Türk Milliyetçiliğinin unutulmaz, efsanevi lideri merhum Alparslan Türkeş (1917–1997), seksen yıllık hayatının önemli bir bölümünü Türklüğe ve Türk milletinin güçlenmesine adamıştır.

Alparslan Türkeş, örnek bir milliyetçi olmanın yanı sıra eşi zor bulunan bir ülkü adamıdır. Hayatı hep mücadelelerle geçmiş ve hiçbir zaman yılmamış, yıkılmamıştır. İnandığı düşünce ve ilkelerden hiçbir zaman vazgeçmemiş, hep geleceğe doğru yürümüştür. Soğuk savaşın sona ermesinden sonra Türk dünyası ile ilgili ortaya çıkan jeopolitik gerçek, Türkeş’in haklılığını göstermiştir. 1944 ve 1980’de tutuklanmasına neden gösterilen fikirler bugün hayatın ve dünyanın gerçekleridir. Sovyetler Birliği’nin parçalanmasına ve beş Türk Cumhuriyeti’nin kurulmasına şahit olan Alparslan Türkeş, Sovyetler Birliği’nin dağılacağından hayatının hiçbir döneminde şüphe etmemiş, Soğuk Savaş sonrası Türk dünyasıyla ilgili ortaya çıkan jeopolitik gerçekler konusunda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne yol gösterici olma rolünü de üstlenmiştir.

Yeni Jeopolitik Gerçekler

Alparslan Türkeş, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 12 Aralık 1991 tarihli 15’inci birleşiminde yaptığı konuşmada özetle şunları söylemiştir:

“… Sovyetlerdeki Türk Cumhuriyetleri ve muhtar bölgelerdeki Türk yönetimleri konusu bugüne kadar Türkiye’nin dış politikasında hiç yer almamıştır. Türkiye dış politikasını Sovyetler Birliği’ne göre ayarlamıştır. Ama dünyadaki gelişmeler, Sovyetler Birliği’ndeki yeni oluşumlar ve dünyanın diğer yerlerindeki yeni gelişmeler, Türkiye’nin bundan sonra ilişkilerini nasıl ayarlayacağı gibi konuları getirmiş bulunmaktadır. Daha önce Türk Dışişleri, doğrudan doğruya Sovyetler Birliği’ni hedef almış; bunların içinde bulunan Türkler hiç konu edilmemiştir. Hatta Türkiye’mizde çeşitli sebeplerle Türkiye dışındaki Türkler konusunu ele almak, hele siyasi alanda korkulu bir konu olarak görülmüştür, bunu söz konusu edenler suçlanmıştır, küçük görülmüşlerdir…

… Bildiğiniz gibi, siyaset alanında uzun zamandan beri bulunmuş eski bir arkadaşınız olarak ömrümün 55 yılını bu konularla uğraşarak geçirdim. Birleşmiş Milletlerin son zamanlarda yapmış olduğu istatistiklere göre, yeryüzünde en çok konuşulan diller arasında Türkçe beşinci sırayı almaktadır. Birinci sırada Çince, ikinci sırada İngilizce, üçüncü sırada İspanyolca, dördüncü sırada Arapça ve beşinci sırada Türkçe geliyor, yani bu sıralamaya göre birçok felaket yaşamış olmasına rağmen hâlâ Türk milleti yeryüzündeki en kalabalık milletlerden birisidir. ‘200 milyon insan Türkçe konuşuyor’ demek, ‘200 milyon Türk vardır’ demektir…

… 20’inci yüzyıl bilindiği gibi imparatorlukların yıkıldığı bir yüzyıldır. 20’inci yüzyılın sonlarına geldiğimiz ve 21’inci yüzyıla yöneldiğimiz şu günlerde, dünyada insan hakları, hürriyet ve bağımsızlık ve demokrasi rüzgârları esmektedir. Bu rüzgârlar bütün imparatorlukları çökertmiştir…
… Sovyet İmparatorluğu dağılmaya ve çözülmeye başlamıştır. Burada yaşayan beş Türk Cumhuriyeti bulunmaktadır; bunlar Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Kazakistan’dır… Bunları dikkate aldığımız zaman Türk Cumhuriyetleri ile Türkiye’nin dış münasebetleri, dış politikası ne olmalıdır? O cumhuriyetlerin jeopolitik özelliklerini göz önüne alarak, sahip oldukları ekonomik imkânları, kaynakları dikkate alarak, sosyal yapılarını dikkate alarak ve Türk olmayan diğer birimlerin, Ermenistan gibi, Gürcistan gibi ve diğerlerinin de durumlarını dikkate alarak Türkiye’nin Politikası ne olmalıdır diye akılcı ve ilmi esaslara dayalı yeni bir siyasi plana ihtiyacımız vardır. Böyle, hazırlıksız, rastgele, ayaküstü tutumlarla bu dış politika düzenlenemez…

… Bunlar soy itibariyle, din itibariyle bizimle aynı olan insanlarımızdır, kardeşlerimizdir ve kendileri, bize karşı sevgi beslemektedirler. Türkiye’yi sevmektedirler, Türkiye’den önderlik beklemektedirler. Binaenaleyh, onların bu özelliklerini de dikkate alarak ve Türk olmayan diğer cumhuriyetleri tanımamızın da bunlar üzerinde ne gibi etkileri olacağını dikkate alarak, yeni ilmi esaslara dayalı bir politika planlaması yapmaya ihtiyaç vardır…”

Yeni Bir Dış Politikanın Esasları,

Alparslan Türkeş, yeni politikanın dayanması gereken esaslar konusunda ise Türkiye Büyük Millet Meclisinin 17 Aralık 1991 tarihli akdettiği 16’ıncı birleşiminde özetle şunları söylemiştir:

“… Sovyetlerde meydana gelen değişiklikleri de dikkate alarak orada bulunan Müslüman Türk Cumhuriyetleri ile politikamızı yeniden düzenlemek ihtiyacındayız… Türk Cumhuriyetleri’ni tanıma, onlarla ilişkilerimizin gelişmesi meselesini, bir Turan İmparatorluğu kurulacak şeklinde propagandaların yapılmasına meydan ve imkân verilmeyecek şekilde düzenlemek ve planlamak zorundayız. Şimdiden Türkiye’mizin karşısında olan birçok devlet bu şekildeki propagandalarla dünya kamuoyunda aleyhimizde tesirler yapma çabası içindedirler. O bakımdan Türkiye’mizin insan haklarını geliştirme barış ve dostluk içinde karşılıklı saygıya dayanan dostluklar kurmak, ekonomik, kültürel münasebetler geliştirmek gayesiyle dış politikasını tanzim ettiği her zaman vurgulanmalı ve dünya kamuoyuna da anlatılmalıdır…

… Bu cumhuriyetlerin yaşamış oldukları tarih dolayısıyla, bugün ideolojik bir boşluk içinde olduklarını göz önünde bulundurmak mecburiyetindeyiz. Çünkü Marksist ideoloji çökmüştür, iflas etmiştir. Bu cumhuriyetlerde yetmiş yıldan beri her şey Marksist ideolojiye ayarlanmıştır. Bundan dolayı burada yaşayan insanlar, bugün ideolojik ve manevi bir boşluk içindedir. Bu manevi boşluktan yararlanılarak burada bazı Ortadoğu devletleri tarafından birtakım köktenci akımlar yayılmaya çalışılmaktadır. Türkiye’nin, İslam’ın gerçek, güzel manasına dayanan barışçı, kardeşliği esas alan, insan haklarını esas alan hoşgörüyü esas alan, manevi değerlerini bunlara götürmesi, anlatması hem bu ülkeler için, hem de gelecek münasebetler için iyi bir netice verir kanaatindeyiz…”

Lider Ülke Türkiye,

Alparslan Türkeş, Türkiye’nin soğuk savaş sonrasında izleyeceği akıllı politikalarla lider bir ülke olacağına inanıyordu. 20’inci yüzyılın sonlarına doğru dünyada meydana gelen olayların Türkiye’yi bir yol ayrımına getirdiğini vurguluyordu. Türkiye Büyük Millet Meclisinde 1994 ve 1995 yıllarında yaptığı konuşmalarda bu konuda özetle şunları belirtiyordu:

“… Türkiye, bugün, bir yörüngeden yeni bir yörüngeye geçme noktasında, çok kritik bir durumdadır. Türkiye’nin 21’inci yüzyıla lider bir ülke olarak girme ya da girememe noktasında, çok nazik durumundan bahsetmemizin ve buna göre tedbirler geliştirmemizin gerekli olduğu doğrudur. Yoksa Türkiye, bütün problemlerine rağmen, güçlü bir ülkedir; Türk milleti, büyük bir millettir; ancak, dünyaya yön veren merkez ülkeler sınıfına geçmek ya da yön verilenler kesiminde, çevre ülkeler sınıfında otuz yıl daha kalmak, yüce milletimizin temsilcilerinin oluşturduğu Türkiye Büyük Millet Meclisi ve onun bünyesinden çıkan Cumhuriyet hükümetlerinin, plan ve icraatlarına bağlıdır…

… Büyük Atatürk’ün ve arkadaşlarının önderliğinde, bağımsızlık mücadelesini veren ve istiklalini kazanan Türk milleti, şimdi, büyük ve güçlü bir Türkiye arzulamaktadır. Hiçbir ferdinin aç, açıkta kalmadığı, müreffeh bir Türkiye arzulamaktadır. Lider bir Türkiye’nin, dünyaya adaleti sağlamak için yönelmesi de milletimizin yüce bir idealidir… Türkiye’nin lider bir ülke olması, her şeyden önce, ekonomik kalkınmada başarılı olmasına bağlıdır. Milletlerarası mücadelede, ekonomi, düne göre, çok ön sıralara geçmiş ve önemli bir yere oturmuştur…

…Savaşların hüküm sürdüğü, milyonlarca insanın öldürüldüğü, kan ve gözyaşlarının bitmediği 20’inci yüzyıl, 21’inci yüzyıla girerken hiçbir menfi miras taşımamalı, götürmemelidir. Türkiye bu noktada, en kısa zamanda problemlerini çözerek, 21’inci yüzyıla hem milleti hem de dünya için, bir umut bir öncü ülke olmalı ve kendi mührünü insanlık tarihine bir kere daha vurabilmelidir…”

Alparslan Türkeş, hayatını büyük ve güçlü bir Türkiye için düşünme ve fikir üretmeyle geçirdi. Bütün siyasi hayatı boyunca devlet adamı, ideal adam tavrını her zaman özenle korudu. Ülkenin ve milletin menfaatini her şeyin üzerinde tuttu. Ondan Alınacak çok ders olduğuna inanıyoruz.

PAYLAŞ
Önceki İçerik‘Kar Sokak’a ilgi
Sonraki İçerikSultan I. Abdülhamid’e inme indiren Özi Kalesi Katliamı
Gürcan Dağdaş
54. Cumhuriyet Hükümeti'nde Devlet Bakanı olarak görev yaptı. 22 Temmuz 2007 Genel Seçimlerinde, MHP'den Kars Milletvekili seçilerek Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23'üncü dönem üyesi oldu. Aralık 2013 yılında, MHP'den istifa etti. Toplumsal Çözülme, Kağıda Düşenler, Düşünceye Davet ve Fetret Dönemi Yazıları ismiyle yayınlanmış, dört kitabı var.