Ana Sayfa Güncel AK Parti projedir

AK Parti projedir

435
PAYLAŞ

Dağdaş, “AK Parti yani bugün hükümet olan kuruluşu, bir siyasi parti gibi değerlendirmek bence yanlış olur. AK’ partiyi bir proje olarak değerlendirmek lazım”.

“Canımızı, kanımızı feda ederiz ama Lozan’ı deldirtmeyiz”.

“ Ankara’nın rengini soldurdular”

“Şimdi çadırımız çalınmış gibi görünüyor fakat biz gökte ay’ı yıldızı gören de bir süreçteyiz”
Devlet eski bakanı Gürcan Dağdaş’a gündemi konuştuk.

S.Ö. Sayın bakan Ankara’daki terörist saldırılar için, son bombalamayı da katarak ne söyleyeceksiniz?

G.D. Ankara’da bu üçüncü patlamadan sonra, gördüğüm kadarı ile en azından bir kırk yıllık bir Ankara’da oturan bir insan olarak rengi soldu. Ankara’nın rengini soldurdular. Bu çok can sıkıcı tabi. İnsanlar ürkek, insanlar korkak, çekingen. Bir şey oldu, bir mutsuzluk çöktü Ankara’nın üzerine. Peki, niye Ankara hedef bu terör örgütü tarafından. Malumunuz Ankara bu devlet yatak odası. Yapmak istedikleri sizi yatak odanızda da vurabilecek lojistiğe, kabiliyete ve desteğe sahibiz mesajını vermeye çalışıyorlar. Peki, Türkiye gerçekten bunlar tarafından yatak odasında vurulabilecek kadar zayıf bir ülkemi veya zayıf bir devletin olduğu bir ülkemi. Kesinlikle bunun böyle olmadığını biliyoruz.

S.Ö. Güneydoğu da uzun süren çatışmalar, sokağa çıkma yasakları bunlar için neler söyleyebilirsiniz?

G.D. Özellikle güney doğudaki süren bu terör örgütü unsurlarının temizlenme süreci büyük zayiatımızın olmasına, canımızın yanmasına rağmen, iftihar edeceğimiz 3 unsuru önümüze çıkardı.1— Silahlı kuvvetler ve diğer güvenlik güçlerimiz PKK ve onun arkasındakilere şunu çok net olarak söylediler ve söylemeye devam etmekteler Lozan’ı deldirtmeyiz. Canımızı, kanımızı feda ederiz ama Lozan’ı deldirtmeyiz. .bu devletin refleksidir, siyasetin değil. Bu manada iftihar edeceğimiz bir sonuçtur. Hatta genelkurmay başkanlığımız yetkililerinden üst düzey yetkili bir paşanın bu konudaki açıklamasında söylediği gibi Nobellik bir çalışma yapıyorlar. Nobel ödülüne layık bir çalışma yapıyorlar. Sivil unsurlarla, sade vatandaşlarla, teröristleri büyüteç altına alarak, büyük bir hassasiyetle ayırt ediyorlar. Âdeta bir kuyumcu terazisi hassasiyeti ile çalışıyorlar. Normalde Amerika olsa veya her hangi bir batı ülkesi olsa bu hassasiyeti göstermedikleri için bu çalışma 1 ay yâda 15 günde biterdi. Fakat burada, bizde gerçekten bu konuda çok hassas bir çalışma yapıyorlar. Bu hassasiyet neticesinde de başarılılar. Ben şahsen iftar ediyorum. Allah güç, kuvvet versin. Allah eksikliklerini göstermesin… Dua ve temennilerimiz bu doğrultudadır.2—İftar edeceğimiz sonuç, terör örgütünün gevşek yüzünü gören Kürt kökenli vatandaşlarımız terör örgütü ile kendi arasına mesafe koydu. Arkalarında durmadı, sokağa çıkmadı. Her türlü baskıya rağmen evini yurdunu terk edebilecek ölçüde muhacirliğe, göçmenliğe rıza gösterdi, evinden barkından göçmeye razı oldu PKK ile arasına mesafe koydu. Bu çok sevindirici bir durum ve sonuçtur.3. olarak Türk milletinin tüm acılarına, tüm haksız muamelelere rağmen soğukkanlılığını muhafaza etmesidir. Acısını bağrına gömmesidir.

S.Ö. Siz bu çatışmaların sonucunun da kazanımlarımızın da olduğunu söylediniz, bunu açar mısınız?

G.D. Türkiye’yi bir iç savaş iklimine taşımak isteyen çevrelerin oyununa gelmemesidir. Bu 3 konu bizim iftihar edeceğimiz bir konudur. Sonuç olarak belki Türkiye’de uzun bir aradan sonra etnik ayrışmayı arzu edenlere Türküyle, kürdiyle, askeriyle, polisiyle ve korucusuyla ortak bir mesaj verebilmesidir. Bu mesaj çoktan beri hasletini çektiğimiz bir tablo idi. Peki ne oluyor, Türkiye’de ne isteniyor. Yine siyaset özellikle sayın cumhurbaşkanı ile ilgili bir zamanlar ifade edilen kupon arazilerin alınması söylemlerinden yola çıkarak ifade etmeye, daha doğrusu karikatürize etmeye çalışayım. Türkiye bulunduğu yeryüzü itibarı ile kupon bir arazidir. Çok kıymetli bir arsadır. Yani tabiri caizse bu yer küre üzerinde önemli bir yerdedir. Adeta Koç ailesinin boğazın en güzel yerindeki yalısının bulunduğu arsa ne denli kıymetli ise, Türkiye’de coğrafik yeri itibarı ile aynı mantıkla kıymetlendirilebilir. Biz karikatürize etmeye devam edersek, burada 3-5 tane uluslararası müteahhitlik firması bir kadastro faaliyeti yapmak istiyor. Bir şantiye kurma gayretinde. Buradan 3-4 tane yeni şantiye çıkarmak isteyen Amerika, Rusya ve bazı Avrupa ülkeleri birkaç şantiye alanı kurmak istiyor. Irak’ta, Libya’da, Suriye’de olanın benzerinin burada olmasını arzu ettiklerinin işareti birçok delille karşı karşıyayız. Bu Anadolu bin yıldır bize vatan olmuş bu topraklar bizden önce birçok devletin, milletin gömüldüğü aynı zamanda bir devletler mezarlığı hüviyetini de taşır. Ama bin yıldır bu coğrafyada biz varlığımızı sürdürdük. Üstelik gerek içeriden gerekse dışarıdan her türlü ihanete rağmen. Sürdürmeye de devam edeceğiz. Anadolu bir insanlık beşiği gibidir. Bu beşik bu milleti bin yıldır bağrında barındıran bir beşiktir. Bu beşiğin etrafında sansar, tilki, çakal hiç eksik olmamıştır. Ama Anadolu kucağına aldığı bu milleti hiçbir zaman bırakmamıştır. Bu millette Anadolu beşiğini kıyamete kadar bırakmayacağının iradesini ortaya koymuştur.

S.Ö. Bugün yaşanan olumsuzlukları nasıl açıklayabiliriz ?

G.D. Şüphesiz ki milletlerin de insanlar gibi hastalıklı dönemleri olur. Zaman zaman milletimizin de tarihsel yolculuğunda hastalıklı dönemleri olmuştur. Hatta her 100 yılı, 150 yılı içerisine alan aralıklarla bu hastalıklı durum periyodik olarak gelip bizi yakalamıştır. Nedir bu hastalığın ana teması. Akıldan bir miktar uzaklaşmış olmak. Türk’e ait güzel bir değerlendirme vardır. Türkün aklı başında olduğu zaman 72,5 millete antrenörlük yapabilir. Türk aklını kaybettiğinde amcasının oğluna bıçak çeker. Bizim tarihsel yolculuğumuz da zaman zaman akıl yitikliği ile karşı karşıya olduğumuz dönemler olmuştur. Kendi iç bünyemizde ailemiz içerisinde çok ağır maliyetlere mal olmuştur. Tarihsel yolculuğumuz devam ediyor, yine böyle hastalıklı dönemden geçiyoruz. Ben tarih tekerrür eder diyenlerden değilim, hata tekerrür eder diyenlerdenim. Hata tekerrür ediyorsa ve bu her 100 -150 yılda bir bu hastalıklı dönem önümüze geliyorsa, burada hepimiz önünde bir sorun var. Karikatürize etmeye devam edersek, hani zaman zaman toplu yağmur duasına çıktığımız gibi belki akıl duasına çıkacağımız dönemdeyiz. Toptan akıl talep etmek zorundayız. Yahu hep akılsızların yaşadığı bir toprak mı burası. Şüphesiz ki hala bin türlü hileye, hurdaya, kumpasa rağmen ayakta durabiliyorsak bu toplumun derin irfanı, bir akıl adası muhakkak ki vardır. Biz bunun sayesinde burada durabiliyoruz.

S.Ö. Milletlerin hastalıklı dönemleri derken, hastalanmamak milletlerin ellerinde mi?

G.D. 21. Yüzyıl doğal olarak 1. Dünya savaşının ortaya çıkardığı Osmanlı imparatorluğu coğrafyasının paylaşımı ve 2. Dünya savaşı ile bu paylaşımı yapmak isteyenlerin kendi aralarındaki kavgaları ve şimdi gelinen nokta, 3. Evredeyiz. Osmanlı Coğrafyasını parçalayan ganimet avcılarının yeniden bir mal paylaşımı yapmak istediklerini görüyoruz. Bu paylaşım sırasında Anadolu’dan da bir miktar toprak alıp, içerisine bir miktar katabilir miyiz gayret ve çabası içerisindeler. Bu hastalıklı dönem ilelebet sürecek midir? Tabi ki hayır. Bakın şuan içerisinde bulunduğumuz mekân Ankara kalesi çok eski dönemlere ait bir yapı Büyük Selçuklu mimarisi taşıyor. Bizlere miras kalmış. Büyük Selçuklu, Anadolu Selçuklu devleti, sonra Osmanlı İmparatorluğu da hastalıklı dönemler yaşamış. Özellikle Osmanlı Fetret dönemi diye adlandırılan ülkenin 6 kardeş arasında bölünme tehlikesi yaşamış. Şimdi Cumhuriyet Türkiye’si yine öyle bir fetret dönemi yaşıyor gibiyiz. Şüphesiz ki her fetret dönemi can sıkan, hepimizi üzen, yeryüzü için zaman zaman kendimizi koymamız gereken yerden uzaklaştıran bir dönem geçiriyoruz. Ama bu sisi dağıtacak iradenin de bu milletin özünde var olduğuna dair Cumhuriyetin kuruluş yıllarına baktığımızda bu ateşi görebiliyoruz.

S.Ö. Siz iyimser olarak ümit veren konuşmalar yaptınız. Bugünkü siyasi iradenin izlediği politikalar hakkında neler söyleyeceksiniz?

G.D. AK Partiyi yani bugün hükümet olan partiyi bir siyasi parti gibi değerlendirmek bence yanlış olur. AK Partiyi bir proje olarak değerlendirmek lazım. Peki, bu projeyi tarihsel olarak nereyle referanslama noktasına taşırız. Birinci meclisteki ikinci gurupla irtibatlandırabiliriz. Yani Ali Şükrü’lerin bulunduğu ikinci gurup. İkinci gurubun belirgin özelliği şudur. Lozan karşıtıdır, hilafet yanlısıdır. Örtülü ifade etmeden Sevr’de sıcak bakar. Biz şimdi birinci meclisteki ikinci gurubun iz düşümü olan bir siyasal çizgiyle karşı karşıyayız. 2002-2016 yılları arası kaçınılmaz olarak bizi Cumhuriyet’in kurucu değerleriyle, Cumhuriyet’in dönemi itibarıyla yol haritasına dönüştürmüş olduğu çizgiyle çelişen bir iklime evirdi bu süreç. Tabii ki halkımızın oy verdiği bir parti iktidarda. Hemze ekseriyetiyle. Yaklaşık her iki seçmenden birinin oy verdiği parti iktidarda. Yahu niye bu parti iktidarda, niye seçtiniz, neden oy verdiniz şeklinde vatandaşa kızmak, aşağılamak çok doğru hareket değildir. Fakat yeri geldiği için bir anekdotu da anlatmak isterim. İki keklik avcısı ava giderler. Akşama kadar dolaşırlar ve avlayacak keklik bulamazlar. Gelip çadırlarını kurarlar. Gece uyurken avcılardan biri gecenin bir vakti arkadaşını uyandırır. Yukarıya bak ne görüyorsun diye sorar. Arkadaşı gözünü yukarı çevirir ve ayı görüyorum, yıldızları görüyorum ve tanrının kudretini düşünüyorum der. Diğer avcı arkadaşına bir tokat atıp ulan enayi çadırımızı çalmışlar bırak tanrının kudretini demiş. Şimdi çadırımız çalınmış gibi görünüyor fakat biz gökte ayı yıldızı gören de bir süreçteyiz. Dün başımızı soktuğumuz damlar bugün TOKİ konutları olarak önümüzde duruyor. Dün elimizi kapısına sürme şansını bulamadığımız otomobil kapımızda. Dün tren ile 40 saatte gidebildiğimiz Kars-Ankara arası bugün uçakla 1,5 saatlik zamanda ulaşılır oldu. Yani o gökyüzünde parlak birçok şey var. Böyle olunca doğal olarak çadırın çalındığını fark etmemiş olabiliriz. Peki, çadırın çalındığını ne zaman fark edeceğiz biz, kaçınılmaz olarak yağmurun yağdığı zaman, kar yağdığı zaman, üşüdüğümüz zaman. Yani biz bir konut alıyoruz. Şurada o konutu alabilmek için bize kredi veren banka var. Biz o bankaya gittik teslim olduk. Görünürde tapu bizim üstümüze, gerçekte o tapu bizim değil bankanın tapusu. Yâda gittik bir otomobil aldık. Yine bankanın bize açtığı kredi ile otonun ruhsatı bizim adımıza olsa da aslında bankanın otomobili. Ne zaman yağmur yağacak biz bankanın kredi borcunu ödeyemeyince otomobili banka altımızdan alınca yağacak. Banka konutu elimizden alınca yağmur yağacak. Kapitalizmin en büyük silahı bankalardır. Bankanın kapısından girdiğiniz anda siz artık kölesiniz. Sizin için faizlerde 1-2 puan oynamak demek Azrail demek. Onun için istikrar diye ağzınıza bir sakızı alırsınız çiğnemeye devam edersiniz. Hele birde geçmişten 2001 ve 99 krizini görmüş yaşamış toplumsanız, sizin yağmuru soğuğu fark etmeniz güç olur.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam