53’üncü Türk Pediatri Kongresi Kıbrıs Elexus Otel’de düzenlendi. Türk Pediatri Kurumu Genel Sekreteri Prof. Dr. Haluk Çokuğraş hijyen teorisinden bahsederek şehirde yaşayan çocukların daha az enfeksiyon hastalıklarına yakalandığını ancak alerji, astım gibi otoimmün hastalıklarına daha fazla yakalandığını belirtti. DHA’ya konuşan Prof. Dr. Nihat Sapan ise inek, tavuk gibi hayvanların fabrika gibi görüldüğünü ve bu nedenle verilen antibiyotikli yemlerin besin alerjisine neden olduğunu belirtti.

KALABALIK ORTAMDA BÜYÜYEN ÇOCUKLARDA ALERJİ DAHA AZ GÖRÜLÜYOR

Küçük bir ailede, hijyenik ortamlarda, apartmanda yaşayan çocukların enfeksiyon hastalıklarına daha az yakalandığını ancak bir otoimmün hastalıkların daha fazla olduğunu bildiklerini belirten Prof. Dr. Çokuğraş, buna ‘Hijyen teorisi’ adı verildiğini belirtti ve şunları söyledi;

“Hijyen teorisi gerçekten bir teori. Kanıtlanmış bir şey değil. 1989 yılında Strachan diye bir İngiliz epidemiyolog tarafından öne sürülen bir teori. Çok kabaca bahsetmek gerekirse eğer sizin çocuğunuz kalabalık bir ortamda büyüyorsa, ona mikrop bulaştırma olasılığı yüksek olan, okula giden 3-4 tane kardeşi varsa, küçük bir evde kalabalık bir ortamda yaşıyorsa, temiz içme suyu kaynakları yoksa, ikide bir ishal olabiliyorsa, çiftlik ortamında yaşıyorsa, hayvanlarla haşır neşir oluyorsa, aşıları da çok düzgün yapılmadıysa diyelim bu çocuk beklendiği üzere çok fazla enfeksiyon geçiriyor. Ama bu çocukta çok da fazla alerjik hastalık görmüyoruz. Bunun tam tersini düşünün. Küçük bir aile, anne, baba, çocuk yaşıyor. Apartmanda yaşıyor, aşıları tamam, temiz içme suyu kaynakları var, çok fazla toza toprağa bulaşmıyor. Bu çocuklarda çok fazla enfeksiyon gözükmüyor ama insanın immün sistemi yani bağışıklık sistemi o zaman bir şaşırıyor. Çünkü bağışıklık sistemi enfeksiyonlara karşı korumak için dizayn edilmiş bir sistemdir. O zaman bir şaşırıyor bağışıklık sistemi. ‘Ben ne için varım?’ diyor ve bu sefer enfeksiyonlardan korumak için değil ama alerjide rolü olan bir takım başka ürünler salgılıyor ve bu ürünlre alerjiyi tetikliyor. Şöyle söyleyeyim batı tipi yaşam biçimi insanoğlunda alerjik olayları daha arttırıyor diye düşünürüz. Buna bir örnek verebilirim. Örneğin Doğu Almanya ve Batı Almanya ayrı iken yani aynı gen yapısına sahip iki farklı ülke iken Doğu’da Batı’ya göre alerjik hastalıklar iki misli daha azdı. Ne zaman duvar yakıldı. Doğu’dakiler de Batı Almanya’dakiler gibi yaşamaya başladı. Onların daha fazla tükettiği yiyecekler, belki maruz kaldığı katkı maddeler vs.’ye maruz kaldıktan sonra şimdi eşitlendi ve Doğu ile Batı arasında bir fark yok. Yani Batı tipi yaşam tipinin bize dayattığı, çok iyi bilemediğimiz, bilimsel olarak çok iyi kanıtlayamadığımız ama etkilerini gördüğümüz bir takım olumsuzluklar var. Bunların bir kısmı bize allerjik hastalıklar olarak dönüyor. Bir kısmı da bazen obezite ve başka otoimmün hastalıklar, romatizmal hastalıklar böyle dönüyor. Hijyen teorisi bunu 1989’da olabileceğini öne sürdü. Bu yönde çok kanıt var ama bilimsel olarak, kesin olarak ‘Evet haklı’ diyebileceğimiz bir şey yok ama galiba çok haklı olduğu nokta var.”

AŞISIZ BİR SÜRÜ ÇOCUK ÜLKEMİZE GELİYOR

Kongrede D vitaminin önemi, çocuklarda aşılamanın önemi, sezaryen ve gereksiz antibiyotik kullanımı gibi konulara da değinilirken 1800 doktor katılımcı olarak kongrede yer aldıç

Türkiye’nin aşılama konusunda çok iyi bir noktada olduğunu söyleyen Prof. Dr. Haluk Çokuğraş ise şunları söyledi,

“Aşılanma oranında yüzde 90-95’lere varan bir aşılanma söz konusu. Etrafımız ateş çemberi ile çevrili. Sürekli göç alıyoruz. Aşısız bir sürü çocuk ülkemize geliyor. Çocuk felcinden arınmış bir ülkeyiz. Bu aşamaya gelmek için çok ciddi çaba sarfedildi. Pek çok Kuzey Afrika ülkesinden sonra çocuk felcinden arındık ama giderek aşılama artarak devam ediyor.

Kızamık gibi difteri gibi büyük başarı sağladığımız hastalıklar her an hortlayabilir. Sadece bizim çocuklarımız değil ülkemize gelen sığınmacıların çocuklarının da aşılanması önemli. Rutin aşılama programına girmemiş aşılar var. Rota virüs ya da meningogok gibi aşılar ama aşılanma konusunda sevindirici bir noktadayız.”

GEREKSİZ SEZARYEN BİRÇOK PROBLEME NEDEN OLUYOR

Türkiye’de yapılan 100 doğumun 50’sinin sezaryen olduğunu belirten Türk Pediatri Kurumu Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mehmet Vural ise şunları söyledi,

“Sezaryen bir kere fizyolojik bir şey değil. Bazı çocukların gerçekten sezaryen doğması gerekiyor ama normal doğabilecek olan bir çocuğu annenin korkularından dolayı ya da doktorun tercihlerinden dolayı sezaryen doğurtuyorsak yanlış yapmaya çalışıyoruz. Sağlık Bakanlığı tabii bunu polisiye yöntemlerle durdurmaya çalışıyor ama bu öyle duracak bir şey değil. Bizim yapmamız gereken şey insanları bilinçlendirmek. Kadın doğumcuların anneleri normal doğuma zorlamaları gerekiyor.

15-20 yıl içinde yüzde 20’lerden yüzde 50’lere geldik sezaryende. Yenidoğanlarda geçici solunum problemi oluyor. Mesela hiç problem olmayacak bir çocuk sırf sezaryenle doğduğu için problem yaşıyor. Sağlık Bakanlığı bu konuda hakikaten haklı.”

İNEKLER SÜT FABRİKASI  GİBİ GÖRÜLÜYOR

Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Alerji Bilim Dalı Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Nihat Sapan ise en çok allerji yapan besinlerin inek sütü ve yumurta olduğunu belirtti ve şunları söyledi,

“Şu anda daha çok besin alerjisi daha yoğun olarak görülüyor. Bunun nedeninin de hava kirliliği gibi çevre kirliliğinin oluşturduğunu düşünüyoruz. En sık karşılaştığımız alerji tipi inek sütü ve yumurta akı. Hayvanlar artık süt fabrikası gibi düşünülüyor. Tavuklar yumurta fabrikası gibi düşünülüyor. Kullandıkları besinler hasta olmasınlar diye antibiyotikler kullanılıyor. Öyle olunca antibiyotikli yemlerin oluşturduğu besinlerdeki bazı değişiklikler etkiler ortaya çıkarıyor. Belki çok net bilgiye sahip değiliz ama sanayiileşmenin getirdiği bazı zorluklar hastalıkların da daha kolay ortaya çıkmasına yol açıyor.”