Terzioğlu, “Gençlerimiz sanattan estetikten uzak yetişiyor.”

Ankara’nın tarihi, eğlenceli ve tüm samimiyeti ile sizi etkisi altına alan Ankara Kalesi’nde, antika ve aynı zamanda kafe hizmeti veren sevimli bir mekânı sizin için ziyaret ettik. Mekan sahibiEmin Terzioğlu ile okurlarımız için sıcak bir söyleşi gerçekleştirdik.

emin-antik-cafe

Emin Antik kafeye girdiğiniz ilk an, o tarihselliği ve eskiliği her yerde hissederken, gramofon da çalan bir plak sizi büyüsüyle etkisi altına alıyor. O eski ve buram buram yaşanmışlık barındıran eşyalara bakarken içinize değişik bir merak duygusu yayılıyor.
Ankara Kalesinde sanatı ve sanatçıyı bir araya getiren Emin Terzioğlu ile yaptığımız söyleşi şu şekilde:

SORU: Biraz kendinizden bahsedebilirmisiniz?

Terzioğlu: 1989 Ankara doğumluyum. Burada doğup büyüdüm ama aslen Erzurumluyum. Çıraklıktan yetişme antikacıyım. 20 yıla yakın bir süredir Ankara Kalesi civarında çalışmakta, vakit geçirmekte ve kalenin tozunu yutmaktayım. Daha önceden çeşitli sektörlerde çalıştım ama bu sektörlerin hiç biri antikacılık üzerine değildi.

SORU: Kafenin konseptinden bahsedebilirmisiniz?

Terzioğlu: Kefemizin isminden de anlaşıldığı gibi sanat kafe. Buraya sanat kafe dememizin nedeni mekânımız 3 katlı bir bina içerisinde bulunuyor. Binanın 3 katını da biz işletiyoruz. Giriş katını antikacı olarak dizayn ettik, orta katı sanat galerisi en son katı ise sanat kafe olarak kullanıyoruz. Kafemizde değişik zamanlarda workshoplar oluyor. Ünlü sanatçılar gelip resimler yapıyor. Çalıştaylar oluyor. Bazı geleneksel anlamda açtığımız sergiler var. Dünya kadınlar günü sergisini buna örnek olarak verebiliriz. Büyük katılımlarla güzel sergiler açıyoruz. Bundan dolayı sanat kafe anlayışını biz değil müşterilerimiz oluşturdu.

emin-antik-cafe

SORU: Mekânınızdayakın zamanda bir organizasyon oldu mu?

Terzioğlu: Yaz sezonunda bizim sergilerimiz durur. Ama kış sezonunda işler açılmaya başlar. Kışın neredeyse her ay önemli sergiler açıyoruz. Bu sergiler arasında büyük sanatçıların sergilerini açıyoruz. Workshoplar, imza günleri gibi çeşitli organizasyonlarımız oluyor. Galeri olarak kullandığımız 2. katta aynı zamanda çeşitli seminer yapıyoruz. Sanat üzerine kültürel programlar yapılıyor. Bu nedenden dolayı Tabelamızda Emin Antik Sanat Merkezi yazar. Burası sanat ve kültür merkezidir.

SORU: Bu kafeyi diğer kafelerden ayıran en önemli özellik sanat merkezi olması mı?

Terzioğlu: Sanat merkezi olmasından dolayı müşteri portföyümüz daha entelektüel ve kültürel altyapısı olan insanlardır. Müşterilerimizin neredeyse hepsi ile bir dostluğumuz var. Burada yeri gelir bir masada 2 tane mimar, 2 tane ressam, 1 şair, 1 tane sanat tarihçisi ve 1 tane akademisyen oturur estetik ve sanat üzerine konuşur. Bu yüzden burada çoğu kafede bulunmayacak bir ambiyans var. Sadece kafeye gelen ve sanatla ilgisi olmayan müşterilerimize buradaki atmosfer ağır geliyor.

emin-antik-cafe

Ama keyifli bir yer olduğu için öğrenciler de çok geliyor. Bizim burada amaçladığımız güzel bir kültür merkezi yaratmak. Sanat anlamında bir şeyler öğrenmek isteyen insanlar gelsin, bilgi paylaşımı yapalım, bu anlamda diğer kafelerden ayrıldığımızı düşünüyorum. Mekânımız sadece müzik çalınan, yemek yenilen bir yer değil paylaşımların ve ambiyansın yüksek olduğu bir yer.

SORU: Size göre her eski eşya antika mıdır?

Terzioğlu: İnsanlarımız elindeki her eski şeyi antika zannediyor. Öncelikle şunu bilmek gerekiyor her eski eşya antika değildir. Bir eşyanın antika eşya olabilmesi için önce bazı özelliklerinin olması gerekir. Ender bulunması gerekir, yani 150 yıllık bir eşyadan çok varsa o zaten antika değildir. Eşya nadirse, belli özellikler barındırıyorsa, bazı şeylerin simgesiyse ya da bir dönemi anlatıyorsa o dönemin sembollerini içinde, ruhunda barındırıyorsa antika olabilir.

 

emin-antik-cafe

Sanatsal değeri olan eski eşyaya antika denir. Yani bin yıllık bir demir parçası, üstünde bir sanatsal özelliği yok ise antika kabul edilmez. Sanatsal değeri olan eski eşya antikadır. Müşterilerimizde klişe bir anlayış var. Bir eşyanın yaşı 100 yılı geçmiş ise o eşya antika olur. Doğru bir eşyanın antika olabilmesi için en önemli olan ilk şey eski olmasıdır. Sonra sanatsal değeri olup olmadığına bakılır. Antikacılık insanda bağımlılık yapar. Bir kez tozunu yuttunuz mu vazgeçemezsiniz.

SORU: Antikacı olmak için çok mu zengin olmanız gerekiyor yoksa fazla bir para ödemeden de antikacılık yapılabilir mi?

Terzioğlu: Koleksiyonerliği yapabilirsiniz, antikacılık değil. Antikacılık benim yaptığım iştir. Ben antika eseri alırım koleksiyonunuza ulaştırırım. Bu antikacılıktır.Koleksiyoner olmanız için tabi ki bir maddi kaynak olmalıdır. Ama çok para olmalı mı? Koleksiyonunu yaptığınız ürüne göre değişir. Yani sitelerde çıraklık yaparak, antika çakmaklar toplayan, haftalığından arttırarak biriktirip çakmak alan müşterimizde vardı, holding sahibi müşterimizde vardı. Sizin toplamak istediğiniz şeyin kıymetine bağlıdır. Ama hepsi antika sayılır. 1. Sınıf antika toplamak var 2. Sınıf antika toplamak var.

SORU: Nasıl iyi bir koleksiyoner olunur peki?

Terzioğlu: İyi koleksiyoner olmak için topladığın objelerle ilgili çok araştırma yapmak gerekir. Ben mesela mesleğim ile ilgili birçok bilgiyi müşterilerimizden öğrendim. Çünkü ciddi koleksiyonerler objeyle ilgili bütün detayları bilirler. Alacakları parça üzerinde çalışırlar, örneğin cam toplarlar ama camla ilgili neredeyse her şeyi bilirler. Para toplarlar parayla ilgili çok bilgilidirler.

Böyle olmak zorundasınız. Çünkü zaten elinize aldığınız eşyanın kıymetini o bilgiyle sahip olarak tam anlamda idrak edebilirsiniz. Yani para verip aldığınız şeyle ilgili bir bilginiz yoksa aldığınız eşya sadece eski bu güzel diye ondan tam anlamda keyif almazsınız. Bilgili olmak bir şarttır. İyi ressamda çok kitap okuyan ressamdır, iyi antikacıda çok kitap okuyan antikacıdır, iyi koleksiyoner de çok kitap okuyan koleksiyonerdir. Kısaca her şey okumakla, bilmekle değerlenir.

SORU: Burada kendinizi yeniliyor musunuz, yani sürekli bilgilerinizi güncelliyor musunuz?

Terzioğlu: Bizim mesleğimizin zor ve aynı zamanda güzel denilebilecek kısmı odur. Çünkü bu kapıdan içeriye giren herhangi bir objeyi daha hiç görmemiş olabilirsiniz. Ürün çeşitliliği çoktur. Antikacılık demek her gün bir şey araştırmak ve öğrenmek demektir. Çünkü müşteriye de bilgi vermek zorundasınız. İyi koleksiyoner bilerek toplar. Koleksiyoner olmak isteyen insanları da motive etmek amaçlı olarak bilgi vermek zorundasınız. Doğru bilgiye ulaşamayanlar var o yüzden dedim ya antikacılarda çok okumalıdır.

SORU: Buraya gelen müşteri pörtfeyinde gece ile gündüz arasında bir fark var mı?

Terzioğlu: Biz akşam 8’e kadar çalışıyoruz. Akşam 8’den sonra hem kafeyi hem diğer kısımları kapatıyoruz. Bunun sebebi Ankara Kalesi’ndeki güvenlik ve ışık eksiklikleridir. Aslında çok büyük güvenlik eksiklikleri yoktur. Ama bu algıyı insanlarımız kafasında kıramadığı için gece buraya çok itibar etmiyorlar. Hâlbuki geceleri daha keyiflidir buralar. Tabi insan olmazsa burada bazı tiplere meydan bırakmış oluyoruz. Keşke ziyaretçilerimiz gündüz olduğu gibi akşamları da daha sık gelseler de kaleyi yalnız bırakmasalar.

Burası 7-24 kültür merkezi haline gelebilse. Bunu sadece kendi mekânım için söylemiyorum. Kale Ankara’nın ve Türkiye’nin önemli değerlerinden birisidir. Ankara’da doğup büyüyüp ve kaleyi görmemiş insanların olmasını artık istemiyoruz. Her Ankara’da yaşayan insanın ayda 1-2 sefer kaleye gelmesi lazımdır. Bu bizim için değil onlar için önemlidir.

SORU: Sonsöz olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Terzioğlu: Sizlerin buralara kadar gelmeniz, benim sizin sorularınızı cevaplamamın benim açımdan bir nedeni var. İnsanlarımız ne kadar çok sanatla estetikle veya bunlara benzer şeylerle haşırneşir olur ve bu konularla ilgili eğitim alırsa, sokaklarda gördüğümüz o rengârenk tabela resimleri olmaz.

Bu gün sanat galerini gezerek büyüyen bir çocuk o resimdeki ahengi, ritmi, renk kompozisyonlarını öğrendiği zaman büyüdüğü zaman bir belediye başkanı olunca veya herhangi bir pozisyonda yönetici olduğunda bizim şu anda rahatsız olduğumuz gördüğümüz ve keşke olmasaydı dediğimiz birçok şeyi oraya koymayacaklardır.

Sanat insana ne katar? Estetik kaygı katar.Estetik kaygı yükseldiği zaman Paris gibi Londra gibi bir şehirde yaşamış oluşunuz. Bizim memleket olarak eksiğimiz de budur. Gençlerimiz sanattan estetikten uzak yetişiyor.

İnsanlarımızın, televizyonlardan ve sosyal medyadan biraz kendilerine zaman ayırıp bir sanat galerisine gitmelerinin kendilerine çok şey katacağına inanıyorum.