Ana Sayfa Yazarlar Bir “Özür”ü Anlamak…

Bir “Özür”ü Anlamak…

143
PAYLAŞ

Üniversite yıllarımdan beri kitap fuarları benim için hep heyecan veren yerler olmuştur.

 

Ankara’da eskiden Tandoğan Meydanı’na yakın, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı binası vardı, fuar orada açılırdı. Heyecanla giderdim ve elimdeki avucumdaki parayı kitaba verirdim. Okumaya başlamadan önce, aldığım kitapların sayfalarını koklar, içime çekerdim. Zamanla yetişkin olup, yazmaya başladım ve bir gün kendimi TÜYAP’ta imza dağıtırken buldum.
Böyle bir aşktı benim kitap aşkım. Hiç eksilmedi… Bana göre tek makbul, masum ve makul suçtur kitap çalmak. Dünya, geçen hafta sonu Paris katliamları ile bir kez daha sarsıldı. Ancak Türkiye’nin kendine özgü gündemi zaman zaman çok eğlenceli zaman zaman sinir bozucu kapsamı ile hep farklı. Hafta sonu da böyle bir gündem vardı. Söylemeden yapamayacağım,
Ülkeye bakın, bu kadar düzeysizlik içinde böyle tavırlara ne kadar hasret kaldıysa, özür mesajı tarihe geçti. Oysa böyle bir krizi yönetirken düzgün, sade bir özür yetmeliydi.
Özür mesajında bir takım abartılı açıklamalar yapmak, fatura kesmek ve sorumluyu cezalandırmak özür mekanizmasının içini boşalttığı gibi, hala bizim ülkemizde medeniyet göstergesi olarak algılansa da, modern ve gelişmiş dünyada artık kullanım dışı…
Ayrıca özürün içeriği bize, Can Öz’ün ülke insanının hangi noktaya geldiğini, geçirdiği evrimi çok iyi bildiğini de düşündürüyor. Kaldı ki, kendisini tehdit bile ederek, ne koparabilirsek kar diyenler bile olmuştur.
Çünkü açıklama hem PR kokuyor, hem de böyle bir talepler setine cevap veriyor, bu çok belli… Özür dilenmesi, takdire değer, ancak dileme biçimi ve yayın dünyasının içinde olduğu emek-işgücü ve ticaret ilişkileri açısından eleştiriye açık. Ve olmalı da…
Ayrıca olay Ali Koç’un ‘’sosyalizm vardı da biz mi uymadık’’ özürü gibi bir açıklama ile birleşince ülkemizdeki yozlaşmanın dibini de bize göstermiş oldu. Tabii ki, çocuğun kitabı alıp almadığı belli değil, bu koşullarda stant görevlilerinin yaptığı edilemez, hepsi tamam.
Olaya neden olan çalışanlarla yollar ayrılmış (!), sanki şahane bir çözüm, yapılan açıklamada bir yığın abartılı vaat var. Samimi ve gerçek bir özür bu kadar vaade ihtiyaç duymaz.
Kimse şunu sorgulamıyor; neden bu olay oldu? Yayın ve dağıtım tarafındaki ticari kafayı, orada dönen yazarından, editörüne ve matbaa işçisine kadar emek sömürüsünü sorgulamadan dilenen bu özürü ve vaatleri alıp kabul etmek, o çocuğun kırılan onurunu, tamir eder mi? Eder diyorsanız sorun yok, düzen devam edip gider. Çocuğun kırılan onuru ile alacağı vaat edilen ödül(ler) , ki, bu da eğer yaptıysa, yaptığının karşılığında doğru bir tavır değildir.
Çünkü çocuk yetiştirme pratikleri tarafından baktığımızda da, ahlak dışı istenmeyen bir davranış ödüllendirilmektedir. Sonuç olarak, elimizde kalan sadece; ahlak, özür, ödül ve ceza anlayışımız ile işinden olan çalışanlardan başka bir şey değildir. Neresinden tutsak bu olay tepe taklak bir toplum hikâyesidir…

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam