Başkanlık pası ile başlayan AKP-MHP işbirliğinde ayrılık zamanı geldi çattı.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a ve AKP’ye Türk siyaseti tarihinde önemle yer alacak çok büyük bir destek verdi.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini hediye etti.
Bu hediye görüldü ki MHP tabanı tarafından hiç de hoş karşılanmadı ve büyük bir tepkiye dönüştü.
MHP içinde Devlet Bahçeli’ye karşı yürütülen muhalefet de bulunduğu için bu tepki 16 Nisan referandumunda hayır kampanyasına çok büyük destek verdi.
Aslında bu Hayır’ın iki önemli siyasi sonucu vardı.
Birincisi Tek Adam, Başkan olarak da adlandırılan ve demokratik parlamenter rejimi ortadan kaldıran anayasa değişikliğine Hayır denildi.
İkincisi de Devlet Bahçeli’nin MHP Genel Başkanlığına Hayır denildi.
17 Nisan’dan itibaren her ne kadar Bahçeli MHP’de Hayır’a kayma olmadığını söylese de gerçek hiç de öyle değildi.
Çünkü CHP ve HDP’nin oy toplamının % 49’u aşması mümkün değildi ki.
Ve aradan bir ay geçip referandumun sıcağı azalınca Bahçeli de MHP genel merkez yönetimi de partiden kayıp giden tabanı fark ettiler.
AKP’den ayrılık zamanı geldi çattı.
Çünkü her geçen gün AKP’leşen MHP’de taban çok hızla kayboluyordu.
“Kavurmacı” çıkışı ayrılık zamanının şifresidir artık.
Bahçeli İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın damadı için yaptığı açıklamaya, ‘Kavurmacı’yı müdafaa ederek AKP’ye fatura kesildiğini söylemek hem makul, hem meşru, hem de mantıki bir değerlendirme değildir. FETÖ’yle irtibat ve iltisakı olanların isim listesi hükümetin elindedir. İspat değil, icraatın konuşulması lazımdır. Sayın Cumhurbaşkanı, malumunuz, adalet ve hukuk herkese eşit uygulanmalıdır. Kavurmacı’yı bırakın, kavrulan ülkeye bakın” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan bu lafın altında kalır mı?
Kalmadı tabii ki.
Erdoğan Kadir Topbaş’ın damadı Ömer Faruk Kavurmacı’yla ilgili “Hep söyleriz, müddeyi iddiasını ispatla mükelleftir. İBB’nin damadını söylüyorsan tamam bu konu yargı ile alakalı bir konu. Bunun beraatına karar vermemiş denetimli serbestlikle bırakılmış vaziyette” dedi.
Erdoğan bu sözlerle kalsaydı iyiydi de Bahçeli’ye yanıt vermezse olmazdı.
İşte “Bunu kalkıp da siyasi partinin içerisinde bu şekilde AK Parti’ye fatura kesmeye kalkmak kimsenin haddi değil. Önce bunlar kendi işleri ile uğraşsınlar. ” ifadesi doğrudan Devlet Beye tepki mesajı oldu.
Erdoğan’da bu açıklamasının ayrılık getireceğini elbette tahmin ediyordu ama artık MHP’nin desteğine de ihtiyacı “şimdilik” kalmamıştı.
Çünkü anayasa değişikliği için gerekli çoğunluğu vardı ve MHP milletvekillerinin oylarına ihtiyacı yoktu.
Şimdilik dedim çünkü 2019’a kadar Devlet Bahçeli’nin MHP’de genel başkan olarak kalamayacağını Erdoğan’da görüyordu.
Bahçeli ayrılık için son noktayı, “anlaşılan odur ki, Sayın Cumhurbaşkanı hiç beklemediğim, arzu ve tahmin etmediğim ölçüde grup konuşmamdaki bu sözlerden rahatsız olmuştur.
FETÖ’nün siyasi ayağının ortaya çıkarılması siyasi otoritenin başlıca vazifesidir. Kavurmacı’yı müdafaa ederek AKP’ye fatura kesildiğini söylemek hem makul, hem meşru, hem de mantıki bir değerlendirme değildir.
Sayın Erdoğan’ın, siyasi ayakla ilgili temizlik yapılmadığını iddia edenin, iddiasını ispatlaması gerektiğine vurgu yapması temelsizdir. Devleti yöneten bellidir. FETÖ’yle irtibat ve iltisakı olanların isim listesi hükümetin elindedir. İspat değil, icraatın konuşulması lazımdır” diye koydu.
16 Nisan öncesi Erdoğan’a ve AKP’ye çok ağır cümlelerle saldıran Bahçeli’nin, “Siyasette dürüstlük, adalet, erdem, ahlak kurallarını görmezden gelmek Türkiye’yi ateşe atmak, milleti yok saymaktır. Biz buna karşıyız. Sayın Cumhurbaşkanı, malumunuz, adalet ve hukuk herkese eşit uygulanmalıdır. Kavurmacı’yı bırakın, kavrulan ülkeye bakın” şeklindeki sözleriyle Erdoğan’ı eskiden olduğu gibi çok ağır şekilde eleştirdi.
Bu ağır eleştiri cümlesi Bahçeli’nin AKP yandaşlığından MHP’yi ayırma mesajı taşıyor kuşkusuz.