Cumhurbaşkanı Erdoğan, futbol tesislerine verilen “ arena” sıfatını kaldırın” dedi, özerk Türkiye Futbol Federasyonu, “söz yere düşmez” misali, üzerinden üç gün geçmeden büyük bir işgüzarlıkla bu sıfatlar söktü, YSK gibi top oynanırken statların ismini değiştirdi. Hiçbir kulüp kalkıp “arkadaş benim sponsorluk, reklam, iletişim anlaşmam var, belki başka isim buluruz, tekrar Atatürk, İnönü isimlerine döneriz” bile demedi, gık çıkarmadı.

Cumhurbaşkanı bile “federasyonun bu çevikliğe” şaşırmıştır. Erdoğan, yarın “yabancı futbolcu sayısını üçe indirin” dese, bu mantık, “biz çoktan indirdik, merak buyurmayınız efendim” der.
1988 yılında Türkiye Futbol Milli Takımı İngiltere’ye 8–0 yenilmişti. Bu sonuç büyüyen, gelişen, Türkiye coşkusunun verildiği o dönemde tüm ülkeyi sarmıştı. Başbakan Turgut Özal, 8-0’ın nedenlerini araştırmış, ilk sırayı “tesis yetersizliği” almıştı. Özal’a verilen raporlara göre, eğer tesisler iyileştirilirse başarı gelecek ve iyi futbolcu da yetişebilecekti. Özal, “Türkiye’yi çamur sahalardan kurtaracağım” sloganı ile futbol anlayışının ve tesislerinin yenilenmesi için politikalar geliştirdi. Çoğu statta tadilat yapıldı, en küçük yağışta “patates tarlasına” dönen sahalar su birikmeyen özel alt yapılı alanlara çevrildi. Kulüplere genç sporcu yetiştirmeleri amacıyla teşvikler, ayrıcalıklar verildi, para kaynağı bulmaları için şirketleşme imkanı getirildi.
Zaman içinde kaliteli yabancı teknik adamlarla bu politikalar sonuçlarını verdi, UEFA şampiyonu oldu, Türkiye 2002 Dünya Futbol Kupası’nda çeyrek finali oynadı, bu tesislerde yetişen çok sayıda genç isim Avrupa’da forma buldu.
Son yıllarda, sıradan stadyumlara bile görkemli olsun diye arena adı verilmeye başlandı, değişik mimariyle bir sürü yatırım yapıldı. İstanbul’u göz ardı edersek Konya, Eskişehir, Antalya, Şanlıurfa, Kocaeli, Sakarya, Mersin, Gaziantep, Trabzon, Bursa’nın yanı sıra Hatay, Afyon gibi bugüne kadar ilk iki üst kümede yer alamayan illerde modern statlar dikildi, Adana Batman, Samsun, Elazığ, Çorum, Giresun’da inşaatlar devam ediyor.
Ancak, arenalardan beklenen iyi futbol yerini başarısızlıklara bıraktı. Liglerdeki sıralamalara bakılırsa bu arenaların bulunduğu illerdeki (yine İstanbul hariç) futbol takımlarından; çoğu küme düştü, kimi yıllardır bir üst lige çıkamıyor, çıksalar da “asansör ve averaj takımı” olarak düşen ilk takım oluyor ya da bulundukları liglerde alt ve orta sıralarında iddiasız, bocalayıp duruyorlar. En çarpıcıları, bu yıl için Kayseri, Şanlıurfa, Mersin ve sınırda sürünen en son arena sahibi Bursa.
Şimdi soralım; bu arenalarda sahaya çıkan takımlarının durumu ortadayken tesislerin adı değişse ne olur değişmezse ne olur? Ne olacak bu kadar atıl tesis, yeni yatırım? Takımları küme düştüğü ya da berbat oynadığı için seyirci gelmeyecek, bomboş duracak, aylarca kapıları bile açılmayacak. ama bakımına milyonlarca lira harcanacak. Milli bayramlar da kutlanmadığı için kuşlara yuva olacak. Nice büyük yetenek de halı sahalarda, yandaki toprak sahalarda top oynamaya devam etsin..
Sonuçta, her tarafı arenalar sardı ama bir o kadar “milli ve yerli futbolcu” çıkmadı, bu gidişle de yakın zamanda çıkmaz.
2024 Dünya futbol şampiyonasına talip oluyoruz ama şike, kötü yönetim, borç nedeniyle kupalardan atılma devam ettikçe, ismi ister arena olsun stadyum, fark etmez eloğlu buralardan çıkan “sonuçlara, takımlara, topçulara” bakar. İnsana yatırım yapmadıkça “saldım arenaya Mevla’m kayıra” anlayışı ile top kaleden içeri girmiyor.