Adalet Bakanına açık mektup…

Adalet Bakanı Sayın Bekir Bozdağ;
Siz de zamanında, Yozgat’ta avukatlık yaptınız…
Adalet mekanizmasının A – Z’ye nasıl çalıştığını çok iyi bilenlerdensiniz…

Adalet Bakanına açık mektup
Adalet Bakanına açık mektup

Adalet sistemi içerisinde suçsuz yere bir yığın mağdur toplum içerisinde, üzgün ve yıkık dolaşmaktadır.
Şöyle ki, bir asılsız ihbar neticesi kişiler hakkında, soruşturma yapılmakta, eğer savcılık soruşturma neticesi dava açmışsa, daha hazırlık tahkikatı sırasında, kişinin suçlu mu, suçsuz mu olduğu belli olmadan, haber nasıl oluyorsa basına servis edilmekte, kişi mahkemeye çıkmadan mahkum edilmektedir.

“İddia” edilmektedir kelimesi haberi yazan için kurtarıcı olmakta, yazıya konu olan kişi ve kişiler de, ya takipsizlik kararı almakta veya beraat etmektedirler.

Sayın Bekir Bozdağ

Ne yazık ki, iddia kişi veya kişilere yapışıp kalmaktadır.
Takipsizlik kararı veya beraat haber konusu olmadığından Google denilen alete bir girmeye görsün, yedi cihan o iddiayı okur.
Suçlanan, suçsuz kişi de önüne gelene suçsuz olduğunu anlatır durur.

Sayın Bakanım, insan yaşamı bu kadar ucuz olmamalıdır. Eğer kişi suçluysa, cezada almışsa, isteyen istediği ölçüde haber yapabilir…
Daha ortada mahkeme görülmeden, kişilerin suçlu olup olmadığına bakılmadan, haber servis edenlere bir yaptırım uygulamak zor olmaması gerekir.

Sayın Bozdağ, 53 yıllık gazetecilik geçmişi olan bir kişi olarak, bazı gazeteci arkadaşlarımızın uygulamalarının yanlışlığını vurgulamak isterim.
Gazeteci, gazetecidir. Ne savcıdır ne de hâkimdir.
Kişiler daha hazırlık tahkikatı üzerinden mahkum edilmemelidirler.
Yayım ve yayın yasağını Ceza Muhakemesi Kanunu’nda düzenlendiği yegane yer duruşma, yani kovuşturma ve dava aşaması ile ilgilidir.

CMK m.187/3’e göre, “Açık duruşmanın içeriği, milli güvenliğe veya genel ahlaka veya kişilerin saygınlık, onur ve haklarına dokunacak veya suç işlemeye kışkırtacak nitelikte ise; mahkeme, bunları önlemek amacı ile ve gerektiği ölçüde duruşmanın içeriğinin kısmen veya tamamen yayımlanmasını yasaklar ve kararını açık duruşmada açıklar. Özetle; toplumunun gerçeklere, habere, yoruma, kendisini ilgilendiren maddi vakıanın ne olduğu ile ilgili bilgiye ulaşma hakkı engellenemez.

CEZA SORUMLULUĞU

Soruşturmanın gizliliği ve bu gizliliği koruyan hükümlerin amacı, kapsamı ve fonksiyonu ise farklıdır. İfade hürriyeti sınırlarının aşılıp soruşturmanın gizliliğinin ihlal edildiği düşünülmekte ise; TCK m.285’de bu eyleme karşılık gelen suçun unsurları ve cezası tanımlandığından, “ceza sorumluluğunun şahsiliği” ilkesi gereğince bu suçun fail veya failleri hakkında soruşturma başlatılacaktır.
Kanunla tanımlanmayan yasak koyulamaz ve tanımlanan yasaklar da tanımlanmamış sınırlamalar için kullanılamaz.

İfade özgürlüğünün korunması ve düşüncenin paylaşılıp aktarılabilmesi asıldır.

Olumlu veya olumsuz maddi gerçekler olmamış gibi gösterilemez, davranılamaz ve saklanamaz.

Bu esas, demokratik toplumun vazgeçilmezidir.” demekte iseler de, geçmişteki, bir anımı anlatmak isterim.

Olay aynen yazdığım gibi olmuştur: Yıl 1972. Esenboğa yolu, Pursaklar civarındaki, bir tarlada yakılmış bir bayan cesedi bulunur. Kızlarının kayıp başvurusunda bulunan aileler çağrılır. Ailelerden bir tanesi “cesedin kızlarına ait olduğunu” söylerler. Zabıt düzenlenir, ifadeler alınır. Aileye kızlarının arkadaşları sorulur. Aile en yakın erkek arkadaşının “H.K.” olduğunu beyan eder. “H.K.” ifadeye çağrılır. İfadesinde “Kızdım öldürdüm. Hıncımı alamadım yaktım. Sonra da getirip tarlaya gömdüm” der.
Mahkeme birkaç celse devam eder. Hüküm açıklanır; İDAM…

“H.K.” Ankara Cezaevinde idam edileceği günü beklemektedir. Gazeteci arkadaşlar tefrika boyutunda haberlere imza atarlar…
Ah o da ne? Öldürüldü denilen kız ortaya çıkmaz mı? Aileye hani teşhiste kızınız olduğunu söylemiştiniz nedir bu? Denildiğinde “yanılmışız” derler.
“H.K.” adlı fail idam mahkumuna sorulur: “Hani sen öldürmüştün?” “H.K.” cevabı: “Gazeteler öyle yazdı ki ve de ifade alanlar öyle bir güzel muamele de bulundular ki, neredeyse 2. cihan savaşından bu yana tüm cinayetleri ben işledim diyecektim” diye ifade beyan etti.

Ve “H.K.” idamdan döndü… Şimdi sormak lazım; Ya kız çıkıp gelmeseydi, “H.K.” idam edilseydi? Bunun vebalini kimler taşıyacaktı?

Sayın Bakanım, Anayasanın bile değiştirile bilinir gerçeğinden hareketle, kişiler hakkında, savcılık soruşturmasında ve mahkeme kesin hüküm vermeden, kişilerin afişe edilmesini önleyici iki satır kanun çıkartmak zor değildir.

Aziz hemşehrim, kıymetli bakanım arzu halimiz budur. Hayırlı işler, saygılar.