Ayrıntılı planlar!

0
82

Bugün yine Kuşbeyaz adlı belgesel romanımın ana karakterlerinden biri olan eski PKK’lı Reşad’ın anlattıklarını aktarmak istiyorum…

Lütfen bu konuşmanın 1989 yılında; daha Sovyetler Birliği dağılmadan, Tito’nun Yugoslavya’sı ayaktayken, Romanya’yı hala Çavuşesku yönetirken, Macaristan ve Bulgaristan Sovyet hâkimiyetiyken yapılmış olduğunu unutmayın…

Şimdi gelelim “sonunda delik deşik edilmiş cesedi bir gece vakti Alman otobanına atıldığı ve görmeden üstünden geçen araçların parça parça ettiği” Reşad’la aramda geçen konuşmaya…

“Kendi kazdığın kuyuya düşüyorsun çünkü Reşad. Demek ki, senin dediğin gibi yalnızca Kürt asıllılar değilmiş ihmal edilenler. Kırşehir örneğini verdiğin için söylüyorum, orası Orta Anadolu. Etnik olarak Türklerin çok yoğun olduğu bir bölge. Yani demek ki, senin sömüren ulus ve sömürülenlerle ilgili tezlerin pek uymuyor gerçeklere.”

“Ağbi ben sana ‘Orta Anadolu’nun Türk kökenli halkı Kürtleri sömürüyor’ demedim ki zaten. Sömüren ulus sözü, yalnızca bir kavram. Aslında sömüren Devlet. “

“Eeee Reşad? Teşhisin böyleyse bunun düzeltilmesi için ne yapılması gerektiğini de düşünmüş olmalısın. Ne yapmalıyız peki? Türk Devleti’ne karşı biz de bir Türk bağımsızlık savaşı mı açmalıyız yani?”

“Buna gerek olacağını sanmıyorum ağbi. Gerek olsa da, içinizden bunu yapacakların çıkmasını hiç beklemiyorum doğrusu. Biz Kürtler bayrağı açtık. Bizim zaferimiz, etnik Türkler için de yolu açabilir. Yani öyle bir ortam oluşabilir ki, başka çare kalmayabilir demek istiyorum. Ayrıca, zamanı geldiğinde Avrupa ülkelerinden bu konuda teşvik geleceğine emin olmalısın. Hatta açıktan ayrılıkçı hareketlerin destekçisi olacak ülkeler de çıkacaktır, emin ol.”

“Reşad dur bir dakika. Sen şimdi bazı Avrupa ülkelerinin Türkiye’yi parçalamak isteyeceklerini ve uygun zamanda buna yönelik niyet ve eylemleri destekleyeceğini mi söylemek istiyorsun?”

“Bunu söylemek istemiyorum ağbi. Biliyorum. Eğer uygun ortam ne zaman gelecek diyorsan, o zaman da fazla yakın değil derim sana. Çünkü küçük bir dezavantajları var Avrupalıların. Türkiye ile aralarında başka ülkeler var. Macaristan gibi, Yugoslavya gibi, Bulgaristan gibi. Önce oraları halletmekleri gerekiyor.”

“Yani Avrupa önce bu saydığın ülkeleri parçalayacak sonra da sıra Türkiye’ye gelecek diyorsun sen.”

“Bunların hepsi için parçalama gerekmez ağbi. Örneğin Macaristan’a bakalım bir. Şimdilik bir Doğu Bloğu ülkesi. Ama yüzyıllarca Batı’nın parçası olmuş. Dolayısı ile tekrar Batı’ya dönmesi için parçalanma gerekmiyor. Bulgaristan’da durum biraz farklı. Orada ciddi bir Türk azınlık var. Bir bakıma ağız sulandırıcı bir durum bu. Olaya nereden baktığın önemli. Eğer orayı karıştırmak istersen, bulunmaz bir nimet bu. Önce azınlığı dürtükleyip tahrik edersin, sonra merkezi otoriteye üstü kapalı destek verip azınlığın ezilmesine imkân yaratırsın. Ne olur o zaman Cengiz ağbi? Ortalık karışır, bölünmek kendiliğinden gündeme gelir. En kötüsü ise Yugoslavya. Orda ne ararsan var. Karıştır karıştırabildiğin kadarıyla. Sırplarla Hırvatları. Slovenlerle Boşnakları birbirine düşürmek için fazla uğraşmaya gerek yok ki. Zaten Tito’nun yapay tutkalıyla birbirine yapıştırılmış, zorla bir arada duruyorlar bunlar. Tabii bir de Sovyetler Birliği’nin oluşturduğu ciddi tehdit var, hesaplanması gereken.”

“Vay be Reşad. Neler söylüyorsun sen. Önce Doğu Avrupa ve Balkan ülkelerini yiyecek Avrupa, sonra da sıra Türkiye’ye gelecek öyle mi? Bu Batı Avrupa ülkelerinin hepsinin tuzu kuru şu anda. O Avrupa ki, iki dehşetli savaş yaşamış. Hem de bu yüzyılın içinde. Şimdi neden böyle bir delilik yapsınlar ki?”

“Ağbi, Avrupa ülkeleri bir daha kolay kolay savaşa girmezler, doğru söylüyorsun. Ama bu; kendi dışlarında birilerini savaştırmazlar anlamına da gelmiyor elbette ki. Dikkat et, kendileri savaşmayacaklar. Kendi topraklarında kötü bir şey olmayacak. Kendi halkları tehlikeye girmeyecek. Başka bir ülkede, başka halklar birbiriyle savaşacak.”

“Peki bundan ne kazanacak Avrupalılar Reşad?”

“Yeni ve küçük devletler, hatta devletçikler oluşacak. Kontrol altına kolaylıkla alınabilecek, mal satılabilecek, doğal kaynakları sömürülebilecek yeni küçük devletler ağbi. Çünkü Avrupalı sömürgeci. Bundan asla vazgeçmeyecek. Eğer şu andaki kurulu düzen sömürgecilik yapmasına fırsat vermiyorsa, ki vermiyor, o zaman kurulu düzeni bozacak.”

Bilmiyorum bu sözlere bir şey eklemek gerekir mi..? Kararı siz verin artık..!