Altına hücum günlerinden ŞİMDİ’ye…

0
123

Her ne kadar “Cowley; Geçmiş gelecek yoktur, sonsuz bir ŞİMDİ vardır.” dese de biz gene de basketbolumuzun ŞİMDİ’ ye nasıl geldiğini görmek adına ilk “RÜYA” takımızı anımsayalım. Yıllardan 1981..

Efe Aydan, Mehmet Döğüşken, Erman Kunter, Necati Güler, Melih Elçin’in başı çektiği harika bir nesil iyice pişirerek kıvamına getirmişiz. Basketbolun bilimseli Ankara’da vitrine cazip geleni İstanbul Spor ve Sergi Salonunda oynanıyor. Bu çocukların hemen tamamı bütün zamanların en iyi koçu rahmetli Aydan Siyavuş’la birlikte Eczacıbaşı çatısında toplanmışlar parkenin tozunu atıp kimselere kupa bırakmıyorlar. Basketbolun başında bir başka rahmetli, bütün zamanların en büyük basketbol adamı Osman Solakoğlu var.

Basketbol Federasyonu Başkanı, iğneyle kuyu kazan hayatını basketbola adamış Milli Takım freak/hastası adam. Her şey bir yana milli forma bir yana. O kadar ki milli forma söküklerini bile kendi elleriyle dikiyor. Suyun öte yakasından geldiği için dönemin basketbol tiranlarının yurdu Yugoslav ekolüyle iç içe. Avrupa Basketbolu baronu FİBA Genel Sekreteri “Bora” Stankovic’le kanka. Doğru seçimle bizde “YUGO” basketbolunu rol model seçmişiz. Her dönemde Avrupa’ya en yakın takım sporu olmuş basketbol her kademede Avrupa Şampiyonalarına katılan Türkiye SSCB, Yugoslavya demir perde hinterlandında ki Çekoslovakya, Polonya, Macaristan ve Balkanlarda ki uzantıları Bulgaristan, Romanya vb. ülkeler arasında kendine “altın yolu” bir türlü bulamıyor. Avrupa Şampiyonalarında 6.lık yakalarsak kendimizden geçiyoruz. Yugoslavya, Yunanistan, Bulgaristan, Romanya ve bizim aramızda yapılan BALKANŞAMPİYONALARI en yakın hedefimiz ama orda da sürekli dayak yiyoruz. Milli Takım’da koç ve yardımcı koç “İKİLİ” modelini benimsemişiz. İstanbul’un büyük takımları koçları Mehmet Baturalp, Önder Seden vb. “baş antrenör” oluyorlar yanlarına genellikle Ankara’dan Rüştü Yüce bilimsel ekürisinden “yardımcı koç” veriliyordu. Amaç görsellik ve bilimselliği harmanlamaktı.

İŞ BAŞA DÜŞTÜ

1980 nihayet sıra bize geldi. Aydan o zaman tüm İstanbul’a ve ülkeye kendini saha başarısıyla kabul ettirmiş babalar arasından kendine bileğinin hakkıyla yer açmıştı. Gençliği ve çoğunluğa itici gelen başına buyrukluğu nedeniyle beraber çalışacağı yardımcı bulmak kolay değildi. Ben o sırada İstanbul Bankası Yenişehir takımının başındaydım.

Sıkıntıyı aşacak ikili oluştu ve ilk defa 1980 Bükreş Üniversite Oyunlarında deneme uçuşu yaptıktan sonra Sofya 1981 Balkan Şampiyonası için uzun bir kamp dönemi yaşadık. Otoriter ve hemen her şeye karışan Osman ağabey ile Aydan arasında köprü oldum. Takımla aramızda dört yıl kadar süren güzel bir bir ahenk yakaladık. Altın meyvesini Evren sıkıyönetim döneminde ülkenin çok ihtiyacı olan toplumsal başarıyı kazandırarak aldık. Sofya Universiad Salonunda önce ev sahibi Bulgaristan’ı Efe’nin ünlü pivotları Golemev’i sürklase ettiği maçta 83-69 yendik. Dikkat buyurun henüz üçlük atış yok. Arkasından Romanya’yı 87-82 sonra Avrupa Şampiyonu kadrosunu Amerika turnesine göndermiş Yugoslavya’yı Erman’ın 29 sayıyla devleştiği maçta 93-81 yendik. Sakın yanlış anlaşılmasın Yugo’lar hep B takımıyla gelir ve Balkan madalyasını alır giderlerdi. Finalde bu sefer Erman ezeli rakibimiz Yunanistan’a 33 sayı atarak 93-80’le altın madalyayı boynumuza astırdı. Bütün Türkiye tek kanal TRT Televizyonuna kitlenmiş bu zaferi izlerken tek madalyadan daha fazlaydı kazanılan. Altını bulmuştuk ama yar olmadı bu servet bize. Basketbolumuzun “İmparatorluk Yürüyüşü” o gün Sofya’da başladı ve bitti. 81’in RÜYA TAKIMI amatör ruhunu orada bırakınca parke ŞİMDİ’nin “profesyonel lejyonerler cennetine” devrildi.12 Dev adam dedik, evirdik, çevirdik, devşirdik ve Türk basketbolunu bizim çocuklara yasakladık.
ŞİMDİ üçüncü sınıf paralı askerler oynuyor bizim Türk çocukları onları seyrediyor.