Muhalefet “hayır” kampanyasını en olmayacak yerden yürütmeye çalışıyor, sürekli olarak ile başbakanın yetkilerinin aynı kişide toplanmasının yanlışlığını vurguluyor. İktidar ise tarihten örnekler vererek, çift başlılığı önlemek için böyle bir düzenleme getirmek istediğini savunuyor.

++
Peki, gerçek nedir?
’ün 3 başbakanla çalıştığını, bunların İsmet İnönü, Fethi Okyar ve Celal Bayar olduğunu görüyoruz. ’ün, Başbakan İnönü ile ciddi görüş ayrılıkları içine girdiğini ve onu köşesine çekilmek zorunda bıraktığını da hatırlatalım.
Atatürk’ten sonra Cumhurbaşkanı seçilen İsmet İnönü ise tam 6 başbakanla çalıştı. Bunlar Celal Bayar, Refik Saydam, Şükrü Saraçoğlu, Recep Peker, Hasan Saka ve Şemsettin Günaltay’dı. İnönü, atadığı kişilerle uyum içinde olsaydı, 12 yıllık Cumhurbaşkanlığı döneminde herhalde bu kadar başbakan değiştirmek zorunda kalmazdı.
++
İnönü’nün ardından Cumhurbaşkanı olan Celal Bayar’ın 10 yıllık görev süresi boyunca tek başbakan oldu, o da Adnan Menderes’ti. Ne var ki, Demokrat Parti’yi birlikte kuran bu ikilinin özellikle 1958’den sonra iyi geçinemediklerini, önemli konularda görüş ayrılıklarına düştüklerini yazıyor tarih kitapları… Yassıada duruşmaları sırasında Bayar ve Menderes bir kez bile konuşmadıkları gibi birbirlerinin yüzüne bile bakmamışlar.
++
Daha yakın tarihlerden birkaç örnek verelim:
Cumhurbaşkanı Turgut Özal, başbakan yaptığı Yıldırım Akbulut’la anlaşmazlığa düşmüştü. Aynı şekilde, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, siyasete sokup önce bakan sonra başbakan yaptığı Tansu Çiller’le neredeyse boğaz boğaza gelmişti.
Yine, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in, kendisini seçtiren Başbakan Bülent Ecevit’le kavga ettiğini, hatta bir toplantı sırasında ona doğru Anayasa kitapçığı fırlattığını da kaydetmekte yarar var.
Son olarak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, başbakan atadığı Ahmet Davutoğlu’yla anlaşamadı ve onu istifaya zorlayıp yerine Binali Yıldırım’ı getirdi.
++
Yani, demek istediğim şu:
Tarih kitapları, cumhurbaşkanı-başbakan anlaşmazlıklarının örnekleriyle dolu…
Cumhurbaşkanı ve başbakan yetkilerinin tek kişide toplanması elbette çeşitli yönleriyle tartışılabilir ama bunu hayır kampanyasının öncü malzemesi yapmak yanlıştır.
Bana kalırsa, hayır kampanyası yürütenler, ağırlıklı olarak, Anayasa değişikliğinin referandumda kabul edilmesi halinde yargı bağımsızlığının tümüyle ortadan kalkacağı, Anayasa Mahkemesi ile Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun üyelerinin tamamının Cumhurbaşkanı ve iktidar partisi tarafından seçileceği üzerinde yoğunlaşmalıydılar.