Suriye’ye füze atılmasıyla Türk Lirası’nın önlenemez değer kaybı aniden ve şimdilik durdu. Neden böyle çılgınca değer kaybediyordu, hiçbir önlem, düzenleme olmaksızın belli bir değer bandına sıkıştı kaldı, bundan sonra ne olacak soruları cevap beklerken vatandaş, olup biteni artık mizaha vuruyor.

Mizah konusu en çok yapılan da son dört yıldır doların 2.30’lardan 4.20’lere geliş sürecinde her oynamayı” spekülatif hareketler, eski değerine dönecek, ekonominin gerçeklerini yansıtmıyor” şeklindeki klişe açıklamalar. Geliştirilen esprilerde bu tür sözlerin artık vatandaşı ikna etmediği belirtilerek yeni bir “denklem” öneriyorlar.
Buna göre, gerçekte “bir dolar 4 lira” değil, “bir lira 0.25 yani çeyrek dolar” oldu.
Doğrusu da bu. Hep dolar, avro şu bu oldu diyoruz ama madem lirayı konuşuyoruz lira baz alınarak diğer paralar karşısındaki değeri öne çıkarılmalı. Böylece belki de liranın değer kaybı azalır.
Bu arada dolar kaç lira oldu sorusuna “Rabia” demenin modası da geçti.

HEP AYNI LAFLAR

Biz doların ani sıçramalarına karşı hep aynı tepkiyi veren ekonomi yönetimini eleştirirken yabancılar da aynı tekrara düşüyor artık.
En son yine Moody’s adlı kuruluşun raporu açıklandı. Yeni bir şey yok, hep aynı cümlelere takla attırıp yeniymiş gibi sunuluyor. Neymiş, TL kırılgan, banka kredilerinde sorun artıyor, enflasyon her sektörü olumsuz etkiliyor, döviz rezervleri eriyor, faiz artırılsın, vs. Arkadaş bu sözleri geçen yılda söylüyordunuz, yeni veya bilinmeyen bir şey var mı? Zaten yeni bir şey olsaydı piyasalar toz duman olurdu.
Sonuçta hem içerden hem dışarıdan artık aynı sözler nakarat gibi tekrarlanıyor, değişmiyor. Değişen alım gücü eriyen vatandaşın geliri ve kamunun borçları, açıkları.

TÜRK BANKALARININ SIRTI

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) Başkanı Mehmet Ali Akben bey,” en kötü senaryolarda bile “Türk bankalarının sırtının yere gelmediğini, sektörün ülkenin en güçlü yanı olarak ilk sıralarda yer aldığını” söylemiş.
İyi güzel de ülkede Türk bankası kaldı mı? İrili ufaklı bankalar, yabancıların kontrolünde. Üç kamu bankası ve kuruluşu yerli sermayeli birkaç bankanın hisselerinin tümüne yakınını da, Borsa İstanbul’da, yabancı fonların elinde. Bu durumda Türk bankası nitelendirmesi anlam taşımıyor. Sırtları yabancılara dayalı.
Bu arada ekonomide gelinen karışıklığın ve yatırımların önündeki engelin nedeni olarak gösterilen bankalara bakışımızı da netleştirelim. Sabah kalk, “eyy bankalar, faizleri düşürün” diye söze başlayın, akşam “bankalarımız güçlü filan falan” deyin. Kim olsa aklı karışır.

GURUR VE KİBİR

Cumhurbaşkanı Erdoğan gelecek seçimler için parti üyelerini diri tutmak için sırtlarını sıvazlıyor ve onlara yol gösteriyor. Bunlar arasında partililere hitaben kullandığı bir cümleyi Suriye, dolar, kargaşasında kaybolmadan tekrarlayalım:
“Halkın tepkisini çeken her türlü tavırdan, davranıştan, lüksten, şatafattan, kibir, gurur ve çekişmeden uzak durmalıyız”.
Diyelim, lüks, şatafat, kibir, gurur, çekişme gibi kavramlardan seçimlere kadar vazgeçildi, sonra ne olacak, aynısına devam mı?