İspanyol sinemasının dahi yönetmeni Pedro Almodovar’ ın uluslararası arenada da büyük yankı uyandıran 1999 yapımı Oscar kazanan son derece hüzünlü ve de eğlenceli başyapıtı “Annem hakkında her şey”, tekrar gösterime girdi. Benim de üstadın filmleriyle ilgili yaşanmışlıklarım aklıma geldi. 90’lı yılların ikinci yarısında film ve dizi lisans hakları ile yoğun uğraş içerisindeydim.. Cannes vb. Film Festival ve marketlerine giderek haklarını aldığım İspanyol ve Arjantin soap opera dizilerini televizyon kanallarına pazarlıyordum. Film severlerin seyir seçkisi çıtasını entelektüel düzeye çekebilme adına ticari başarısının olmayacağını bile bile Almadovar’ın “Konuş Onunla”sını sinemalara getirdik. Ünlü İspanyol yönetmen Almodovar, 1949’da İspanya’da doğdu. 1980 yapımı ilk uzun metrajlı filmi, “Pepi, Luci, Bom y otras chicas del montón” farklı eleştiriler aldı. “Sinir Krizinin Eşiğindeki Kadınlar” filmini çektiği 1988 yılında ise Almodovar, orijinal ve dahi bir yönetmen olarak nitelendirildi. Günümüzde hala bu ünvanını koruyan yönetmen, En İyi Yabancı Film Akademi Ödülü ve En İyi Özgün Senaryo Akademi Ödülü sahibidir. Julieta, İçinde Yaşadığım Deri, Dönüş, Konuş onunla, Annem hakkında her Şey gibi ünlü filmleri çekmiş ve yazmıştır. Filmlerinde genellikle güçlü renkler, kuvvetli bir dekor, feminizm ve kompleks anlatımlar göze çarpar. Tıpkı Woody Allen gibi Almadovar’da seyircisini sürekli “gene ne yapacak?” beklentisi içerisinde tutar.
“Annem hakkında her şey”de Almadovar travesti yoğun bir palete imza atıyor. Madrid’de yaşayan yalnız bir anne olan Manuela, henüz 17 yaşındaki oğlunun doğum gününde hayatını kaybetmesine tanık olur. Genç Esteban, başarılı bir yazar olmayı ve bir gün babasının kim olduğunu öğrenebilmeyi umarak yaşamıştır. Oğlunun günlüğünü okuduktan sonra Manuela, Barcelona’ya gidip oğlunun babasını aramaya koyulur. Bu süreç yaşayacakları aşk, dostluk ve keder dolu anlara sebep olur. Öyle keder dolu anlar ki hani Almadovar olmasa Yeşilçam Türk Sinemasının mendil parçalatan acılı sahnelerine 5dk.mesafeye teğet geçiyor.
Sözümü tuttum
Hani geçen “Sinemada Erotizm” yazımda “Günümüzde erotik filmler yapımı seyreldi. Son örneklerin en yenisi, Başka Sinema’da gösterilen “Hizmetçi” filmi92 yapımı Sevgili(L’evant) filmini çok ansıttı. Zarif filmler kuşağında François Ozon Fransız dokunuşu ve Marine Vacth’ın naif oyunculuğuyla liseli eskort kızı oynadığı Genç ve Güzel (2013)filmiyle erotik sinemaya yeni bir soluk getirdi. Ozon’un önümüzde ki günlerde Lolita’lıktan genç kadınlığa geçen Marian Vacth ile çevirdiği Tutku Oyunu (2017) sinemalara geliyor. İzleyip görelim bakalım erotizmde nerelere geldik.” Demiştim ya gittim, gördüm ve belki de yazamayacağım !!! Vacth kızımız 25 yaşına gelmiş. Tam bir Parisien pastel genç ve güzel kadın olmuş. Psikolojik ve bir hayli psikopatik drama kurgusu içerisinde ,şiirsel soft porn çekimler yapmış François Ozon. Başka Sinema’cılar tanıtımlarında kısaca “Kırılgan bir genç kadın olan Chloé, depresyondadır. Sorunlarının üstesinden gelmek için gittiği psikyatristi Paul’a kısa süre içinde aşık olur. Aylar sonra birlikte yaşamaya başlayan ikilinin sağlıklı görünen ilişkileri, Chloé’nin, sevgilisinin gerçek kimliğine dair ondan bir şeyler sakladığını keşfetmesiyle gerilimli bir hal alır ve çift arasında bir köşe kapmaca başlar.” demişler ama çetrefil o kadarla kalsa iyi. Ünlü Rus oyuncağı Matruşka gibi olay içinde olay yaşatırken cinsel deneyim seçkilerinin üst sınırlarını zorlamış yönetmen. Öyle ki partnerinin karanlık dünyasında kendi gizli tutkularını keşfeden Anastasia’yı anlatan “Grinin Elli tonu” Tutku Oyunu’nun yanında oyun kalır