Bilmiyenler için PKK (1)

0
109

“Neyi merak ettim biliyor musun Reşad? Hani şu geçen akşam Yunanı’nın oradayken üst düzey PKK yöneticilerinin çok para kazandığından söz etmiştin ya.”

“Ağalar ağbi, ağalar…”

“Tamam, ağalar diyordun sen o zaman da. Haraç, eroin filan da demiştin.”

“Evet, aynen öyle ağbi.”

“Biraz anlatsana şunu. Mesela şu haraç işi nasıl dönüyor. Gerçi biz de sık sık duyuyoruz ‘PKK haraç topluyor’ diye ama, hiç somut bir olaya denk gelmedik şimdiye kadar.”

“Ağbi haraç işinde somut bir şey olur mu hiç. Somut oldu mu, iş patlar çünkü. İş patladı mı da, artık ne çıkarsa bahtına. Yani haraç veren açısından söylüyorum bunu. Adamı zaten korkutmuşlar ki haraç verecek. Korkmasa vermez. Ama nasıl korkmasın ki? Başına geleceği biliyor. Daha önceden direnmeye çalışanlara neler olduğu aklına geliyor.”

“Kim bu korkanlar Reşad? Yani aslında kim bu haraç verenler demek istemiştim.”

“Genelde Türkler tabii ağbi. Aralarında Kürtler de var, gerçi. Çoğu esnaf takımı. Dükkânı var. Şimdi gelip birileri başına çöktü mü, ne yapacak ki adam? Veriyor işte.”

“Eee kim gidiyor bunlara haraç istemeye?”

“Militanlar. Ayak takımı yani. Bunlar görüntüsü bozuk tipler olur hep. Adam iyice korksun diye.”

“Peki sonra? Diyelim ki adam parayı verdi. Bundan sonra ne oluyor? Paylaşılıyor mu bu para?”

“Bu konuda katı kurallar vardır ağbi. Her yerel örgütünki öbüründen biraz farklı olabilir tabii. Çünkü ülkeden ülkeye durumlar değişebilir. Tahsilâtı yapan içinden kendi payını alır, geri kalanını da bağlı olduğu lidere verir. Onun da payı var tabii. Sonra o da kendi liderine aktarır. En sonunda da Bekaa’nın kullanabileceği hesaplara yatırılır paralar.”

“Vay be, eksile eksile gidiyor ha?”

“Evet abi, eksile eksile gidiyor. Sorun da burada. Benim gıcık kapmamın nedeni bu işte. Bu eksilmenin bir yerde zorunlu olduğunu anlıyorum ama görüyorum ki son kademenin bir altında, bayağı büyük eksiliyor.”

“Nerden biliyorsun Reşad?”

“Bilmemek mümkün mü ki? Adamı tanıyorsun, ne zaman ve ne halde geldiğini biliyorsun bir kere. Sonra bir de bakıyorsun ki, ooohhh krallar gibi bir hayat yaşamaya başlamış. Güzel evler, villalar falan. Etrafında bir araba karı kız.”

“Kürt kızları mı?”

“Çoğunun etrafında Kürt kızları var. Ortalıkta salak Kürt kızından çok ne var ki zaten? Tav oluyorlar işte. Aslında hareme giriyorlar ama farkında değiller. Adam havalı. Kürt halkının çıkarları için çalışıyor baktığında. Ulusal kahraman yani. Para da bol. Daha ne olsun ki?”

“Türkiye’den mi geliyor bu kızlar peki?”

“Ne gerek var buna ağbi. Ta Türkiye’den kız mı getirilirmiş? Buralarda o kadar çok ki. Ya küçücükken gelmişler aileleriyle birlikte, ya da buralarda doğmuşlar. Sonuçta Avrupa’da büyüdükleri için de, daha uygunlar bu işlere. Hepsi dil biliyor en başta. Yanında dil bilen birinin bulunması her zaman işe yarar. Şimdi böyle imkânlar varken tutup memleketten kara cahil Kürt kızını getirip de ne yapacaksın? Ne konuşmasını bilir, ne oturup kalkmasını. Giyinmesini bile bilmez. Yanına alıp bir yerlere götüremezsin.”

++++++++++++++++++

Bu satırları Kuşbeyaz adlı belgesel romanımdan aktardım… PKK’yı merak edenler için, yarın devam edeceğim ve asıl para getiren şeyden, eroin ticaretinden bahsedeceğim..!