Alışkanlık olmasın!

0
21

Çok değerli dost, eski devlet bakanlardan Gürcan Dağdaş’ın “Zübük” başlıklı yazısı çok dikkatimi çeken bir girişle başlıyor. Eminim eğer 80 Darbesi öncesini yaşadıysanız sizde benim kadar etkileneceksiniz;

“Ah ah ah…
1980 öncesinin ideolojik kamplaşmasının ördüğü duvarları aşıp, karşı kampın yazarına çizerine, ne söylüyor ne yazıyor diye bakmadık, bakamadık…
Yüreği ve izanıyla, memlekettin derdiyle dertlenen, memleket sevdalısı olan, Aziz Nesini, Fakir Baykurt’u, Orhan Kemal’i, Yaşar Kemal’i, Uğur Mumcu’yu, Mahsuni Şerif’i ve diğerlerini bu yüzden ıskaladım…
Benim ıskaladığım gibi, karşı kampın mensupları da; Prof Erol Güngör’ü, Nihal Atsız’ı, Cemil Meriç’i, Tarık Buğra’yı, Peyami Sefa’yı, Remzi Oğuz Arık’ı, Dündar Taşar’ı, Abdurrahim Karakoç’u ıskaladı…
1980 sonrası, duvarın tuğlaları düşmeye başlayınca, okumaya dinlemeye başladım, zaman zaman da ah çektim!”
Gerçekten ah çekecek kadar var. Tümüyle karşı kamptan olduğunu sandığınız yazarı-çizeri okumuyor, dinlemiyor, güvenmiyorsunuz ancak yıllar sonra aslında o yazar-çizerin düşüncelerini paylaştığınızı fark ediyorsunuz. Başka bir ülkenin yazarı-çizeri değil bu, kendi ülkenizin yazar-çizeri, tabi ki sizden parçalar taşıyor, yansıtıyordur, tabi ki eğer izan, vicdan ve cesaretiniz varsa geçmişteki hatanıza ah! edersiniz…
Dağdaş’ın dün için çok samimiyetle paylaştığı bu pişmanlığının gerekçesini bu gün de yaşamıyor muyuz peki?
Şimdi sağ-sol değil ama yine benzeri kamplar var. Bu kamplara mensup olduğunu sananlar olarak her alanda özellikle sosyal medyada müthiş bir çatışma içinde değil miyiz? Bir birimizin gazetelerini okumuyor, yazarlarını tanımıyor, televizyonlarını izlemiyor, düşüncelerine itibar etmiyoruz. Hatta utanılacak derecede bir küfürleşme içerisindeyiz. Bir birimize zerre kadar tahammülümüz yok.
İsim vermeyeyim ama yine iki tarafta da değerli yazarlar, sanatçılar var. Tabi ki o yazar-çizerlerle birlikte çok değerli fikirlerde var. Farkında mıyız?
İsim versem, “Bırak Allah aşkına! O dediğin şahıs daha önce şöyle demişti veya böyle yapmıştı” diyebilirsiniz. Mutlaka hatası vardır ve sizin hoşunuza gitmeyen düşünceleri vardır. Bu o kişinin tüm düşüncelerinin yanlış olduğu, okunmaması, hiç dikkate alınmaması anlamına mı gelir? O kişinin, o bizden olan yazarın-çizerin hapishanelerde çürümesini sessiz kalarak onaylama manası mı taşır? 80 öncesi de benzer gerekçelerle ıskalamadık mı kendi değerlerimizi? Askeri darbeden önce aslında bir anlamda kendi beyinlerimizde darbe yapıp yasaklar koymadık mı?
Kutuplaşmamız, kamplaşmamız kendi yurttaşımıza, kendi ülkemizin yazar-çizerine, sanatçısına, kendi ürettiğimiz düşüncelere karşı taş gibi katı olmamız çok mu iyi?
Karşı tarafı dinlemeye, anlamaya çalışmak bizi dava adamı olmaktan mı çıkarır, yoksa gerçekte menfaatlerimiz midir bizi alıkoyan?
Demokrasiye mi inanmıyoruz?
Kendimize ve fikirlerimize güvenmiyor muyuz?
Bertrand Russell’ın dediği gibi, “Ateşli bir şekilde savunulan görüşler bir temele dayanmayan görüşlerdir” Hangi cenaha mensup olursak olalım fikri olan insanlardan yararlanabileceğimiz fikirler elde edebileceğimizi ve bu durumun bizim de, ülkemizin de, insanlığın da yararına olduğunu unutmayalım.
Bu kutuplaşmayı aşmalıyız. Önce düşünenlerin kutuplaşmasını, sonra siyasi kutuplaşmayı ve en sonunda da toplumsal kutuplaşmayı… Gelişmiş bir çok ülke bu kutuplaşmayı aşmayı becerip, siyasi çatışmayı alışkanlık haline getirmediği için gelişmiştir. Fikirlerinize ve kendinize güveniyorsanız başka fikirlere kapalı olamazsınız, zira mutlaka onlardan alacağınız olumlu şeyler olacaktır…

Paylaş
Önceki İçerikCOP23: Bonn-Fiji Taahhütü imzalandı
Sonraki İçerik%10 seçim barajı mhp için düşecek
Bülent Kuşoğlu

7 Ocak 1958’de Erzurum’da doğdu. Yeminli Mali Müşavir, Maliyeci, Ekonomist; Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesini bitirdi. Ulusal ve çeşitli internet gazetelerinde köşe yazıları yayımlandı. Çok iyi düzeyde İngilizce biliyor. 24.-25.-26. Dönemde Ankara Milletvekili seçildi. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Üyesidir.