Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’e hakaret çok açık söylüyorum bu vatana, bu millete, bu bayrağa ihanet etmektir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün düşmanı olarak;
Adını anmayanlar,
Resimlerini indirenler,
Andımızı yasaklayanlar, Devlet kurum ve kuruluşlarından T.C. yani Türkiye Cumhuriyeti adını çıkartanlar,
Çıkartılmasına göz yumanlar,
İlke ve devrimlerine karşı çıkanlar,
Cemaatler, tarikatlar,
Heykellerini kaldıranlar,
Büstlerini kıranlar,
Anısını unutturmak isteyenler,
Hakkında yalan, dolan iftiralar üretenler,
Dinsiz ya da dine karşı gösterenler
Sizleri şiddetle kınıyorum.
Çünkü bu vatanın birliğine, bütünlüğüne, kuruluş değerlerine, tarihine, kahramanlıklarına ihanet ediyorsunuz.
Mustafa Kemal Atatürk’ü unutturmanız, bu halkın kalbinden silmeniz asla mümkün değildir.
Milletin tükürüğünde boğulursunuz bunu asla unutmayın.
Şerefsizler, haysiyetsizler, onursuzlar, alçaklar Türkiye Cumhuriyeti devletini asla parçalayamazsınız, asla emellerinize nail olamazsınız.
Türk milleti Ata’sının izindedir.
Cumhuriyetin ve eserlerinin yılmaz bekçisidir.
Bu milleti bir arada tutan en büyük güç Mustafa Kemal Atatürk sevgisi ve saygısıdır. Atatürk ilke ve devrimleri Türk Milletini bir arada tutan en önemli değerlerdir.
Özetle Türkiye Cumhuriyeti Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere emanetidir.
Bu emanete ihanet edenler karşılarında yüce Türk milletini bulurlar, bulacaklardır.
Belki de her yazının içine koymamız gereken bir metindir Atatürk’ün gençliğe 20 Ekim 1927 tarihindeki hitabı. Hadi bir kez daha anlayarak, inanarak, özümseyerek okuyalım:
Ey Türk Gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...