Bir kez daha farkına vardım. Hem de defalarca farkına vardığım gibi. Hayat öyle kısa ki, ne istediklerinizi tam olarak gerçekleştirmenize yetiyor, ne de gerçekleştirdiklerinizin tadına varmanıza…

Bu kadar kısa olduğumuz bu hayatı gerçekten değerlendirebiliyor muyuz? Yıllarca duyduğum, ama son yıllara dek önemini kavramadığım şu cümleye dikkatinizi çekerim: “Anı yaşamak”. Tıpkı bir zamanlar bir telefon markasının reklamı gibi. O markanın sunuculuğunu yaptığım da “anı yaşayın” sloganıydı sim kart firmasının. Reklamı yapan firmanın bir yetkilisine, sunum sonrası sormuştum, niye bu cümleyi kurdunuz, sim kart avantajlarıyla ne alakası var diye?

İtiraf ediyorum, ne büyük aptallıkmış. Annemi kaybettiğimde anlamıştım. En son gözlerimin içine bakıp, “bak bana kızım bu sefer son, ben gidiyorum” dediğinde, gözlerimi kaçırmıştım. Gerçekle yüzleşmek istemediğimden. Oysa ona bakmak isteyen gözlerine dakikalarca bakarak o anı yaşayabilirdik. Nasıl olsa akşam yine geleceğim annemin gözlerine bakacağım demiştim. Akşam artık geçti, yoğun bakımda uyutulmuştu. Bir daha uyandıran olamadı on gün onun kapalı gözlerine bakmak zorunda kaldım. O anı kaçırmıştım çünkü. Yapmak istediğimiz ne varsa bugün yapmalıyız, yarın değil.
Ertelemenin kimseye faydası yok ki. Hele bize hiç yok. Son üç yıldır çevremdeki göçenlere baktıkça, ölümün nefesini ensemde hisseder oldum. Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayanlar var. Anlamaya çalışıyorum. Sanki parasını şöhretini öteki tarafa taşıyabilecekmiş gibi gayret içinde olanlar var. Hırsın da sonu yok, paranın da. Sizin azınızla benim azım aynı değil. Benim çok dediğimle, bir başkasının çok dediğinin aynı olmadığı gibi…

İstekleri hiç bitmiyor ama hayat buna yetmiyor. Sırf bu yüzden, anı yaşamak o kadar önemli ki.
STAR haber yıllarında Ankara’ya gitmiştim iki günlüğüne iş için. Ankara büromuzda Tayfun Talipoğlu ile tanıştım. Her zaman ve herkese olduğu gibi bana da sıcak yaklaşıp tüm alçakgönüllülük ile, sesimi nasıl daha güzel yapabilirim diye sormuştum. Bütün işgüzarlığımla her türlü detayı anlatıp, eski şancı olmanın avantajıyla sesin nasıl daha iyi kullanabileceğini öğretmiştim. Evet ilk diksiyon derslerini benden almıştı. Sonra sık sık yayın öncesi, yaptığı haberi telefonda bana okur düzeltmemi isterdi. Yaptığı her haberi titizlikle hazırlar, haberini bir sanatçı gibi  işlerdi. Öleni badem göz yapmak değil istediğim. Ama herkes iyi bilir ki kalemi kuvvetliydi kısık sayılan sesine rağmen tonlaması vurgusu mükemmeldi. Zaten hissederek yazar, yazdığını okumaz, anlatırdı. Habere farklı bir bakış açısı vardı. Düz habercilerin gördüğü yerden bakmaz daha lezzetli işler çıkarırdı ortaya. Zaten “bam teli” programından sonrasını biliyorsunuz.

Bana göre Türkiye’deki en son sümüklü çocuğa kadar ulaştı. Sadece 55 yaşında idi. Anı yaşayan biriydi ama sonra nasıl devam etti bilmem. Birçok arkadaşım gibi Tayfun’u da yıllardır görmüyordum. TRT program yapmaya başladıktan bir sene sonra bir yerde karşılaşıp sohbet etmiştik. “Aman siyasetten uzak dur” demiştim. Tayfun öldükten sonra hakkında çıkan bazı haberlere bakınca, İnsanoğlunun ne kadar acımasız olduğunu yeniden fark ettim. Yine de en güzel sözü Melih Gökçek söylemiş. Zamanında “Çankaya belediye başkanlığını teklif ettim ama kabul etmedi, solcuydu ama iyi biriydi”. Doğru söylemiş Tayfun iyi biriydi, Her an istediğiniz gibi arayabileceğiniz türden, kibirsizdi. Üzüldüm ani gidişine, haber vermeden bizlere. Ailesine özellikle oğluna sabır diliyorum. Biz arkadaşlarının ve sevenlerinin başı sağ olsun!

PAYLAŞ
Önceki İçerikTürkiye neden karşı çıkıyor?
Sonraki İçerikGayrimenkul sertifikasıyla konut daha ucuza alınacak
Rana Elik
Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi-Müzik Eğitimi bölümünü bitirdi. İki yıl TRT de spikerlik yaptıktan sonra Türkiye'nin ilk özel televizyonu Star 1 tv ye transfer oldu. 1998 yılında Kanal 6'ya geçti,6 ay sonra Amerika'ya gitti ve bir yıl süresince mesleki eğitimler ve kurslara katıldı. Daha sonra tv8, ETV, Kral TV, Kanal T, Kanal 34 televizyonlarında ana haber bültenlerini sundu, haber programlarını hazırladı ve yöneticilik yaptı.