Ana Sayfa Yazarlar Batı Nereye, Türkiye Nereye ?

Batı Nereye, Türkiye Nereye ?

26
PAYLAŞ

Daha önceki yazılarımda “2000’li yılların başında, yeni bin yıla girerken” insanlığın beklentilerine, umutlarına yer vermiştim. Bu haftalık yazımın konusunu, Merkez Bankası’nın genişletici para politikası ile resesyonun üstesinden gelme çabaları ile bunun parasal piyasalar üzerinden Türkiye’ye etkisi oluşturacaktı. Ancak, 25 Ocak’ta Yunanistan’da yapılan seçimlerde radikal sosyalist koalisyonunun, nerede ise tek başına hükümet kuracak bir başarı göstermesi, dünyanın gündemine oturdu. Bu nedenle, bu başarının olası etkileri üzerinde durmak istiyorum. Parasal genişlemenin sonuçlarına, sonraki yazımda yer vereceğim.
Malların, hizmetlerin, işgücü, sermaye ve teknolojinin serbest dolaşımını, sağlamak amaçlı olarak kuralsal ve kurumsal yapılanmaları, İkinci Dünya Savaşı sonlarından başlatmak mümkün. Bununla birlikte, 1980’li yıllardan başlayarak ekonomik,politik ve toplumsal yaşamımıza egemen olan “küreselleşme sürecinde” kilometke taşlarından bir-ikisini burada anımsatmak isterim. Bunlardan birisi, İMF ve Dünya Bankası(DB)’nın 1989’da birlikte önerdikleri “standart politika paketi” olmuştur.”Washington Uzlaşısı” olarak da adlandırılan bu paket, IMF-DB nın standart paketine ek olarak “vergi oranlarını düşürme”, “vergi tabanını genişletme”, “yabancı sermayenin özendirilmesi”, mülkiyet haklarının korunması” benzeri önlemleri içermektedir. Bu yeni politika düzenlemeleri ile, önceki hükümet politikaları ve kamu sektörüne merkezi ağırlık veren kalkınma model ve uygulamaları, yerini kaynak dağılımını piyasa mekanizmasının işleyişine terkeden bir modele bırakmıştır. Özelleştirme, serbest ticaret, serbest kur ve serbest faiz politikası, yabancı sermayenin özendirilmesi, mali disiplin, vergi reformu ve kamu yatırımlarının sağlık,eğitim ve altyapıya yönlendirilmesi ise, bu modelin araçları olmuştur.
Washington Uzlaşısı’nın hemen ertesinde, 7 Şubat 1992’de, Avrupa Topluluğu(AT), bütünleşmenin son aşaması olan ekonomik ve parasal birlik konusunda “Maastricht Antlaşması”’nın yürürlüğe girmesi sonrasında,1993 başında “Avrupa Birliği”ne dönüşmüştür.
Yeni bin yılın başında, Eylül 2000’de BM Genel Kurulu tarafından kabul edilen Yeni Binyıl Kalkınma Hedefleri” belgesi ortaya konulmuştur. Uluslararası topluma bakış açısını, sosyal ve ekonomik kalkınma için öncelikle insanın geliştirilmesi ve küresel katılımcılığı ana ilkeler olarak benimseyen bu karar, yeni bin yılın birlikte yaratılmasını erekliyordu. “Yoksulluk ve açlık sorununu yeryüzünden kaldırmak”, herkese en az ilköğretim olanağı sağlamak”, “kadın-erkek eşitliğini sağlamak ve kadınları ekonomik yönden güçlendirmek”, “bulaşıcı hastalıklarla savaşım”, “doğal çevreyi korumak” ve “küresel katılımı sağlamak” ve benzeri ilkeler, yeni binyılın önceliklerini belirliyordu.
Yeni Binyılın ilk onbeş yılını geride bırakmış bulunmaktayız. Aradan geçen zamana karşın,2005’den bu yana BM Genel sekreterliği tarafından yayımlanan yıllık raporlara göre, bazı ilerlemelere karşın, 1990’lara göre açlık ve yoksulluğun arttığı acı bir küresel gerçek olarak karşımızda durmaktadır.
Bütün bu kurumsal ve kuralsal oluşumlar, dünyamızda beklenen sonuçları, geniş yığınlar açısından vermemiştir. Kuşku yok ki, ekonomik büyüklükler artmış, varlık stoku büyümüş, yeni küresel zenginlerin sayısı artmış,yanısıra ise, açlık ve yoksulluk giderek yaygınlaşmış, terör ülkesel ve bölgesel olmaktan küresel olmaya evrilmiştir. 1990’lı yıllarde çıkan ülkesel ve bölgesel ekonomik krizler, 2007’de küresel bir yaygınlık kazanmıştır. Bazı Akdeniz’e kıyısı olan AB ülkeleri, iflas ile yüzyüze gelmiş, iflasların giderek sistemsel çöküşünü önlemek amaçlı olarak IMF-ABMB ve Avrupa Komisyonu, bu ülkeleri iflastan kurtarmak amaçlı, toplumsal yığınlara kemer sıkmayı, işsizliğe katlanmayı, görece yoksullaşmayı öngören programları dayatmışlar ve doğrudan Brüksel’den hükümet atar olmuşlardır. Pazar günü radikal sosyalist blokunun seçim kazanmasının temelinde, beş yıldır katlanılan bu programın artık dayanılmaz duruma gelmesinin bir sonucudur. Çok konuşulacak ve öykünülmek istenilecek bu sonuçları irdelemeyi sürdüreceğim.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam