Ankara’nın bağları

0
99

Bağ ve bağcılık , Anadolu kültürüyle bütünleşmiş ve onun yaşam kaynağı olarak tarihe damgasını vurmuştur. Tarım ve hayvancılık bozkırların her zaman yaşam kaynağı olmuştur. Hayat kaynağı olan unsurlar yaşam felsefesinde kendilerine özel bir yer edinirler.

Türkülerde, şarkılarda, öykülerde, destanlarda, ninnilerde,atasözlerinde ve mutfak kültüründe bunların izlerini hep görebiliriz:
Düğünlerde, şenliklerde tüm insanları ayağa kaldıran ünlü “Ankara’nın bağları /Büklüm büklüm yolları/Ne zaman serhoş oldun/ Kaldıramıyon kolları…” türküsü dillerde ve gönüllerde hep yaşamakta.

Keçileri, kedileri, balı, kıvırcık koyunları, tavası, bağları,armutu ,tarihi ve doğal güzellikleri bakımından zengin Ankara’nın bağları da ünlüdür. Çankaya’da , Dikmen’de ,Keçiören’de,eski kale yamaçlarında , ayrıca Güdül, Ayaş, Beypazarı, Karaşar, Kırbaşı, Çamlıdere, Kızılcahamam, haymana,Kırıkkale, Sulakyurt, Kalecik, Çubuk,Balâ gibi yakın yerleşim yerlerinde bağcılık gelişmiştir.

Ankara pazarlarında bir zamanlar kendi üzümleri aranır,özellikle Hasan Dede’nin ince kabuklu bal gibi tatlı beyaz üzümleri hep aranmıştır. Çeşitli pekmezleri yanında lezzetli şırası ile şarap yapımına da elverişli kıraç toprak üzümleri tercih edilmekteydi. Ankara’nın ünlü ” Kalecik karası ,Akman ve Kavaklıdere” şarapları hep aranmakta ve tercih edilmektedir. Damak tadında iz bırak şaraplarına hiçbir zaman doyum olmaz.
Dünya şarap kültüründe özel ve özgün bir ismi ve yeri olan , uzun süre damakta bıraktığı kalıcı-etkili ve farklı tadı ile bilinen dünyaca ünlü “Kalacik Karası Şarabı” hep aranmaktadır.

“Bağda izin olsun ,üzüm yemeye yüzün olsun” atasözünde ifadesini bulan anlayış toplumun bağ ve bağcılık anlayışına hakimdi.
“Üzümünü bol işittiğin bağa , sepetini küçük getir” diyen Uygur atasözünde ifadesi bulan Doğu Türkistan bölgesine 1992 yılında yirmi gün süreyle Tarihi İpek Yolu araştırmalarında bütün bölge yerleşim yerlerini inceleme fırsatı buldum. En eski uygarlıkların beşiği olan ve tarım ürünlerince zengin TURFAN şehrinde dünyanın en lezzetli üzümlerinin yetiştirildiğine ve üzümleri güneş görmeden tamamen yeşil kalacak şekilde kuruttuklarına tanık oldum. Bütün kent yolları çevresi asma üzüm çubukları ile donatılmış.Geçmişin gizemli tarihini saklayan topraklarda günümüzün en taze ve değişik sebze ve meyveleri burada yetişmekte.Orta Asya ve Anadolu evlerinin bahçelerinde ve bağlarında asma salkımları hiç eksik olmaz.bağ,bağcılık, üzüm ve toplum adeta bütünleşmiştir asırlar boyu.
Kırsal alanlarda yapılan bağ boozumu şenlikleri yöresel kültürün tüm zenginliğini sergilerken bağbozumu güzelide seçilmekte.Bütün güzellikler birleşip dostluklar pekişmekte.

Tarihe damgasını vurmuş olan ve insanın dermanını artıran üzüm,inançlara girmiş,manevi ve maddi âlemin destekleyicisi olmuştur. 11.yüzyılda ünlü bilgin İbn-i Sinâ, “İki kadeh şarap içer ve sabah erkenden dinç uyanarak yeni bulluşlara başlardım” demiştir. Üzüm tanesinin ve “Kırklar Meclisi’nin” efsane öyküsü ünlüdür.”Üzüm tanesinden tadan kırklar bire dönüşür, gezegenlerin dünyanın etrafındaki dolaşımı gibi Semah’a kalkarlar.”
Tepe bağa vardım buldum izini/Boğazıma durdu çavuş üzümü/İsta teğmeninden versin izini/ Bir daha göreyim kara gözünü” türküsüne yansıyan benzetmeler ve söylemler bize çok şey anlatmakta. “Bağlarda üzüm doğrudur benim sözüm” özdeyişi ile Ankara’ya selam olsun.