Acil 100 milyar dolar lâzım

0
153

Bizim genlerimize işlemiş bir alışkanlığımız var. Bir felâket olduktan sonra önlem alırız, çözüm getiririz. Bu konuda günlük hayatımızda her alanda istemediğiniz kadar örnek bulursunuz. Deprem olur, onlarca insan ölür.

Sonra binaları yıkarız. Hainler devlete sızar, darbeye kalkışır, dehşet yaşanır, sonra temizliğe başlanır. Başımıza saksı düşer, sonra saksılar bağlansın deriz.
Ama deprem de, devlet de, saksı da daha önce vardır. Bir gecede ortaya çıkmaz bunlar. Bizde istediğiniz kadar önceden söylensin, uyarılar yapılsın sonuç vermez. İllâki felâket ortaya çıkacak, saksı düşecek, deprem olacak, öyle önlem alınacak. Bu durumlarda en çok kullandığımız “hele o gün gelsin bakarız” lâfıdır.
İşte o günlerden biri geldi, çattı. Dış borç ödeme zamanı.

Doların değerinin aniden zıplayacağı geçen bahar aylarında belli olmaya başlamıştı. Yıllarca “yüksek faiz düşük kur” dersen, sonra tersine gidersen olacağı buydu. Şimdi bakıyoruz, şunu mu yapsak bunu mu yapsak derken dolar 3.70-3.90 bandında mehter takımı gibi iki ileri bir geri gidip geliyor. Artık doların değerin artmasından çok neden düşmediğini konuşuyoruz. En büyük iddia; döviz kredi borcu olan şirketlerin geri ödemeleri yaklaşıyormuş, onun için dolar kıtlığı yaşanıyormuş. Belki de birileri bundan kar etmek için de dolara hücum ediyordur.
Rakamlara bakalım. Özel sektörün uzun vadeli borcu tahvildi, nakitti derken toplamda 205 milyar doları geçmiş. Bu borcun yüzde 60’nı ABD doları, yüzde 33’ü Euro üzerinden.

Merkez Bankası diyor ki, bu yıl içinde geri ödemesi yapılacak kısa vadeli (vadesi dolmuş veya bir yıldan az kalmış) toplam borç tutarının sadece anaparası yaklaşık 70 milyar dolar. Yani bu para kesin gidiyor. Buna en az üç-beş milyar dolar faiz de ekleyin. Buna bir de kamunun cari işlemler açığını karşılaması için 20-30 milyar dolar kredi bulmasını da katın, bize işleri çevirmek için bu yıl içinde en azından 100 milyar dolar lâzım. Demek ki önümüzdeki bir yıl içinde Türkiye’den 100 milyar dolar çıkacak. Ne kadarı geri döner bilinmez.

Panik yapmayalım derseniz, bu borçların yarısı finans sektöründeki kuruluşlara ait. Bankalar bir şekilde bu parayı çevirebilirler ama ya diğerleri? Bankaya gidecekler “arkadaş bize 40–50 milyar dolar lâzım” diye. Banka da senin kadar deli gibi dolar arıyor, kim para versin. 3.80,3.90 fark etmez dolar toplanıyor.
Ama kimse sormadı, sorgulamadı: “siz yurt dışından para getirdiniz, liraya çevirip kredi olarak dağıttınız. Şimdi ne liradan ne dövizden geri toparlayamıyorsunuz. Önümüzde örnek olarak en son 2001 krizi var. Açın bakın kitaplara, gazetelere, neler yaşandı” denilmedi. “Oh ne ala; memleket döviz kaynıyor, işler yolunda” anlayışı hâkimdi. Bir ara kaynağı belli olmayan para girişleri de vardı, onlar da bitti. Söyleyen oldu ama kim kimi dinledi ki? Şimdi saksı kafamıza düştü, önlem alalım deniliyor.

Gün borç ödeme zamanı ama ucuza dolar kalmadı. Şimdi, ekonomi yönetimi bu konuya çözüm getirmeye çalışıyormuş. Hesaplar dolar= 2.8 üzerinden yapılmıştı. Şimdi buna eklenen yüzde 25’lik kur artışı var. Bu artışın diğer alanlara tsunami gibi vurmaması için önce “hasar zarar tespit” çalışması yapılacakmış, ardından düzenlemelere gidecekmiş. Yoksa iflâslar gelebilirmiş. Yani, “ iş bana ne” denilecek düzeyi geçmiş.
Anlaşılan yine borç alıp borç ödeyeceğiz. Üç yıl sonra yine aynı sarmala gireceğiz. Bugün için tek çare ülkeye en hızlı şekilde büyük tutarlı nakit ucuz dolar sokmak. Bunun nerede olduğunu biliyoruz. Sır değil. Onu da sonra yazarız.