Ana Sayfa Yazarlar AK Parti ideolojisini savunanlar Nuh diyor, Peygamber demiyor!

AK Parti ideolojisini savunanlar Nuh diyor, Peygamber demiyor!

169
PAYLAŞ

’de bir süredir, köşe yazıları yazıyorum. Yaklaşık 35 yıldır, muhabir olarak Türk medyasında ve İsveç medyasında çalıştım. Genel Yayın Koordinatörümüz, sevgili meslektaşım, Orhan Uğuroğlu ile facebook da arkadaştık. Benim yazılarım ilgisini çekmiş ve teklifte bulundu. Bende onun gibi değerli, bir duayen gazeteci üstadımı kıracak değildim ve şeref duyarım dedim ve yazmaya başladım. Tabii eskiden, haberci olduğum için gördüğümü, duyduğumu objektif ilkelerde değerlendirerek kaleme alırdım. Türkiye’nin saygın basın kuruluşları Anka Haber Ajansı, Ulusal Haber Ajansı, Anadolu Ajansı, Hürriyet Gazetesi olmak üzere yaklaşık 35 yılım medyada geçti. Yabancı medya olarak da İsveç devlet Radyosu SR ‘in Türkçe yayınlar bölümünde uzun yıllar serbest gazeteci olarak çalıştım. Bunları hava olsun diye anlatmıyorum. Bunlar benim referanslarım. Bu işten yaşamımı sağladım. İnsanın uzun yıllar bir işi yaparsa, ulusal kimliği gibi mesleksel kimliği de oluşur. Yaklaşık 25 yıldır Türkiye’nin en büyük ve en saygın gazetelerinden Amiral gemisi olarak gösterilen Hürriyet Gazetesi’nin İsveç Temsilciliğini yaptım. Yani bugünlerde 53 yaşında olduğuma göre bir ömrüm bu meslekte geçmiş. Bunları neden anlatıyorum.
Haberci olduğum zaman kimsenin ayağına basmıyordum. Ne zaman, Sonsöz’de İsveç Penceresi adı altında bir köşem oldu. Tepkiler de yağmaya başladı. Eleştiriler de geliyor. Bundan asla gocunmam, benim için zevkli de oluyor. Çünkü, hepimizin bildiği bir atasözümüz vardır. Meyve veren ağaç taşlanır diye. Yazılarımı beğenenler destek verdi. Boş ver bunları.
Ben onları da çok önemsiyorum. Madem bu arenaya girdin, hamama giren terler değil mi? Ancak siyahı da beyaz dememek kaydıyla.
NEDENSE TEPKİLER HEP  PARTİLİLERDEN
Bu arada beğenmeyenler arasında daha çok AK Partililer oldu. Bu yazılarımdan biri uçak seyahati sırasında uçak koridorunda namaz kılan insanların fotoğrafın anlatıldığı yazı. Bir kısım yazıdaki yorumlarıma katılırken, AK Partili arkadaşlarım tepki verdiler. Herkesin bildiği gibi seyahat edilirken, dinimizde kazaya bırakılır diye bir uygulamanın olduğunu herkes bilir. Ben şahsen yılda en az 10 kez uçağa binerim, böyle bir olayla karşılaşmadım. Sanıyorum, çoğumuz da karşılaşmamıştır. Çünkü böyle bir uygulamaya uluslararası hava ulaşımında izin verilmediği için. Yoksa uçaklarda bir de bölüm ayrılarak mescit yapılmaz mıydı? Ayakta altında bir valiz bile bazen ikaz ediliyor. Ancak AK Parti ile birlikte ona gönül verenler dini konularda namaz, ezan, türban gibi konularda çok katılar adeta tahammülsüzler. Bu konularda gerçekçi bir konuyu da hemen çarptırabiliyorlar. Siyaha beyaz misali. Ne cahil olduğum, din düşmanı olduğum gibi aklınıza gelen her türlü yakıştırmaları yapabiliyorlar. Yani, bu kişinin meslekteki deneyimine saygı göstermek bir tarafa itiliyor.
ONLARIN YANLIŞI BİZİM DOĞRUMUZ OLMAMALI
Tabii bir de insanın vicdanı var. Tabii burası da Türkiye’nin aynası gibi bir yansıma var. Görüşler bile tabulaşmış. İkinci yazımda, ’te yaşanan vahşi terör saldırısı ve yaşamını kaybeden 132 masum can. Facebook da arkadaş olduğum, Türkler ve İsveçli dostlarım bu trajedi karşısında facebook ‘daki profil resimlerinde Fransız bayrağı gölgesi sundular. Aynı zamanda Eyfel Kulesi gibi Paris simgeleri bu acının paylaşılmasında kullanılan objeler oldu. Ben de benim gibi Türkler de bundan etkilendik ve buna katıldık. İşte Fransızların, tarihteki katliamlarından tutun da ’ya verdiği desteğe kadar getirdiler. Yani, bu vahşet karşısında umursamaz bir tutum, kalplerini insanlığa kapayan bir tavır ve bir şekilde intikam duygusunu hissettim. Yani nerdeyse sevinen bir psikoloji vardı. Açıkçası, bu vahşet saldırı karşısında, vahşice öldürülen insanlar ve aileleri için bir facebook sayfasındaki profiline koyanlar nerdeyse vatan haini ilan edilecek bir anlayış. İnsan ister istemez sormak istiyor, madem siz Fransa’ya tarihinde yaptığı saldırılar nedeniyle veya ’ya ya da sözde Ermeni soykırımına destek verdiği için kara listeye alırken, bu sivil insanların bunun bedelini ödemesini ne kadar adil buluyorsunuz diye sormak gerekiyor. Ben ki, Fransız’ların Anadolu işgalinde gözünü kaybeden bir dedenin torunu olarak tepki vermiyorsam, bu aymazlara ne oluyor. Önce insan olmalıyız. Onların yanlışı bizim doğrumuz olmamalı. Devletlerin hukuk anlayışı ile insani değerleri aynı kefeye koymamalıyız.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam