Ana Sayfa Yazarlar Aklın ve Barışın Utkusu (2)

Aklın ve Barışın Utkusu (2)

31
PAYLAŞ

7 Haziran’ın üzerinden onbir gün geçti. Bu süre içinde, hükümet kurma arayışının öne çıkması, seçimin partiler açısından değerlendirilmesini şimdilik gündemden düşürdü. Türlü-çeşitli hükümet olasılıkları için fal açılmakta.
Muhalefet sürecini yaşamaksızın onüç yıldır yapılan her seçimde oylarını artırarak iktidar erkini ele geçiren ve bunu devlet erkinin tüm kurum ve kuruluşları ve hatta Diyanet İşlerini Başkanlığını bile hükümet kapısına bağlayan , % 18 oranında oy kaybının altından kalkmanın yöntemini Erdoğan’dan beklemekte.
Aklın ve barışın ülke yönetimine egemen olmasının önündeki engel yine, bu kez çoğunluk tarafından ret edilen “militan Cumhurbaşkanı” olacaktır. Üç şapkasından başbakanlık şapkasını kaptıran Erdoğan’ın, ikinci şapkası olan AKP Genel Başkanlığını elde tutma tutkusundan vazgeçip-vazgeçmeyeceği, önümüzdeki günlerin belirleyicisi olacaktır.7 Haziran seçimlerinin yitireni-bunu kimlik ve kişiliğini yeniden yapılandırma olanağına dönüştürmesi mümkün- Davutoğlu’nun Erdoğan’ın memur kıldığı adam kimliğinden kurtulması pek de kolay olmayacaktır. AKP ve Davutoğlu’nun iplerinin Erdoğan’ın elinde olması, ülkemizin ve bölgemizin çok gerek duyduğu huzur ve barışın en büyük engelini oluşturmaktadır.
Erdoğan’ın oyununu bozacak ve ülkenin normale dönüşmesi, seçimin kazananlarının bir araya gelmesini gerektirmektedir. Ancak, Devlet Bahçeli’nin, daha seçim sonuçları kesinleşmeden, ortak hükümette ’nin yer almayacağını açıklaması – parti organlarının ne ölçüde görüşünü yansıttığı tartışmalı-, Erdoğan ve AKP’nin elini güçlendirmiştir. Bahçeli, bir kez daha, bu kez seçim yitirmiş AKP ve Erdoğan’a ip uzatarak, seçim yenilgisinin altında ezilmekten onları kurtarmıştır. Böyle bir tutum, seçim alanlarında “Devletin başına Devlet gelecek” diyerek yeri göğü inleten MHP seçmenine saygısızlıktır ve sanırım düş kırıklığına neden olmuştur. Bir siyasal parti için en önemli amaç olan, ülkeyi yöneten konumunu daha başlangıçta ret etmek, varlık nedenine aykırılık oluşturmanın ötesinde, olası bir erken seçimde söyleyebilecek sözünü de böylece yok etmek anlamına gelecektir.
Erdoğan’ı seçim yenilgisinin yıkıntısı altından, yaralı-bereli de olsa kurtaran ikinci kişi, Deniz Baykal olmuştur.
Erdoğan’ın siyaset yapma yasağının kaldırılmasında da etkin görev üstlenen Baykal, bu kez seçmen tarafından sandığa gömülen Erdoğan’a itibar kazandırmış, O’na kamuoyu önüne çıkma olanağını altın tepsi içinde sunmuştur. Milletvekili olmanın ötesinde bir özelliği olmayan Baykal ile Cumhurbaşkanının görüşmesi, herhangi bir resmi sıfatı olmaksızın Erdoğan’ın Bush tarafından Oval Ofiste görüşmesini çağrıştırmakta.
ve , bu seçim sonucunun kendilerine yüklediği ödevin ayırdına varır ve gereğini buna göre yapma çabası içine girerlerse, bu, “emanet oyların ayırdındayız ve onları düş kırıklığına uğratmayacağız” diyen sözcülerinin de içtenliklerinin testi anlamına gelecektir. Bu konuda ’ye düşen görev, toplumun sinir uçları ile oynamaması ve üzerine yapışmış Kandil-İmralı vesayetini kazıyarak,özgürleşmesidir. MHP’nin, 212 oyluk -HDP Blokunu dışardan destekleyeceğini açıklaması, Erdoğan ve AKP’nin oyun alanını daha baştan ortadan kaldıracaktır. MHP’nin hükümet sorumluluğunu paylaşmaması ve dışarıdan da -HDP blokuna destek vermemesi, iplerin yeniden Erdoğan’ın eline geçmesi sonucunu doğuracak ve Erdoğan’ın eline “bakın bunlar yönetim sorumluluğunu üstlenmiyorlar” yakınmasına hak kazandıracaktır. Ve başarısızlığı, daha başlangıçta, MHP’nin bağnazlığı ile kaçınılmaz olan hükümet kurma oyunu sonrasında gidilecek erken seçimde, MHP’nin yeniden ele geçirdiği seçmen desteğini bulabilmesi mümkün olmayacaktır.
MHP’nin el vermesi ile, alanı genişleyecek Erdoğan ve AKP’nin önünü kesmenin yollarından birisi, CHP yada HDP’nin, Erdoğan’ın ilk deneyeceği AKP’li bir başbakan önderliğinde kurulacak hükümete, edilgen yöntemle, Genel Kurula katılmayarak, örtük biçimde destek vermesidir. AKP Azınlık Hükümetinin güvenoyunu almasından sonra yapılacaklardan ilki, hemen hiçbir partinin karşı çıkmayacağı kimi seçim vaatlerini, yasaya dönüştürmektir. Motorinin ve motor yağının KDV ve ÖTV’den arındırılmış fiyat ile çiftçiye ulaştırılması, emeklilere en düşük maaşın 1.500 TL olması, iki dinsel bayramda çalışan ve emeklilere iki ikramiye ödenmesi, seçim barajının tümü ile sıfırlanması, yada en fazla % 3 ile sınırlandırılması önerilerinin yasalaştırılması aklıma gelen ilklerdendir. RTÜK’ün yeni oluşumunun, medya üzerindeki muktedirin baskısını sıfırlayıp, bağımsızlığını ve özgürlüğünü sağlamak bile, erken yada zamanında yapılacak seçimin eşit yarış koşullarında gerçekleşmesini sağlayacak ve muktedirin TV ekranlarından hemen 24 saat, 24 kanaldan söylev terörünün önünü kesecektir.
Tam bu aşamada Ahmet Sever’in “Abdullah Gül ile 12 Yıl:Yaşadım,Gördüm,Yazdım” adlı anı-belgesel kitabının piyasaya sürülmesi, AKP ve Erdoğan birlikteliğini epeyce sarsacak ve gündemi saptıracak gibi.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam