“Bayrak bağımsızlığımızın, vergi varlığımızın kanıtıdır” sözünü çok önemserim.

Bu söze inanan ve gereğini yerine getiren insanlarla memleketin ayakta kalacağına inancımı hep korumuşumdur! Bu yüzden gerçek oranda vergisini verenleri hep saygıyla karşılamışımdır, ideolojisi, partisi, etnisitesi, mezhebi, meşrebi ne olursa olsun, kendimden daha kıymetli vatansever kabul etmişimdir!
2016 yılı gelir vergisi rekortmenleri açıklandığında, tıpkı geçmiş yıllarda yaptığım gibi, bu 100 rekortmeni tanımak için, açık bilgilere müracaat etmek istedim ve listeyi elime aldım, birde ne göreyim! İsminin açıklanmasını istemeyenlerin sayısı listenin yarısı kadar, tuhaf!…
2016 yılı gelir vergisi rekortmeni 100 isimden 53’ü, isminin açıklanmasını istememiş!
Acaba neden?
Mütevazı oldukları için mi?
Düşman kazanmamak için mi?
Vergi vermenin, saygınlık kazandırmadığı şüphesinden mi?
Eş dost hısım akraba, çoğalır diye mi?
Rantiyeci olmaktan dolay mı?
Cesametleriyle verdikleri vergi çelişiyor da, ondan mı?
Siyaset-bürokrat-sermaye ilintisi fark edilmesin diye mi?
Kamu veya kamudan beslenen oldukları anlaşılmasın diye mi?
Emek sermaye çelişkisinden mi?
Niye?…
Oysa ki hakkıyla vergi vermenin vatanseverliğin bir gereği olduğunu hepimiz biliyoruz. Verginin kutsallığına inancımızı tekrarlıyoruz. Eş dost hısım akrabanın emanet olduğunu ve imkanlarımızı onlar içinde kullanmamızın töremizin gereği olduğunu ifade ediyoruz. Gerçek vergi verenlerin sayısını çoğaltmak için teşvik olsun diye, ismimizi açık etmenin yararına inandığımızı söylüyoruz ve rekabete dayalı serbest piyasayı kabul etmişiz.
Ancak; ismimizi açıklamayın diye şart koşuyoruz!
Biraz amiyane olacak da; ” abiler, ablalar bu ne iş?”
Merakımı mazur görün, ön yargısız soruyorum; bu tavrınızın tercümesi nedir? Millet olarak, sorumuz budur, bunu bilmeye hakkımız yok mu?