Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi, TBMM Genel Kurulunda, Bakanlığının 2018 yılı bütçesi üzerinde konuşuyor, konuştukça coşuyor, sözü 1990’lı yıllara getiriyor ve “IMF’nin masa şefi Türkiye’ye geldiğinde, Türkiye’nin Başbakanı, Bakanları, Hükümeti içtimaya girmişti” diyor.

Üzerinden 20 yıl geçti, dönemin iktidar partileri yok oldu gitti geriye sadece MHP kaldı. O MHP ki, 16 yıllık AKP iktidarlarında en büyük desteği verdi, şimdi alenen “milli ittifak kurmak” için çabalıyor, duruyor, bu sözlerden sonra nasıl olacak bu işler?
MHP’nin derin üzüntülerini Grup Başkanvekili Erhan Usta dile getiriyor: “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hiçbir hükümeti hiçbir IMF şefinin önünde içtimaya durmamıştır. Bu devlet, hepimizin devleti. Geçmişteki bir siyasi partiyi, bir hükümeti küçültmek, ülke olarak hepimizi küçültür.”
Hadi bakalım, ne olacak şimdi? Bakan Bey “ben öyle demedim, yanlış anlaşıldım mı” diyecek?
Artık o dönemle bugünü karşılaştırmak, kıyaslamak hatta aşağılamak anlam taşımıyor. AKP’ye, halka büyük bedeller ödetilerek düze çıkarılan bir ekonomi bırakıldı. Ya sonrası? Sadece geçen yıla bu yılı kıyaslayalım, yeter. Böyle giderse, kim kimin kapısını çalacak, belli. Bu ittifaktan da bir şey çıkmaz.

SIKIYSA ATIN BU ADAMI

Geçmişe takılanlardan bir de spor yorumcumuz. Kalkmış, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı “bugünün parkasız Deniz Gezmiş’i” diye tanımlamış.
Bu arkadaş geçen yıl bu zamanlarda bazı futbolcularla videolar çekerek “var mısın, ben de varım” diye Nisan referandumunun kampanyası başlatmıştı. Demek her yıl değişik bir (yalakalık, yağcılık demeyelim), şirinlik yapacak.
Bunlardan beklentisi nedir, ne gibi çıkar vardır bilmeyiz ama bu lâfı bir başkası, hele bir gazeteci söyleseydi ya, çoktan işine son verilmişti. Daha geçenlerde yine zırvalayan bir yorumcuyu program sonunu beklemeden atmamışlar mıydı? Ne farkı var onunla? Kimsede yok böyle dokunulmazlık zırhı!

ALTI KAVAL ÜSTÜ ŞEŞHANE

TBMM Başkanı, “yıprandı” diye makam odasını yenilemiş ama insan “yahu bu ne?” demekten kendini alamıyor. Tam anlamıyla altı kaval üstü şeşhane vaziyeti. Sadece resmine baktığınızda bile gözleriniz yoruluyor. Sanki depolardan çıkarılmış emanet eşyalar bir araya getirilmiş. Siteler’deki mobilya mağazalarda böyle uyumsuzluk görmezsiniz. Tavanlardaki süslemeyi anlamak ayrı bir yetenek ister.
Makam odasının mobilyalarını, tavanlarını kendi zevkine göre, (buna zevk denirse) değiştir de vatandaşın parasını harcama.

AVM’LERDE NE OLUYOR?

Bir yanda “batıyor, kapanıyor, kiralar ödenmiyor, firmalar çekiliyor, iflas ediyor” deniliyor, diğer yanda “tüm AVM’lerin cirolarının yılın ilk dokuz ayında yüzde 18 arttığı” söyleniyor.
Aynen otomobil ve konut sektörü gibi. Bu sektörlerde de “battılar, satışlar durdu” iddiaları ortaya atılıyor, diğer yanda da “kapış kapış gidiyor, satışlar patladı” haberleri ortalığa yayılıyor. Hangisine inanalım?