Ana Sayfa Yazarlar Binlerce yıldır harika duygu: AŞK

Binlerce yıldır harika duygu: AŞK

193
PAYLAŞ

“AŞK bir duygusal eylemdir, aşka sayı sıfatı yakışır mı? Demeyin, insanın baş rolde olduğu her yerde aşkın her hali yaşanır. Mutlu ve unutulmaz aşklarınız olsun…

Yeryüzünde aşktan daha fazla üzerinde yazılıp konuşulan başka bir duygu yoktur.
Pek çok insan aşkı bildiğini, yaşadığını zanneder ya da yaşamak için aşkı arar.
İçinden geçtiğimiz çağda aşkın herkeste ciddi kafa karışıklılarına yol açan farklı halleri var.
İnsan yalnız yaşayamayan, başkalarıyla birlikte var olan ve yakın ilişkiler arayan bir canlı.
Ve binlerce yıldır bıkmadan konuştuğumuz aşkın bilimdeki adı; ‘’yakın duygusal bir ilişki türü.’’
Bu noktada önemli olan da, yakın ilişki ya da “AŞK “ için her zaman bir “diğerinin” varlığı.
Bilim dünyasının en temel sorularından biri; aşkın, içten gelen bir eğilim mi, dürtü mü olduğu, yoksa sosyal öğrenmelerle mi oluştuğu yönündedir.
Bu tartışmalar, aşkın ömründen devam edip, aşkın kimyasal olup olmadığına dair değişik tevatürlere kadar uzanır.
Gerçekte zihinsel faaliyete, duygulara ve özgün davranışlara dayalı dinamik bir sistemdir AŞK…
AŞK; ilişkilere dayalı davranışlar dizisi olmayıp, etkileşimler dizisidir. Bir alış veriştir. Duygu, ten, sıcaklık, koku, temas gibi insana özgü zihin ve kalbin yönlendirdiği bir etkileşimdir.
AŞK ilişkisi, ilişkiyi meydana getiren bireylerin etkileşmelerinden doğar. Bilim dünyası pek çok insan ilişkisini araştırdığı gibi, aşk ilişkisine de kafa yormuştur.
Freud’a gore; cinselliğin yüceltilmesi, Harlow’a göre; bağlanma davranışı, Fromm’a göre; ilgi, sorumluluk, saygı ve anlayış, Tennov’a göre ise, akıl ve mantığı devre dışı bırakan, geçici bağımlılık ve sevilen kişiye yönelik bedenin verdiği duyarlı tepkidir. Kernberg, aşkın karşıdaki kişiye yöneltilmiş sevgiden ve cinsel bir arzudan ortaya çıkan uyarılma ve sert bir enerji olduğunu söyler. Lee, aşkı renklerle anlatmış, aşkın birden çok boyutunu renklerle açıklamış ve bu bağlamda aşkı boyutlandırmıştır. Sırasıyla bu boyutlar; Pembe(başlangıç), Kırmızı(tutku), Mor(bilinçli arzu ve beraberlik), Mavi(huzur), Sarı(alışkanlık) ve Ihlamur yeşili(olgunluk dönemi) dir. Sanatın her dalı aşkla üretmiştir, çoğalmıştır.
Oskarlı yönetmen Haneke’ye göre aşk; ‘’sadakat ve koruma amacına ulaşmayı sağlayan, evrimsel biyolojik temeli olan bir sevme ve sevgi biçimidir. Ve bu amaçların ilki; birbirine bağlılıktır.’’
Aşkın en önemli özelliği, her zaman bitmesi ve ardından sevgi, öfke ya da nefret gibi başka duyguların gelişmesidir. Uzun süreli ilişkilerde, sevgi, öfke ya da nefret olsa bile bağlılık gelişir. Ayrılmak o yüzden zordur. Bir de ‘’çok aşklılık’’ vardır, ki, konuşmaktan kaçar insanlar, ama çok aşklılığı yaşamaktan kaçınmazlar.
Hele de evlilikler ve ilişkilerin sorgulanması ile bu durum, daha da konuşulup düşünülür hale gelmiştir. Çünkü mutluluk arayışı hiç bitmeyen insan, gizlice yaşadığı çok aşklılıktan medet ummaya başlamıştır.
Türkiye’de her yıl boşanma oranlarındaki artışlardan bahseden resmi istatistikler yayınlanır.
Ama nedenleri yeterince sorgulanmaz. Ya da ekonomik, kültürel, sosyolojik, her türlü neden sayılır da, tek bir konu kesinlikle sorgulanmaz. O da; tek eşli evliliğin ve ilişkinin kendisidir.
Çünkü buna ülkemizde kılıf bulmak kolaydır ve sorgulamak da kimsenin işine gelmez. Tek eşli aşk ve buna dayalı evlilikler gökten zembille inmemiştir ve aksine tarihsel bir arka planı vardır. Bir düzen olarak kurgulanıp normatifleştirilmiştir (toplumsal kabulü sağlanmıştır).
Sorunlar da böylece başlamıştır. Çok aşklılık kadın ve erkek arasında yüz yıllardır süre giden bir yer altı faaliyetine dönüşmüştür. Ve çok aşklılık mutlu eder mi? Aşkın çok olanı nedir? Niçinleri var mıdır?
Nasıl da kulağı tırmalıyor değil mi?
“AŞK bir duygusal eylemdir, aşka sayı sıfatı yakışır mı? Demeyin, insanın baş rolde olduğu her yerde aşkın her hali yaşanır. Mutlu ve unutulmaz aşklarınız olsun…

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam