Ana Sayfa Yazarlar Barışa yanıt: İnsan kırımı

Barışa yanıt: İnsan kırımı

130
PAYLAŞ

Perşembe günkü yazımın başlığı “Meşruiyet ve Canavarlık” idi. Böyle bir başlık seçiminin nedeni, Şırnak’taki çatışmada öldürülen Hacı Lokman Birlik’in cesedinin boynundan zırhlı bir aracın arkasına bağlanarak sürüklenmesi ve bunun servis edilmesi idi. Bu canavarlığı,tarihteki benzerleri ile bir araya getirerek, hükümet ve hatta devletin meşruiyetinin tartışılır olmasına dikkati çekmekti.
Yazımın üzerinden iki gün geçmeden, yeni bir saldırı, Ankara’nın göbeğinde gerçekleştirildi. DİSK,KESK,TMMOB ve TTB öncülüğünde gerçekleştirilmek istenilen “Savaşa İnat, Barış Hemen Şimdi” başlığı ile, “Emek,Barış ve Demokrasi Mitingi” için, Ankara Emniyet Müdürlüğü’nden beşyüz metre ötede, Ankara Garı’nın önünde toplanan kalabalığın arasına salınan iki yaratık, insan kırımına neden oldu. Şimdilik, 95 insanımız aramızdan kopartılırken, ikiyüzü aşkın insanımız da, yaralandı. Yaralılardan çoğunun durumu ağır. Bu nedenle, yaşamdan kopartılanların sayısının yüzü aşacağını düşünmekteyim.
Sabahleyin katılmak için yola çıktığım “Emek,Barış ve Demokrasi Mitingi”nin ortak çağrı metnini buraya almanın, insan kırımının nedenlerini anlamakta yararı bulunacağını sanıyorum. Çağrı şöyle idi:”Bu karanlık gidişata dur diyen; eşitliğin, adaletin, barışın ve demokrasinin sesi olan emekçiler, işçiler, doktorlar, hemşireler, sağlık emekçileri, mimarlar, mühendisler, kadınlar, sanatçılar, gençler, aydınlar, emekliler, ötekileştirilenler, dışlananlar, yüreği ülkesinin esenliği için atanlar…buluşuyorlar” Bu çağrıya uyarak, yüreğim ülkemin esenliği için atanlardan biri olarak miting meydanına eriştiğimde, insankırımını ve bu insankırımından Kurtalanları görerek canavarlığın boyutundan donup kaldım. Çevremdeki insanların yüzlerine baktığımda, düştüğüm şaşkınlık ve öfkeyi herkesin yüz ve gözlerinden okuyordum.
Sabah gazetelerini gözden geçirirken, iki demeç dikkatimi çekti. Bunlardan ilki, baş sorumlulardan birisi olması gereken Başbakan Yardımcısı Akdoğan’dı. Akdoğan, PKK’nın tek taraflı çatışmasızlık ilan edeceğine ilişkin açıklamasını “siyasi taktik” olarak tanımlarken, “buna karnımız tok” diyerek, savaş baltasını kınına sokmayacaklarını açıklıyordu. İkincisi ise, suç örgütü lideri olarak ünlenen, üç şapkalı Erdoğan’ın memleketinde, alanlara Erdoğan’a oy için çıktığını açıklamakta sakınca görmeyen birinin ve buna susarak evet diyenlerin gözünün içine baka baka “oluk oluk kan akıtacaklarını” söyleyebilmesidir. Bunları okuduğumda göreceğimiz çok kötü günlerin olacağı aklıma gelmedi değil. Aklıma gelenin başımıza geldiğini, mitingi alanında gördüm.
Bu insankırımını amaçlayan saldırı sonrasında, sorumluluk yerinde olanların, başta üç şapkalı Erdoğan olmak üzere “başsağlığı, geçmiş olsun” dileme, timsahın gözyaşını dökme hakkı bulunmamaktadır. Yapmaları gereken tek şey, istifa etmek. Türkiye’de muktedirlerin değil de, Cumhuriyetin Savcısı olsa, tetikçilerin, maşaların arkasına düşme yanı sıra, asıl faillerin, günde 24 saat nefret suçu işleyenlerin yakasına yapışırdı.
Siyasal amaçlı saldırıların miladı, 7 Haziran 2015 seçimleri öncesi, 5 Haziran 2015 D.Bakır’daki HDP mitingine yapılan saldırı olarak alınabilir. Seçimi, kendileri için ikbal ve istikbal savaşına döndürenler ve bunu açıklamaktan da sakınca görmeyenlerin, başkan olma ve hatta eylemli olarak genel başkanlığını yürüttükleri partilerinin tek başına iktidar olamaması ve giderek yükselttikleri nefret söylemi ile doğrudan bir bağlantıyı görmemek için, ya kör yada sersem olmak gerekmekte. 7 Haziran seçimi sonrası, ortak hükümeti kurdurmamak ile görevli kılınan Ömer Çelik’in değerlendirmesi, saldırının örgütlü ve organize olduğudur. Bunu açıklayan adama sormazlar mı, örgütlü ve organize olduğunu ilan ettiğiniz bu saldırıyı önleyici önlem almayanların, halen görev başında bulunması, erdemli davranış olması gereken istifayı düşünmemeleri ve gereken önlemler alınmıştır diye yalan söylemesi, akıtılan kanın ellerine ve yüzlerine bulaştığı anlamına gelmiyor mu? Hükümet olmadığı, kerhen Başbakan olma konumunda bulunduğunu açıklayan Davutoğlu ise, siyasal sorumluluğunun gereği olan istifa yerine, ölülerin evi sahibi Demirtaş’ı suçlamayı sürdürüyordu. Devlet, emek,barış ve demokrasi isteyenlerin mitingini güvenlik içinde sağlamalarına olanak vermezken, kan içeceklerini açıklamakta sakınca görmeyenlerin güvenliği için elden geleni yaptığını sergiliyordu.
Kılıçdaroğlu ise, “terörü önlemek için hükümet ne istiyorsa yapmaya hazırız” diyerek, Hükümete bir kurtarıcı kement attığının, sorumluluktan kurtardığının ayırdında bile değil. Sorumlularla, seçimi savaşa dönüştürenlerle, asli faili olması gerekenlerle cinayetlerin önüne geçmenin mümkün olmayacağını kavramadan yoksun olanlarla, sorun çözülmez, olsa olsa sorun üretilir. Kılıçdaroğlu’na düşen görev, istifa çağrısında bulunduğu Davutoğlu ile görüşme yerine, ötekileştirilen, düşman olarak ilan edilen muhalefet partileri ve mitingi düzenleyen demokrasi güçleri ile bir araya gelerek,öncelikle TBMM’ni olaganüstü toplantıya çağırarak, savaş cephesine karşı, barış cephesini güçlendirmektir. 12.10.15

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam