Yalnızca Türkiye’yi değil, dünyayı da sarsan Reina Katliamı’nın suçlusunun sağ olarak yakalanması, büyük bir başarıdır… Bunda hiç kuşku yok…

; gerçekten de “ihtiyacın kendisi için zirve yaptığı” bir dönemde, şapka çıkarılacak bir zafer kazanmıştır…

Bu satırların yazarı, şimdiye kadar birçok polis tanıdı ve Türkiye’de polis olmanın ne kadar zor olduğunu, “onların başına gelenleri” görerek anladı… Başarılı polislerin teker teker devre dışı bırakıldığını fark etmek, anlaşılır gibi değildi…

Önceleri bunun nedeni olarak; “mesleği kişisel çıkarları için kullanmaya yatkın ve bir biçimde yetkili makamlara gelmeyi becermiş” olanların yaptıkları göze batıyordu… Çalışan ve suçluları yakalayanlar, onların ekmeğini kesiyordu çünkü…

…Ve bunu yapabilmek için de, sofistike yöntemler bulmuşlardı…

Bunların en şeytanca olanı, hedefteki polisin terfi ettirilerek başka bir göreve atanmasıydı… Örneğin, bir şube müdür yardımcısı terfi ettirilip şube müdürü yapılıyor ve ayrı anda mesleki deneyime hiç de uygun olmayan, hatta kurulduğundan bu yana “ne işe yaradığı” bile bilinmeyen bir şubenin başına getiriliyordu…

O dönemdeki polis muhabirlerinin ağzından düşmeyen “Türkiye’nin en iyi polisleri kızakta olanlardır” sözü, gerçeğin ta kendisi olmuştu…

Sonra devir değişti… Hala kişisel çıkar peşinde olanlar vardı ama, bunlara bir de “kendini siyaseten birilerine adamış olanlar” katıldı…

Polis gücü olmadan ülke olunmaz… Kamu düzenini devam ettirebilmenin, suçları önlemenin, vatandaşın güvenliğini sağlamanın tek garantisidir polis… Dış tehditlere karşı güçlü bir orduya ihtiyaç duyulması kadar kaçınılmazdır…

Reina canisinin sağ olarak yakalanması, bu açıdan bir umut ışığı oldu… “Hala iyi polislerimiz var” diyebileceğimizi hissettirdi bize…

Sevindik…

Ama; bu duyguların bizi uçurup “ülkemizin geleceğinin belirleneceği” günlerde yaşamakta olduğunu unutturmaması gerek… Tamam, sevinelim ve öğünelim tabii ki. Bizi sevince itenin ne olduğunu anladığımız sürece…

Körleştiren bir sevinç tehlikelidir…

Çünkü geleceğe yürürken “görebilmek” gerekir… El yordamıyla ya da daha da fenası “başkalarının yönlendirmesiyle” yürümeye kalkanları bekleyen tehlike büyüktür… Onlar sadece kendilerini değil, ülkelerini ve gelecek nesilleri de tehlikeye attıklarını fark etmek zorundadırlar..!

PAYLAŞ
Önceki İçerikBaşkent’te balık tüketiminde hamsi yine birinci
Sonraki İçerikBu kez atlar şehre indi
Mehmet Ali Yula
Gazeteciliğe 1965 yılında Ankara’da başladı. 1970’de Hürriyet’e geçti. 1977’da ek görev olarak İsveç Devlet Radyosu. 1991’de Nokta Dergisi. 1993’da Akis Dergisi. 1994’de Inter Star Televizyonu. 1998’de mesleği terketti. 2006’da emekli oldu.