Hava kirliliği ile mücadele eden sivil toplum kuruluşları, Türkiye’nin ‘oksijen deposu’  olarak bilinen Kaz Dağı’ndaki hava kirliliği tehdidine dikkat çekti. Hava kirliliğinin sağlık üzerindeki etkilerini araştıran ve 14 çevre ve kamu sağlığı alanında çalışan kuruluştan oluşan Temiz Hava Hakkı Platformu’nun hazırladığı rapora göre, Çanakkale’de 11’i proje aşamasında, 2’si inşaat halinde, 3’ü ise aktif durumda olan termik santrallerin faaliyete geçmesi halinde, hava kirliliğinin Çanakkale’de yüzde 150 oranında; İstanbul’da ise yüzde 25 oranında artabileceği belirtildi.

DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ’NE GÖRE SADECE 3 İLİN HAVASI TEMİZ

Temiz Hava Hakkı Platformu, Çanakkale’de planlananlarla beraber sayısı 16’yı bulacak olan kömürlü termik santrallerin oluşturacağı hava kirliliği ile ilgili hazırladıkları raporun sonuçlarını paylaştı. Hava kirliliğinin Türkiye’nin en büyük halk sağlığı sorunu olduğunu ifade eden uzmanlar, termik santral projelerinin iptal edilmesini istedi. 2016 yılı verilerine göre, hava kirliliğinin sadece Artvin, Adana ve Tunceli’de Dünya Sağlık Örgütü’nün limitlerinin üzerinde bulunduğu tespitine yer verildi.

ÇAĞLAYAN: TÜRKİYE’DE TERMİK SANTRALLER HER YIL YAKLAŞIK 3 BİN ERKEN ÖLÜME SEBEP OLUYOR

Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (HASUDER)’den Doç. Dr. Çiğdem Çağlayan, TEMA Vakfı’nın Şişli’deki merkezinde yapılan toplantıda, “Termik santrallerden kaynaklı kirleticilere uzun süreli maruz kalmanın başta olmak üzere akciğerler ve kalp üzerindeki etkileri olmak üzere etkilerini gösteren önemli tıbbi bulgular var.

Hava kirliliği, bronşit, amfizem ve akciğer kanseri gibi kronik solunum hastalıkları ve kalp-damar hastalıkları gibi ölümcül hastalıklara sebep olabiliyor. Türkiye’de termik santraller her yıl yaklaşık 3 bin erken ölüme sebep oluyor” şeklinde konuştu.

GACAL: HEP BERABER ‘HAVAMIZI BOZMAYIN’ DEMEMİZ GEREKİYOR

Hava kirliliği ile mücadeleye dikkat çekmek için başlattıkları ‘Havamızı Bozmayın’ kampanyasına değinen Sağlık ve Çevre Birliği Türkiye danışmanı Funda Gacal  da termik santrallerden kaynaklı hava kirliliğinin tüm dünyanın tartıştığı bir konu olduğunu vurguladı.

Kömürün iklim değişikliğini tetiklediğini de vurgulayan Gacal,  “Kömürlü termik santraller ile mücadele aynı zamanda bir halk sağlığı meselesidir. Artık hep beraber ‘Havamızı Bozmayın’ dememiz gerekiyor” dedi.

BAYRAK: BİZLERİ TEMİZ KÖMÜR GİBİ KELİMELERLE KANDIRAMAZLAR, ARTIK KÖMÜR ÇAĞI GEÇTİ

Kirazlıdere Termik Santrali Projesi ile ilgili konuşan Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği üyesi Nebile Bayrak “Kömürün hangi şekilde olursa olsun santralde yakıldığı sürece hava kirliliğine ve iklim değişikliğine neden olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış durumda.

Bizleri temiz kömür gibi kelimelerle kandıramazlar, artık kömür çağı geçti” diye konuştu. Kirazlıdere Termik Santrali Projesi ile ilgili Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) Raporu’nun onaylanmadığını belirten Bayrak, “Uzmanların söylediği bilimsel veriler ve görseller ortada. Çanakkale korunmalı, termik santrallerin havamızı bozmasına izin verilmemeli” dedi.

“BU BÖLGEDEKİ SANTRALLER NEDENİYLE İSTANBUL’DAKİ HAVA KİRLİLİĞİ YÜZDE 25 ARTABİLİR”

Türkiye’nin en önemli doğal ve kültürel miraslarından olan ve ‘oksijen deposu’ olarak bilinen Kaz Dağı bölgesinde işletme, inşa ve izin aşamasındakilerle beraber toplam 16 adet kömürlü termik santralin üretim yapmasının planlandığına dikkat çekildi. ‘Çanakkale için Hava Kirliliği ve Sağlık Etki Modellemesi’ raporuna göre, bu termik santral projelerinin hayata geçmesi durumunda hava kirliliğinin yaşanmaz düzeylere ulaşabileceği vurgulandı.

Hava kirliliğine neden olan ve gözle görülemeyen parçacık maddelerin rüzgarın etkisi ile çok geniş bir alana yayılabileceği belirtildi. Hava kirliliği modelleme sistemi (CALPUFF) kullanarak yapılan çalışmaya göre, özellikle Bandırma-Çanakkale arasındaki bölge ve Ezine’deki hava kirliliği düzeyleri etkilenecek.

Raporda, Çanakkale’de 11’i proje aşamasında, 2’si inşaat halinde, 3’ü ise aktif durumda olan termik santrallerin hep birlikte faaliyet göstermesi halinde Çanakkale’deki hava kirliliğinin yüzde 150 oranında; İstanbul’da ise yüzde 25 oranında artabileceği belirtildi. Öte yandan bölgede her yıl bin 130 erken ölüm ile her yıl 160 bebeğin düşük doğum ağırlığıyla dünyaya gelebileceği iddialarına yer verildi.