Ana Sayfa Yazarlar Bakanlar Erdoğan’ın Sekreteri mi olacak?

Bakanlar Erdoğan’ın Sekreteri mi olacak?

52
PAYLAŞ

64 üncü Cumhuriyet, 7 inci AKP Hükümeti, programından daha fazla, kimlerden oluşacağı daha bir ilgi konusu. Bu bağlamda da öne çıkan ekonomiden sorumluluğu üstlenenlerin kimler olacağı. Babacan ve Şimşek’in ekonominin ve para yönetiminin kaptan köşkünde olup-olmayacağı, iş ve finans dünyasının yakından izlediği bir konu.
Ekonomik kurumların, özellikle de ’nın bağımsızlığının ve özerkliğinin kişilere bağlı olması, ekonomik kararlılık açısından temel sorunu yaratmaktadır. Türkiye, son zamanlarda üç şapkalı Erdoğan ile bu kurumlar arasındaki karşılıklı faiz konusundaki çekişmeyi yaşamakta ve ekonomik veriler bu çekişmenin sıkıntılarını yaşamaktadır.
Üç şapkasını da taşımakta ısrarlı olan Erdoğan, başkanlığını eylemli olarak G-20 Liderler Antalya Doruğunda sergiledi. Ev sahibi olması gereken Başbakanlık sıfatının resmi sahibi Davutoğlu ortada görünmez olarak bu oldu-bittinin gereklerine kendisini teslim ederken, Erdoğan, bundan sonra Hükümet üyelerini, Başkanın sekreterleri / işgüderleri olarak algıladığını ortaya koydu.
Başkanın, yürütmenin görev alanına giren konulardan faiz konusundaki önermeleri, 1 Kasım seçimlerinden sonra da sürdürdü. Daha önce işsizlik ve asgari ücret konusunda işverenlere “birer işsizi istihdam edin” ve “kazançlarınızın bir kısmından vazgeçin” çağrısında bulunan ve fakat ekonominin aktörleri tarafından karşılık bulmayan Erdoğan, ilki G20 Liderler Doruğu ve ikincisi katıldığı bir toplantı ve görüşmesinde, ekonomik büyümenin yavaşlamasını, “bu yüksek faiz oranı ile yatırım olur mu” diyerek finans sektörünün üzerine yıktı.
“Ey finans sektörü, bu yüksek faizlerle kimse bu ülkede yatırıma girmez. Siz para üzerinden para kazanıyorsunuz. Dolayısıyla yatırımcı da yüzde 15-17 faizlerle yatırım yapamaz. Biz yüzde 63 ile almıştık faizi, yönetimin borçlanma faizini, yüzde 4,6’ya kadar düşürmüştük. Ama bugün piyasa faizi yüzde 10,6. Şimdi bunu bizim çok daha iyi noktaya taşımamız lazım. Tek haneli rakama bu işi indirmemiz lazım… O zaman göreceksiniz yeni yatırımcılar ortaya çıkacak”.
Erdoğan’ın verdiği rakamlar gerçeğin oldukça uzağındadır. Çünkü finans sektörü -en yüksek kar oranına sahip, kazançlarının önemli bölümünü, faiz dışındaki kalemlerden ve işlemlerden sağlamaktadır. Kullanılan kredi üzerinden “tahsis ücretinden, öteki masraflar, erken ödeme tazminatına kadar” çeşitli kalemler almaktalar. Örneğin “masrafsız ihtiyaç kredisi”nin yıllık maliyeti, yüzde 22’ye varmaktadır.
Nakit paranın kullanım maliyeti olan faiz, “buyruklarla” değil, küresel likidite koşulları, yüksek enflasyon, siyasi belirsizlikler, hukukun üstünlüğü kurumların bağımsızlığı benzeri etmenlerce belirlenir. Türkiye’de buna bir de üç şapkasını taşımada ısrarcı olan Erdoğan’ın “faizi buyrukları ile indirmek istemesi” takıntısını eklemek gerekmektedir. Bu takıntının Ekonomi Bakanı ile MB Başkanının “Külliye Sekreteri” olmasını zorlayacaktır. Böyle bir yönelmenin ise, faizleri düşürücü değil, tam tersine yükseltici sonuç doğuracağında kuşku bulunmamaktadır. Bu hafta bunu göreceğiz.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam