Ana Sayfa Yazarlar Başarılardan (!) Yorgun Düşen Toplum

Başarılardan (!) Yorgun Düşen Toplum

48
PAYLAŞ

Geçen hafta, Gazetemizde, Çarşamba ve Perşembe günleri olmak üzere iki yazım yayımlandı. Bunlardan Perşembe günü yayımlanan yazım haftalık olmasına karşın, Çarşamba günü yayımlanan yazım, Genel Yayın Yönetmenimiz, Orhan Uğuroğlu’nun duyarlılığı nedeni ile neredeyse “Özgecan Özel Sayısı” gibi yayımlanan gazete içindi.
Geçen haftadan bu yana, hükümet tarafından “iç güvenlik”, karşı çıkanlar tarafından ise, “polis devleti” yasaları olarak adlandırılan tasarının, TBMM’nde süregiden kavgalı-dövüşlü görüşmeleri ile geçti ve geçmekte. Başka “Özgecanlar Olmasın” diye toplumun ayağa kalkması ise, yeni cinayetleri, yeni vahşilikleri önleyemedi. Özgecanlar’ın bir daha olmaması umudu ile yazımı, sonuçlarla uğraşma yerine, nedenlerin ortadan kaldırılması dileklerimle bitirmiştim.
Haftanın bir başka gelişmesi, Türkiye ile arasında ortaklaşa programlanan “Eğit-Donat”ın yaşama geçirilmesi konusunda anlaşma oldu. ABD’nin, Yeşil Kuşak oluşturmak ve Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesinin yaşama geçirilmesi amaçlı olarak besleyip, donattığı küresel terör örgütlerinin, bizzat ABD’ye karşıtlığı ortada iken, Türkiye’nin bu kez ABD’nin ortağı olarak IŞİD’e karşı “savaşacakları” yetiştirmesi, aynı tehlikeyi Türkiye açısından da gündeme getirmiş bulunmaktadır. Yaratılan canavarların, sonrasında yaratanlara yönelmesinin tarih içinde de sayısız örnekleri bulunmaktadır.
Türkiye’nin gündemine Süleyman Şah Türbesi’nin taşınması ve ortadan kaldırılması düşmese idi, bu haftaki konularım, gazetemizin Pazartesi sayısında yer alan “ Şubat 2015 Tüketici Güven Endeksi” ile DİSK tarafından yayımlanan “ Hane halkı İşgücü Anketi Kasım 2014 Sonuçları” olacaktı. Bir de, bankacılık sisteminin çökmesine neden olan dıştan ve işin ehli olmayan karışmalar üzerinde duracaktım.
Bankacılık sistemine saldırılar Merkez Bankası ile başlayıp, Asya Bank ve İş Bankası ile sürmekte. Ciddi bir devlette, Cumhuriyet Savcılarını ilgilendirmesi gereken bu saldırılar, ülkemizde Cumhuriyetin savcıları kalmadığından olacak, sürüp gitmekte. Ancak bunlara yine fırsat bulamadım. Türkiye’nin gündemine oturan Süleyman Şah Türbesinin terkedilerek, havaya uçurulması üzerinde durma gereği doğdu.
Süleyman Şah Türbesi’nin terkedilmesi, IŞİD tarafından rehine olarak elde tuttuğu Musul Konsolosluğu’ndaki 49 görevlinin serbest bırakılması pazarlığında konu edilmesi, iki buçuk ay önce, Taraf Gazetesi tarafından haber yapılmıştı.
Hükümet, bu haberin yayımlanmasını “sorumsuzluk” olarak nitelemiş, ancak, Taraf Gazetesi’nin “üzerimize gelmeyin, var olan belgeleri açıklarım” restinin üzerine fazla ileri gitmemişti. Son günlerde, Türbe’nin terkedileceği konusundaki haberleri, Hükümet yine yalanlama yoluna gitmişti. Varılan bu anlaşmanın uygulamaya konulması, Pazar günü gerçekleştirildi. Hükümet ve yeminli destekçileri, bu geri çekilmeyi ve Türbe’nin havaya uçurulmasını “başarı” olarak, nerede ise, bayramlaştırırken, karşıtları, olayı bir “yenilgi” ve “kara gün” olarak tanımladı. Her konuda olduğu gibi, Türkiye’de toplum ikiye bölünürken, Hükümete olan güven de, giderek dibe vuracak bir düzeye inmiş bulunmaktadır.
Daha birkaç ay önce, Dışişleri Bakanlığı’nın bir toplantısında sızdırılan dinlemelerde, bazı görevliler, Suriye‘ye müdahale bahanesi için Türbe’nin bombalanabileceğini söylüyorlardı. Halk, kimin gerçeği sakladığı, kimin gerçek yanında olduğunu düşünmekten bitkin duruma düşmüş bulunmakta. Asıl sorunun bu yiten güven duygusu olduğunu ve bu güven duygusunu yeniden kazanabileceğimizin tartışılması gelmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kuruluşundan bu yana, iki toprak kazanımını, iki de kendi toprağı sayılan yeri elden çıkartmış olmaktadır. Türkiye, Atatürk’ün son günlerinde Hatay Cumhuriyeti’ni, tek kurşun atmayarak, kendi topraklarına katma becerisini gösterirken,1974’de de Kuzey Kıbrıs’ı işgal etmiş ve sonrasında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti adıyla bir devlet kurulmuştur.
1900’lü yılların ilk ve ikinci yarısında gerçekleştirilen bu başarılar, 2000’li yıllarda tam tersine dönmüştür. İlk olay, Irak’ın egemenlik haklarına ve toprak bütünlüğüne tecavüz ve işgal eden ve ülkelerine sağ-salim dönmelerine dua ettiğimiz ABD askerlerinin, 4 Temmuz 2003’de Süleymaniye’de TSK’nin özel kuvvet birliğinin on birinin başına çuval geçirilmesidir. İkincisi ise, geçen yıl Musul Konsolosluğu’muzun IŞİD güçlerince işgal edilerek, 49 görevlimizin rehin alınması ve Musul Konsolosluğu’muzun işgalcilere terk edilmesi olmuştur. Üçüncüsü ise, 21 Şubat 2015’de Süleyman Şah Türbesi’nin terkedilerek, bombalanmasıdır. Bütün bunlar Hükümetçe “başarı” olarak sunulurken, öte yandan toplumun önemli bölümü ise, bu başarısızlıktan yalnızca birisinin Hükümetlerin görevden ayrılmasını gerektirir olduğunu düşünmektedir. Ben de bir yurttaş olarak, yirmi birinci yüzyılda durmaksızın yinelenen bu başarılardan (!) yorgun düştüm.
Yeter bunca başarı (!) diyorum.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam