Türkiye Barolar Birliği Başkanı Av. Prof. Dr. Metin Feyzioğlu Hakim ve Savcılar Kurulunun (HSK) hakim ve savcı atamaları üzerine görüşlerini çok net bir şekilde madde madde açıkladı.

Bu açıklamayı satır satır dikkatli okudum, sizlerin de okumanız açısından aynen köşemde yer verdim.
“İktidarla emir-komuta ilişkisi” maalesef 16 Nisan öncesi Türkiye’yi adım adım dolaşan başkan Feyzioğlu’nun üstüne basa basa anlattığı adalet sisteminin en önemli kırılma noktasıdır.
Bir yandan “tarafsız ve bağımsız” hakim ve savcılar tanımını anayasaya koyacak bir yandan da atamalarını yapacak HSK’ya siyasi atamaları devletin tepesinde görev yapan partili cumhurbaşkanlarına bırakacaksınız.
Hani denir ya, “bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” diye aynen öyle bir yapı var ki HSK’nın son atamaları, “taraflı ve bağımlı” yargı tanımına çok daha uygun düşmektedir.
TBB Başkanı Prof. Feyzioğlu’nun aşağıda okuyacağınız, “…
Adalet, siyasetle değil, hukukun üstün kılınmasıyla sağlanabilir” cümlesi anayasa güvencesi sağlanmadan gerçekleşemez.
Adında yer alan “Adalet” kelimesi siyaset ve hukuken “AKP Adaleti” haline hızla dönüşmeye başladı.
İşte Başkan Feyzioğlu’nun “Adalet” çığlığı:
“1. HSK’nın son atama kararnamesi, öncekiler gibi toplumda tartışma yaratmıştır. İktidarla emir-komuta ilişkisine girmeyen hakim ve savcıların sürüldüğü iddiaları ortaya atılmıştır. Bunlar çok ağır ve çok ciddi iddialardır.
2. Yıllardır söylediğimiz ve halk oylaması sırasında tüm Türkiye’ye bir kez daha anlattığımız üzere, yargının güvenirliğini sağlamanın yolu, Hakimler ve Savcılar Kurulu’na siyasi iktidarın müdahalesine imkan tanımayan bir sistem oluşturmaktır.
3. Maalesef her hakim – savcı ataması, toplumu ilgilendiren her soruşturma ve dava, toplumun bir kesimi tarafından alkışlanmakta diğer kesimi tarafından yerden yere vurulmaktadır.
4. Çünkü adalet sistemi, siyasi müdahaleye açıktır. Hakim bağımsızlığının ve tarafsızlığının güvencesi olması gereken HSK, doğrudan doğruya siyasi iktidar tarafından belirlenmektedir.
5. Bunun sonucu olarak, toplum, gündemdeki her hakim – savcı ataması ya da soruşturma ve kovuşturmayla ilgili olarak siyaseten ikiye bölünmektedir.
6. Oysa adalet, siyasetle değil, hukukun üstün kılınmasıyla sağlanabilir. Hukuk, siyasi parti siyasetine üstün tutulmazsa, mülkün yani ülkenin temeli olan adalet çöker. Ülke temelsiz kalır.
7. Devlet birey içindir. Devlet olmadan da bireyin güvencesi sağlanamaz. Devleti sürdürebilmenin yolu, adaleti güvenilir kılmaktır. Adaleti güvenilir kılmak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sürdürülebilirliği meselesi haline gelmiştir. Yani beka meselesi!
8. Bu mesele; iktidarda ya da muhalefette olsun tüm siyasi partilerin ve tek tek bütün vatandaşlarımızın meselesidir.
9. Biz; siyaset yapan hakim – savcı da istemiyoruz, siyasetten talimat alan hakim – savcı da istemiyoruz. Hukukun gereği neyse onu yapan hakim gibi hakim, savcı gibi savcı istiyoruz. Bunun için de, hakim ve savcıları siyasi iktidara karşı güvenceli hale getirecek, aynı zamanda keyfi işlem yapmalarını önleyecek doğru düzgün, çağdaş bir sistem istiyoruz.
Bunu tüm Türkiye için istiyoruz. Biliyoruz ki, bu ülkenin fedakarca görev yapan binlerce avukatı, hakimi, savcısı da bunu istiyor.
10. Daha da somutlaştıralım: Cemaat – tarikat yargısı istemiyoruz. Siyasi iktidarın yargısını istemiyoruz. Keyfi davranan yargı istemiyoruz. Hukuku üstün tutan, adalet dağıtan, güvenilir bir yargı istiyoruz. En önemlisi, bunu güvenceye alacak bir sistem istiyoruz.
11. Türkiye Barolar Birliği olarak somut çözüm önerilerimiz hazırdır. Yıllar önce tüm siyasi partilere ve milletvekillerine sunulmuştur.
12. Türkiye Barolar Birliği, yargının en üst kurumlarından biridir. Siyasi partilerin tamamına eşit mesafededir. Dün olduğu gibi bugün de; 80 milyon vatandaşımızın güvencesi olacak, siyasi görüşü, mezhebi, inancı, etnik kökeni, cinsiyeti, cinsel yönelimi ne olursa olsun her vatandaşımızı ortak paydada buluşturacak bir adalet sistemi için herkesi kucaklayarak çalışmaya devam etmektedir.”