Adalet, hukuk, demokrasi dedikleri şey, sadece hedef toplumları teslim almak için kullanılan araçlar. Mutsuz, muhalif, ülkelerindeki yönetim biçiminden memnun olmayan kitleler bu kavramlarla iğfal ediliyor.

Batı’nın İslam dünyası üzerinde oyunları hiç bitmedi. 1.Dünya savaşı Osmanlı İmparatorluğu’nun mirasını paylaşmak için çıktı. Hesapları yeryüzünde Türklere ait bir devlet bırakmamaktı.
Ama evdeki hesap çarşıya uymadı, bu millet yoklukları bir araya getirerek milli bir mücadele verdi, kanını, canını sebil ederek Türkiye Cumhuriyetini kurdu. Bu ülke için yapılan hiç bir şeyi küçük görmemeliyiz.
Kulağının dibinde tek bir mermi patlamamış insanlar milli mücadeleyi küçümsüyor. Vermeseydik ne olurdu sorusunu hiç kimse sormuyor.
Vermeseydik bugün olur muyduk?
Vermeseydik bir devlete sahip olur muyduk?
Eleştirenlerin, küçümseyenlerin bu sorulara verilecek bir cevabı yok. Sonraları bazı yanlışlar da olabilir. Hatta olabilir çok iyi niyetli bir ifade, olmuştur da. Önemli olan bu yanlışlar yüzünden doğruları yok saymamak, zaman içinde yanlışlığını gördüğümüz şeyleri -toplumu ikna ederek- düzeltmektir.
Toplumu ikna diyorum, çünkü demokrasi bunu gerektirir. Düne yönelik eleştirilerin çoğu -halka rağmen-alınan kararlarla ilgilidir. Dünü eleştirenler de -halka rağmen- hareket ederlerse aynı duruma düşmüş olurlar. Dünya değişiyor, dünya ile birlikte insanlar da değişiyor. Eğer bu değişimi göz ardı edersek hem dün de kalır hem de toplumdan koparız.
Etrafımızda tehlikeli bir çember oluşturuluyor. Düne kadar terör tehdidinden söz eden, dünyayı terörle mücadeleye çağıran güçler, bugün teröristlerle iş birliği yapıyor. Terör milletlerarası mücadelede kullanılan bir silah haline getiriliyor. Bunu eleştiren, suçüstü yapan ülkelerin ekonomik olarak elleri, kolları bağlanarak hareketsiz hale getiriliyor.
Katar’ın durumuna bir de bu gözle bakmakta fayda var. ABD ve hempaları Katar’ı terör örgütlerini finanse etmekle suçluyor. Peki ya YPG’ye silah gönderenlere ne demeli? Meşru terör, akredite edilmiş terör örgütü olur mu? Her zaman olduğu gibi bugün de dünyanın kaderini büyük güçler çiziyor.
Adalet, hukuk, demokrasi dedikleri şey, sadece hedef toplumları teslim almak için kullanılan araçlar. Mutsuz, muhalif, ülkelerindeki yönetim biçiminden memnun olmayan kitleler bu kavramlarla iğfal ediliyor.
Toplumlar önce içten, sonra dıştan çökertiliyor. Çökmemenin, teslim olmamanın yolu belli; insanlarınızı mutlu edecek bir yönetim mekanizması kuracaksınız. Devleti milletleştireceksiniz. Dışlayan, ötekileştiren bir dilden kaçınacaksınız. Hukuku hakim kılacaksınız.
Demokrasinizi hiç kimsenin istismar edemeyeceği düzeye çıkaracaksınız, ardınızda mağduriyet hikayeleri bırakmayacaksınız. Ortadoğu’da olanlar artık emperyalizmin kisve değiştirdiğini, farklı yol ve yöntemlerle geldiğini gösteriyor.
Birliğini pekiştirememiş ülkeler bir bir dağılıyor. Hedef ülkelerin tamamı otokrat yönetimlerin iş başında olduğu, halktan kopuk rejimlerle yönetilen ülkeler. Ezilen halklar dışarıdan gelen işgallere de tepki göstermiyor. Yönetenleri yalnız bırakıyor. Onun için daha çok demokrasi aynı zamanda daha çok birlik demektir.
Herkesi memnun edemezsiniz ama bu sizi herkesi memnun etmeye çalışmaktan alıkoymamalıdır. Ortadoğu’da yıkılanları, parçalananları iyi anlamalıyız. Onları anlarsak kendi tarihimizi, Milli Mücadele’yi de daha iyi anlarız.