Ben suya “buu..” derken başlamış ..

0
189

68 başkaldırmamız nasıl ortadan kaldırıldı ona bakacağız bugün. Kanaat önderimiz Albert Camus altlık yapacağımız notlarını tutmaya 1941’de başlamış. Öncülleri ve/veya yaşdaşlarının özlü deyişleri arasında ki safarisi sırasında acun (dünya)un  ne denli “saçma düşün yüklü  olduğunun” ayırdına varmış.

Öz Türkçe yoğun girişimi  yadırgamayın çünkü Kadıköy Maarif Koleji’de Camus’nün “Yabancı” ve diğer yapıtlarını okuduğum 60’lı yılların yazın/edebiyat dili öz Türkçe idi. İrtica zaman içinde dilimizi elifbayla kesti. Albert Camus’yü, diğer filozof, edebiyatçı veya topluma yön veren her aydın gibi, çağının olaylarına göre değerlendirmek gerekir. Camus’nün yaşadığı çağa diktatörler ve savaşlar çağıydı demek yanlış olmaz. Yazarın, işte böyle bir dönemde ‘Absürd’ felsefesini kurması bir rastlantı olamazdı kuşkusuz. O, çevresinde yaşananların anlamsızlığını berrak bir bilinçle fark etmiş; aynı, saçmalığa karşı başkaldırma argümanında dile getirdiği gibi çevresinde olan bitenlere gerekli savaşı vermiş, mesela Alman tankları Paris sokaklarını döverken, bir yer altı direniş örgütünün önde gelen kahramanlarından birisi olmuştur.
Beraber yürüdük biz bu yollarda
22 Mart 1968 günü Paris’te Nanterre Üniversitesinde Daniel Cohn Bendit (kızıl Danny) önderliğinde bir grup öğrenci ABD’nin Vietnam savaşını protesto ederek ve eğitimde reform yapılmasını isteyerek 68 olaylarını başlattı günü izleyerek bütün dünyada üniversite işgalleri, eğitim boykotları hızla yayıldı. Bu olaylara 68 olayları, bu olaylar sırasında üniversitede bulunan ve devrimciler adı verilen kanatta yer alan öğrencilere de 68 kuşağı adı verildi. Sonradan bizim gibi ülkelerde devrimci olmayan, o yıllarda üniversitede okuyan muhafazakâr kanattakiler de kendilerini 68 kuşağıyla birlikte anmaya başladılar. Dönem, bütün dünyada bir başkaldırı dönemiydi. Devrimciler kimdi, Che Guevara ne diyor ne anlatıyor, ne istiyordu, Amerika ile Rusya arasındaki uzay yarışı bu ortamı nasıl etkiliyordu? Mesela eşitsizliği, savaşı, kısıtlayıcılığı protesto edenler arasında Joan Baez vardı. Elinde gitarıyla protest şarkılar söylüyordu. O dönemde her alanda yaşayan efsaneler vardı. Çoğu da efsane olmak için çok genç yaştaydı. Bunları uzun uzun yazarım yazmasına ama buralara sığmaz. Belki şu kadarını söyleyebilirim: Çoğu genç insanın kafasında daha iyi, daha eşitlikçi, daha özgür, daha barış dolu bir yaşama ulaşmak, kapitalizmin yıkıcı kâr ve büyüme güdüsünü dizginlemek, gelir dağılımını daha eşitlikçi kılabilmek için düzeni değiştirme düşüncesi vardı.
Sonu çok kötü bitmiş bir başkaldırı olarak tarihe geçti bizde 68 kuşağının öyküsü.
Başka bir 68’li Mahfi Eğilmez’e kulak verelim; Bizde 1960 darbesi aslında bir askeri darbe olmasına karşılık başka darbelerden farklı bir gelişmenin tohumlarını atmıştı. 1961 Anayasası, şimdiye kadar Türkiye’de yapılmış en ilerici en demokratik Anayasaydı. 61 Anayasası’nın getirdiği özgürlük havası genç kuşağın o zamana kadar yaşamadığı bir ortam yaratmıştı. 1968’de Fransa’da başlayan başkaldırıya eşlik ederek, daha fazla özgürlük, daha fazla barış istemiyle başkaldırdı gençlik. Ne var ki bizdeki yöneticiler bu başkaldırıya hiçbir zaman hoşgörüyle yaklaşmadılar. Bu başkaldırı, ‘devlete karşı isyan’ olarak tanımlandı ve askeri darbeyle durduruldu. Askerlerin 1961 Anayasasıyla getirdiği özgürlük havasını, 1971 Anayasa değişiklikleriyle yine askerler kaldırdı. İşkenceler, cezalar, yargılanmalarla geçti koskoca dönem. Ve idamlarla noktalandı. Türkiye, ne yazık ki bu kuşağın başkaldırısının eşitlik, özgürlük, barış amaçlı olduğunu anlamamakta ısrarla direndi. Bugün, aynı gereksinimler hala artarak devam ediyorsa o günlerin anlayışsızlığının bunda katkısı çok fazladır.
Başarabilsek farklı bir dünya olurdu
68 kuşağının başkaldırısı ne yazık ki yalnızca Avrupa’da sınırlı sonuçlar verdi. Eşitlik, barış, özgürlük, gelir dağılımını düzeltme idealleri dünya çapında açık sonuçlara ulaşamadı. Amerika mesela, bu başkaldırıyı görmezden geldi. 1960’larda Vietnam’da savaşan ve her şeyi yüzüne gözüne bulaştıran ve aslında 68 başkaldırısının belki de temel nedeni olan Amerika, aynı tavrını dünyanın her yerinde inatla sürdürdü. Son olarak petrol çıkarlarının peşinde saçma sapan bir Büyük Ortadoğu Projesi eşliğinde buralara şekil vermeye kalktı, her geçen gün daha da karışan bir bölge yarattı.Bugünün küreselleşmiş dünyası 68’lerin dünyasından bile daha az eşitlikçi, daha az özgür, daha az barışçı bir dünya. Üstelik tek tük çabaları bir kenara bırakırsak, dünyanın hiçbir yerinde daha eşitlikçi, daha barışçı, daha özgürlükçü bir dünya için 68 kuşağının ateşlediği kıvılcımı ateşlemeye mecali olan bir kuşak görünmüyor.