Adam olacak çocuk…

286

…Yolundan belli olur diye boşuna dememişler. Gerçi o 98’de kendi hazırladığı stand up showlarla girmiş Holywood’a, ama ben Shia Labeouf’la “The greatest game ever played” filminde, genç İndiana Jones rolüyle kariyer tavanı yapmadan çok önce, 2004’de tanıştım. Aktör sarrafı filan değilim ama ilk bakışta fena halde yıldız parıltısı gördüm.

Ancak modern zamanların asi çocuğu, James Dean’i olacağını bilemezdim tabii ki. What ever you name it/ her neyse adını siz koyun kırmadığı kural tanımadığı sınırsızlık kalmadı bu haşarı çocuğun. Nerdeyse her hafta başka bir kural tanımazlıktan tutuklanıp karakollara düşüyor. Alkol bağımlılığı baba mirası. Son son mesela pornografik sahneler içerdiği gerekçesiyle Türkiye’de gösterime girmesi yasaklanan Lars Von Trier’in olay filmi ‘Nymphomaniac’ filminde de rol alan olaylı aktör Shia LaBeouf, aşırı alkol alıp toplumu rahatsız ettiği gerekçesiyle Teksas’ın Austin şehrinde gözaltına alındı. Los Angeles’taki bir galerinin odasında 5 gün boyunca kafasına ‘I am not famous anymore’ (artık ünlü değilim) yazılı bir kese kağıdı geçirip hayranlarıyla tek tek buluşan aktör, bir kadın hayranın tecavüzüne uğradığını iddia etmişti. Tam adı Shia Saide LaBeouf olan Shia LaBeouf, 11 Haziran 1986 tarihinde Los Angeles’de ABD.de ailenin tek çocuğu olarak doğmuştur. Yahudi kökenlidir. Babası Jeffrey Craig LaBeouf, annesi Shayna Saide’nin boşanmasından sonra 10 yaşındayken annesiyle birlikte Los Angeles’a taşındı. Dün büyük heyecanla izlediğim BORG/MCENROE filminin yönetmeni Janus Metz’de Shia LaBeouf’un bu delişmen asi özünü MCENROE rolüne yansıtacağına inanmış.. Ama kapaktan söyleyeyim Sverrir Gudnasson duygudan arınmış zen sükunetiyle dikkat çeken İsveçli belki de Björn Borg’’dan daha iyi “buz adam”ı oynuyor ama süper velet MCENROE’ rolüne Shia hiç olmamış…Tamam McEnroe sporu rekabet ve bir o kadar kavga olarak algılayan, genç ve o heyecanlı duygularla sahaya çıkan bir tenisçi ama bütün kavgacılığı kortta kalırdı. Shia role fazla Brooklyn kötü çocuğu kalmış..

Yok böyle bir final!

…demiş Uğur Vardar dostum; ‘Borg / McEnroe’, biri deneyimli, diğeri yolun başındaki iki tenis efsanesinin 1980’de Wimbledon’da oynadıkları final mücadelesine odaklanıyor. Kimi geri dönüşlerle artık tarihe geçmiş bu iki ustanın çocukluk günlerine ve yetişme dönemlerine de göz atan film, asıl olarak 5 Temmuz 1980’de oynanan ve tenis tarihinin en unutulmaz maçlarından biri olarak kayıtlara geçen mücadeleyi perdeye taşımış. 80’li yıllar benim basketbol koçluğumun en üst zamanları. Borg’un filmde söz edilen dinlenme zamanlarında meditasyonla nabzını 40 civarına düşürdüğünü duymuş ve “nasıl yapıyor?” dönemin olanaksızları içerisinde çok araştırmıştım. Doğu bloğu sporcularının bir yere kapanıp 2 saatte bir günlük fiziksel dinlenme sağladıkları “zihinsel dinlenme” yöntemleri şehir efsanesiydi. John McEnroe’ya palet yerine raketle resim yapan Pablo Picasso denirdi. (Unutmadan deha Picasso haftaya final yapıyor ustayı 5 kısım tekmili birden yazacağım tabii ki). Ayrıca rock müzik ile pek içli dışlı bir tenisçiydi.. Şimdilerde televizyonda ShiaLeboef stand up’larını aratmayacak kadar keyifli tenis yorumları yapıyor. Son sözü Serdar Akbıyık’la bağlayalım; “Beyaz Gölge’nin basketbol için yaptığı etkiyi Borg-McEnroe tenis için yapmıştılar. İşte insanlar o dönemde bu kadar naifti. Ve belki her şey o yüzden daha lezzetliydi. Veya biz artık yaşlandık. İyi seyirler”. Filmi ve asi çocuğu yazısını bitirip tv karşısında büyük bir keyifle son dönem efsanesi Dünya 1 numarası 32 yaşında ki Rafael Nadal’ın yükselen genç değer Dominic Thiem’i Roland Garros’da kedi fareyle oynar gibi, çocuğun servislerini ve kalbini kırarak, hacamat etmesini seyrettim. 11. Garros ve 17.Grand Slam şampiyonluğunu kazanan solak İspanyol boğası, kupayla göz yaşlarını tutamazken, made my day/ günümü güzel eyledi..