Ana Sayfa Güncel Bir sanatçıyı ehlileştiremezsiniz

Bir sanatçıyı ehlileştiremezsiniz

148
PAYLAŞ

 

Son yılların tanınmış yazarlarından Şenay Eroğlu Aksoy ile günümüzde sanat üzerinde artan baskılardan, günümüz kadınlarının çekmiş olduğu sıkıntılara kadar birçok konuyu ele aldık. Kendisiyle gerçekleştirdiğimiz keyifli söyleşide sorularımızı yanıtlayan Aksoy, “Sanatçıyı ehlileştirebileceğine inanmak, edebiyatı, sanatı zerre kadar anlamadığınızın göstergesidir. Bir sanatçıyı ehlileştiremezsiniz” dedi.

İşte yazar Eroğlu’na sorularımız ve yanıtları…

Öncelikle Şenay Eroğlu Aksoy, Türk Edebiyatı’na ne gibi bir özgünlük katmak istiyor?

IMG_2234Yarattığı dille var olmayı başarmak her yazarın dileğidir sanırım. Yazmaya başladığım ilk günden beri bu dili bulabilmiş olmayı istedim. Aradığım; anlatmayı seçtiğim konuların, içtenlikli sesini taşıyan bir dildi. Kolay anlaşılır olması önceliğim olmadı. Eksilterek, ima ederek anlatmayı sevdim. Gündelik yaşamda pek de olumlu karşılanmayacak bu tarzın, okuma edimi sırasında okurla yazarı eşitlediğini düşündüm. Metnin, okurun katkısıyla tamamlandığını… Öykülerimde buna özen göstermeye çalıştım. Kurmaca bir metnin edebiyat tarihinde yer edecek güce sahip olması kolaylıkla gerçekleşen bir şey değil. Yazıldığı dönemde Sonradan keşfedilen, yüzyıllardır okunagelen metinler var biliyorsunuz. Yazarına sorsanız onların yakılmasını vasiyet edebilir. Özgünlük, yazarın çağdaşları arasından sıyrılacak bir dil yaratabilmesiyse, bu soruya en iyi yanıtı zaman verecektir sanırım. Ama kendi adıma özgünlük, beni var eden şeylerin ışığıyla yoğurduğum dilde olsun istiyorum.

Anlatı ve öykülerinizde belirli bir ileti üzerinde duruyor musunuz? Duruyorsanız hangi konular sizin için önceliklidir?

Tüm iktidar ilişkileri, onun gerçekleşme koşulları düşünmekten kendimi alamadığım bir konu. Yaşamın her alanında bu gerilimin yattığını düşünenlerdenim. Bunu sınıfsal bir bakış açısıyla okumakla da yetinmiyorum, sıradanın içindeki iktidar ilişkisi ve iki insan arasında baskın olma, kazanma ve bunun için gerçekleştirilen tüm ayak oyunları, dil kullanımı, jest ve mimikler üzerinde kafa yorduğum oluyor. Her durum ve koşulda beni kalbimden yakalayan ilk bakış bu oluyor. Kimi zaman takıntı düzeyinde bu bakışı kuşandığımı hissetsem de, bunun kalbimin ezilenden yana olma refleksinden kaynaklandığını bilmek iyi hissetmemi sağlıyor. Karanlık öyküler yazmakla eleştirildiğim de oluyor. Neden güzel şeylerden söz etmiyorsunuz, deniyor. Adalet, sevgi ve iyilik dolu durumlarda sözcüklere gereksinim duymuyorum. Onlar öylesine onarıcılar ki kendi yollarını usulca çizerken size ihtiyaç duymuyorlar. Oysa tersi, illa bir şeyler söylemenizi bekliyor sizden.

Eşitsizliklerin olduğu bir yerde suskun tanıklar olmak insanı  korkaklaştırıyor ve   zalimleştiriyor.

Yayınevi ve yazar ilişkisi göz önüne alındığında, Türkiye’de edebiyatın gelmiş olduğu konumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

IMG_2219Yayıncılığın mutfağında yer almadım. Kitaplarım, Yapı Kredi Yayınları’nda yayımlanıyor. Bir yazarın yayınevinden beklentisi baskı kalitesi, editörlük ve redaksiyon çalışması, kitabın iyi dağıtılması, tanıtılmasıdır. Bu açıdan bakıldığında kendimi şanslı hissediyorum. Kimi zaman, iyi edebiyatın da çok satanlar kadar önemsenmesi, piyasa dediğiniz koşullara karşı savunulması gerektiği kaygısına kapılsam da yazarlar açısından bakıldığında yayımlanabilme koşulları öyle büyük sıkıntılarla dolu ki… Bizimki gibi ülkelerde sanatın tüm dallarının insan yaşamında katkısının tam olarak anlaşılabildiği konusunda emin değilim. Son dönemde olduğu kadar siyasi iktidarın kendi sanat anlayışını dayattığı oldu mu bilemiyorum ama sanat eserini var eden onlarca bileşenden söz edilirken, sanatçıyı ehlileştiremezsiniz. Edebiyat siyasi iktidarın politikalarından, kültür yaşamına yaklaşımından payını alıyor ama bunun böyle süreceğine inanmak tam bir safdilliktir. İnsanlık tarihi bize bunu söyler.Siyasi iktidarın sanatçıyı ehlileştirebileceğine inanması, edebiyattan ve sanattan zerre kadar anlamadığının göstergesidir.

 

Kadınlar üzerinde, artan taciz ve tecavüz korkusu hakkında ne söylemek istersiniz?

Bizim kültürümüzde kadın yalnızca taciz ve tecavüz korkusu yaşamakla kalmıyor. Bugün, kendi ayakları üstünde durmak, yaşamıyla ilgili kararları tek başına almak isteyen her kadın öldürülme korkusu yaşıyor. Bu, o denli yaygın bir gerçeklik haline geldi ki, kadın ölümleri sıradanlaşmaya başladı. Kadınların varlıklarının egemen kültür üzerinden tanımlanması, meta ya da namus objesi olarak görülmesi, katlanılabilir şey değil. Düşünsenize bir biyolojik cinsiyetle doğuyorsunuz ve yalnızca böyle doğmuş olmanız yaşamda geriye itilmenize neden oluyor. Nasıl yaşamanız gerektiği bir başka biyolojik cinsiyet tarafından dayatılıyor. Kadınlık, cinsellik odaklı tanımlandığında varılan nokta burası oluyor. Kadın sorununun görünür olmasında feminist hareketin çabalarını çok önemsiyorum, onların yarattığı bilinç olmasa kadın hakları bu kadar güçlü bir sesle dile getirilemezdi.

IMG_2230
IMG_2230

Bir edebiyatçı(muhalif) olarak günümüz siyasetine bakışını nasıl yorumluyorsunuz?

Zor zamanlardan geçiyoruz. Hem içinde bulunduğumuz coğrafya, hem kendi ülkemiz unutulmaz acılar içinde kıvranıyor. Bir zamanlar yaşanmış, kitap sayfalarında okuduğumuzda kanımızı donduran tarihsel dönemlerin bir benzerine tanıklık ettiğimizi düşünüyorum. Yarın, bizden sonraki kuşaklar bu acılar unutulmasın diye öyküler, romanlar yazacaklar. Durmadan böbürlendiğimiz insanlık mirasının devletler eliyle mülteci pazarlığı yapılırken, kentler yerle bir edilirken, insanlar yerinden yurdundan edilirken, çocuklar ölümlerden ölüm beğenir, tecavüze uğrarken yok olup gittiğini düşünüyor, utanıyorum. İnsanlık tarihinin bunca yıllık birikimi çocukları bile korumaya yetmiyorsa, neden varız?

Son olarak yeni kitap hazırlıkları var mı?

Elbette… Düşünmeye, yazmaya başladım. Kafamın içinde dönüp duran öyküler var. Kimisi yarım, kimisi elden geçip yolunu bulabilmek için bekliyor, kimi yazıldı ama kendi bıktırıcı gözümün tekrarı olduğu düşünüldüğünden bir kenara atıldı. Beklemenin ardından okurla buluşma mertebesine erişirler mi bilemiyorum. Yeni bir kitap yazmaya başlamak/yazabileceğiniz inancını taşımak kendi içinde oldukça gerilimli bir şey, en azından yazar için böyle. Hele benim gibi öykülerin bir üst kurgunun ürünü olmasını tercih etmeyen, kâğıda düşen ilk cümlelerin işaret ettiği bütüne doğru yürümeye meyilli bir kaleminiz varsa… Yazmaya başlasam da nereye varacağını kestirmek zor.

 

 

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam