Rastlantıya bakar mısınız? George Orwell‘in korkunç baskı ve zulme dayalı bir devleti hayal ederek yazdığı ”1984” ile dün seyrettiğim “The Cicle” filmi arasında ki benzerlikleri yazmaya oturduğumda Wikiepedia’dan alıntılarımı tamamlamak üzereyken erişimimiz engellendi. Reis gözlüyormuş meğerse..

1944′de ilk büyük başarısı ”Hayvan Çiftliği” (Animal Farm) isimli eseri yayınlandı. İçinde bütün hayvanların eşit olduğu, ama bir kaçının diğerlerinden daha eşit olduğu(!) bu fabl-hiciv öykü onun komünizmle hesaplaşmasıydı. 1984’e gelince George Orwell, bu eserini 1948 yılında ölüm döşeğinde korkunç bir totaliter devleti hayal ederek ve o yıllardaki iki örneğe; yani Stalin’in Sovyetler Birliği’ne ve Hitler’in SS Devleti’ne bakarak yazdı. Orwell kitabına; “Avrupa’daki Son Adam” ismini vermek istiyordu. Daha sonra bir yıl ismini, 1980 veya 1982’yi düşündü. En nihayet 1984′ de karar kıldı. Eserini bitirdiği 1948’in son rakamlarının yerini değiştirerek bunu buldu. Ben ana rahmindeyken; filozof Arthur Koestler’in; iki dünya savaşı arasında İngiltere’nin edebiyatçıları arasında tek dâhi idi.” dediği Orwell “Ağabey Seni Gözetliyor” söylemi ile ünlenen her dem geçerli kitabını yazıyordu sizin anlayacağınız.
Eserin konusunu yazayım bakalım tanıdık gelecek mi?;
1984 yılında Londra’da geçiyordu. Okyanusya isimli büyük devletin bu şehrinde ”Parti” ve onun başındaki ”Ağabey” bütün gücü ellerinde tutuyordu. Her yerde ”Ağabey Seni Gözetliyor” yazılı afişler asılıydı. ”Düşünce polisinin ” her yerde gizli ajanı vardı. Telefonlar dinleniyor, insanlar en mahrem yerlerde bile tele-göz kameralarla izleniyordu. Partinin amacı, insanî en özel duyguları bile yok etmekti. Adalet, özgürlük, gerçek, bilgi, duygu, hayal, ülkü gibi kavramların tam karşıtı benimsetilmeye çalışılıyordu. Partinin sloganları : ” Savaş barıştır. Özgürlük tutsaklıktır. Bilgisizlik güçtür” şeklinde idi. Bu baskıcı, zulme dayalı dünyada tarihe hiç bir iz bırakılmıyordu. Korkunç bir propaganda makinası ile insanının hafızası hep yeniden programlanıyordu. Tarih, ”Gerçek Bakanlığı’nda” değiştirilerek yazılıyordu. Günlük belgeler yok ediliyordu. Farklı düşünceye hayat hakkı yoktu. Bu nedenle en ağır suç, düşünce suçu idi. Romanın kahramanı küçük memur Winston Smith, Gerçek Bakanlığı’nda tarihin  değiştirilmesinde çalışıyordu.
O dışarıya karşı sadık bir partili gibi görünmekle birlikte, aslında düşünce polisinin takibinden ve ”Ağabey’in” oyuncağı olmaktan kaçıyordu. Buna rağmen Smith, tutuklandı, işkence gördü ve aşağılandı. Bütün parti karşıtları gibi, bilincini temizlemesi istendi. Birey olarak kendi varlık bilinci kalmayınca, serbest bırakıldı. Sonunda, ”Kendini yendi. O, ağabeyi seviyor” dendi.
Kısaca; ”1984”, hayali bir ülkede, baskıcı ve zulme dayalı bir devletin bireyi çeşitli uygulamalarla nasıl izleyip, ezdiğini, aşağıladığını ve toplumun nasıl bir korku devleti haline getirildiğini anlattı.
Orwell;”Kitabımda anlattığım toplumun bir gün var olup olmayacağını bilmiyorum, ama buna benzerin geleceğine inanıyorum.” diyordu. Orwell’in  bilimkurgu olarak yıllar önce yazdığı romanındaki sahnelere The Circle filminde de rastlıyoruz; Filmde; Şeffaflığın ve mahremiyetin olmadığı, her anın kayıtlara geçtiği ve tüm dünyanın sizi izleyebildiği bir sistemi insanlar üzerinde uygulayan şirket yeni ve uygun denekler aramaktadır. Yönetmenliği James Ponsoldt’un üstlendiği ‘The Circle’, ‘1984’vari bir dünyayı bir şirket ölçeği üzerinden anlatıyor ama ‘Dijital dünyaya ilişkin uyarılar’ olarak nitelendirilebilecek ‘The Circle’da fena gözükmeyen metin, heyecan verici bir filme dönüşememiş. Uğur Vardar’ın dediği gibi; Doğru noktalar, doğru uyarılar keşke daha etkileyici bir rejiyle tamamlansaymış diyor insan…Yavan kaldı yani..
Neresi yahu burası?
Gerçek şu ki günümüzde; İnsanlar ”1984”de olduğu gibi uydularla, kameralarla izlenmekte, telefonları dinlenmekte, ortam dinlemesi ile elde edilen ses kayıtları internette yayınlanmaktadır. Bir evin içindeki konuşmalar, dışardan  teknik donanımlı arabadan dinlenmekte ve kaydedilmektedir.  İnsanların bilgisayarlarına el konulmakta, yargıda olması gereken bilgisayardaki bilgiler, telefondaki en özel konuşma kayıtları, bazı medyaya servis edilmekte ve yayınlanmaktadır. İki kişinin kendi aralarında üçüncü bir şahsı suçlayıcı saçma sapan  telefon konuşmaları bile iddianameye girmektedir. Suçu yargı kararı ile sabit olmamış insanlar, terör örgütü üyesi olarak teşhir edilmekte, insan onuru ve hakları fütursuzca, hoyratça çiğnenmektedir. İnsanlar ne ile suçlandığını bilmeden aylarca hapiste kalmakta, hatta ölmektedir. Sanık ve tanık ifadeleri, mahkemeden önce gazetelere ulaşmakta, Bununla korku yaratma amaçlanmaktadır. Ülkede herkes bu davadan içeri alınırım korkusu içindedir.
Bildiniz mi Orwell’in  korku devletine dönüşen bu ülkesi neresidir?

PAYLAŞ
Önceki İçerikNiğde yumurta tavukçuluğunda da iddialı
Sonraki İçerikBiri “Amerikan Adaleti” mi dedi?
Ünal Özüak
Tasarım,uygulama ve ita aşamasında Mimarlık yapmis teknokrat. Emlak Konut kurucu genel müdürü. Spor dünyasında milli takım antrenörlüğü dahil üst FIBA lisanslı koç. Yarım asırlık basketbol adamı ve otuzbeş yıllık köşe yazarı.