Ankara’nın tanınmış cerrahlarından Prof. Dr. Zafer Öner, hastalarına şifa dağıtmak için kullandığı neşterini bu kez, üniversite camiasından tıp ve bilim dünyasına, günlük yaşamdan toplumsal olaylara, Türkiye’deki iç ve dış siyasi gelişmelere kadar geniş bir yelpazedeki olayları irdelemek için kullanıyor.

Kendi deyimiyle hayatını “okuyarak, okuyarak, okuyarak” geçiren ve 63 yaşından sonra “yazıcılığa” başlayan Profesör Öner’in çevresinde “sosyal medya fenomeni” hâline gelmesine yol açan yazıları, “İnceden Günceye” adlı kitapta yayımlandı.

Prof. Dr. Öner, “herkesin Mersin’e gitmeyi tercih ettiği bugünlerde, tersine gitmeyi yeğliyor ve söylenmeyenleri inceden inceye” dile getiriyor. İşte Akılçelen Kitaplar’dan çıkan “İnceden Günceye”de, Prof. Dr. Zafer Öner’in dile getirdiği bazı ilgi çekici görüşleri:

“Atatürk akıl ve bilimse karşıtı da hurafe ve akıl kullanmamaktır. Ne kadar ilkelleşirsek o kadar mutlu mu olacaksınız?”
“Agnoloji, yani cehalet bilimi. Ya da bilgisizliğin ne olduğunu araştıran dal. İnsanın okumuş olması cehaletini gidermez… Bunu hepimiz biliyoruz! Örneği de çok. Adam arsayı gördü mü? Gördü! O zaman sökersin üzerindeki ağacı, dikersin binayı… Ne diyor, size ‘misafirimizsiniz’ diyen kadın: Çok rant var hocam! Şimdiden bütün ofisler satıldı!”

“Uzakta ezan sesi yanık bir şarkı gibi, türkü gibi… Hüzün dolu! Yumuşacık… Namaza değil de insafa, merhamete çağırıyor sanki! ‘Eğer öldürüyorsan gelme’ mi diyor yoksa; ne namaza ne de camiye!”
Evet, Prof. Dr. Zafer Öner’in kalemi, hastalarının şifa bulmasını sağlayan neşteri gibi, her alanda âdeta kanayan yaraya dönen olayları gözler önüne seriyor.

Gaziantep’te 1947 yılında doğan Prof. Dr. Zafer Öner, ilköğrenimini Kilis’te, ortaöğrenimini Ankara Atatürk Lisesi’nde tamamladı. 1965 yılında girdiği Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesinden 1972 yılında mezun olan Öner, 1977 yılında Genel Cerrahi uzmanlığını tamamladı. 1979 yılında “Ph. D” unvanını aldı. 1982’de doçent, 1988’de profesör oldu.
Bakın “Ekşi Sözlük”te onun için ne yazıyor: “1947 yılında doğmuş olduğu Gaziantep’ten, ilkokul için Kilis’e, oradan bütün mal varlığı olan bir çift ayakkabısı ve kalbiyle Ankara’ya gelen, şu anda doğduğu topraklara gitmek istediğinde kendisinden önce şanı giden profesör doktor, iyi insan.”