştim. Verilen izin üzerine Heyete dönerek; “Sayın Başkan, siz dosyayı incelemediğiniz gibi, göz de atmamışsınız. Eğer dosyaya göz atmış olsa idiniz, hiç olmazsa, yeniden ertelemeyi, geçen oturumda yazdırdığınız ve yerine getirilmiş olan gerekçe ile yapmazdınız. Çünkü, her iki taraf da,yeniden erteleye gerekçe kılmak istediğiniz eksikliklerini dosyaya eklemiş olduklarını görürdünüz ve başka bir gerekçe yazdırırdınız ” dedim. Bu itirazım üzerine mahkeme salonunun birden buz kestiğini, başkanın renginin kırmızıya doğru dönüştüğünü gözledim. Başkanın, “dosya sayısının çokluğundan yakınması” üzeri ise, “Sayın Başkan, ertelemeniz dosya sayısını azaltmıyor, öteliyor ve sizin ertelediğiniz oturum tarihi, dava konusu kıldığım genel kurulun süresinin bitmesinden sonraya rast geliyor. Davayı kazanmam durumunda bile, benim için kararınızın, haklı bulunmam tesellisinin ötesinde bir anlamı olmayacaktır. Ben, yargı organını, haksızlıkların karşısında bir sığınak olarak algılıyorum ve bu nedenle huzurunuzu işgal ettim. Yargının bu türden, yararı olmayacak kararlar üretir duruma düşürülmesi, haksızlık üretenleri yüreklendiriyor ve yargı haksızlıkların sığınağına dönüşüyor. Eğer, mahkeme kapısına “bize başvurmayın, burası hak arayanların sığınağı değil” diye bir duyuru asmış olsa idiniz, ben, haksızlığa karşı başka yöntemler, mafyatik çözümler arardım” benzeri şeyler söyleyip, mahkeme salonunu terk etmiştim.
Bu çığlığım sırasında Mahkeme Heyetinde yer alan, günümüzün Yargıtay Başkanı/nın benimle görüşmek istemesi, 25-30 sene önce tanıklık ettiği bir yurttaş olarak yargıya yönelik bu çığlığımın kendi meslek yaşamını ve anlayışını etkilemesini benimle paylaşmak istemesi imiş. Meslektaşları ile paylaştığı bu çıkışımın, yargıçlık yaşamındaki etkisini, Başkan Alkan sohbetimizde, büyük bir içtenlik ve alçak gönüllülükle. şu biçimde aktardı: “Ankara Ticaret Mahkemesi’ne en kıdemsiz bir üye olarak atanmıştım. Taşrada yürüttüğüm görevim sırasında, değil taraflardan birinin, avukatların bile, böyle bir çıkış yapmasını düşünmek bile mümkün değildi. İlk kez sizin çıkışınızla, yurttaşın yargıdan ve yargıçtan ne beklediğini kavradım ve ondan sonraki meslek yaşamımda hep sizin o çığlığınızın etkisinde kalarak, mesleğimi yürütmeye çaba gösterdim ve genç meslektaşlarıma da yarattığınız örneği, hep ders çıkartmaları amacı ile yineleyip durdum. Beni çok etkilemiştiniz”.
Başkan Alkan’dan izin alarak, duruşma salonundan ayrıldıktan sonra avukatlar ile yaşadıklarımı paylaştım. Duruşma salonunun kapısında duruşmaya kulak kabartan tanıdık avukatlar,”bu çıkışı nasıl yaptın, iyi ki yargıçlara hakaretten bir işleme konu kılınmadın, biz bile böyle bir çıkış yapamazdık vb.” dediklerinde onlara, “sizler de yakındığımız sistemin bir tamamlayıcısınız, çoğu zaman sizler de dosyayı zamanında inceleyip, gereğini yapmıyorsunuz ve ertelemelerden bu nedenle de yakınıcı değilsiniz” yanıtını vermiştim.
Yargıtay Başkanına, emeklilik sonrası serbest avukatlık yada hukuk danışmanlığı benzeri işler yapıp yapmayacağını sorduğumda, “ben ilke olarak, yargıçların, emeklilik sonrasında avukatlık yada hukuk danışmanlığı yapmalarına karşıyım. Geride bıraktıkları onurlu meslek yılları ile uyuşmuyor. Torunlarımla ilgileneceğim” yanıtını verdi. Ben de, Başkan’dan, bir kısım meslek mensuplarının, emeklilik sonrasındaki yaşamlarında da, emeklilik öncesindeki mesleklerinin onurunu korumaları gerektiği dersini almış olarak, ayrıldım. Erdemin bilgili olmanın ayırdında olan Başkana dilediği bir ikinci yaşam dilemekteyim.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam