Ana Sayfa Güncel 47 Yıl önce ölümden kılpayı kurtulmuştu

47 Yıl önce ölümden kılpayı kurtulmuştu

102
PAYLAŞ

88 yaşında aramızdan ayrılan büyük yazar Çetin Altan 1968’de Türkiye İşçi Partisi (TİP)milletvekili olarak Meclis’te, “Nazım Hikmet en büyük şairdir” dediği için Adalet Partili (AP)milletvekillerinin saldırısına uğramış, mucize eseri kurtulmuştu ölümden.
Bu linç girişimini “Ben Milletvekiliyken” kitabında şöyle anlatmıştı:
“AP’liler sıraların üstünden atlıya, kenarından fırlaya, çığlık çığlık, küme küme geliyorlardı üstüme. Ayaktaydım. İlk geleni ittim. İkinci geleni de… Biri arkadan çekti o anda ve sıraların arasına düştüm. Tostoparlak olmuş, başımı sıraların altına saklamıştım. Bir an sıraların arasından bir tabancanın üstüme doğrultulduğunu gördüm. Bir saniyenin binde biri kadar bir yıldırım düşüncesinde ‘Demek artık her şey burada bitiyor’ dedim. Ve o anda Yunus Koçak üstüme kapandı. Tabancanın kabzasıyla onun başına vuruyorlardı. Ortalık kan içindeydi. Nermin Neftçi, ‘Adam öldürüyorlar’ diye çığlık attı. Bu çığlık ve kan AP’lileri biraz ayılttı.”
++
12 Mart 1971 askeri darbesinin ardından gözaltına almışlardı Çetin Altan’ı. O korkunç günlerle ilgili izlenimleri ise şöyleydi:
“Beni üstünde ‘sorgu odası’ yazılı tek yataklı büyük bir odaya koydular. Açık kapının önünde iki tüfekli nöbetçi bekliyordu 24 saat. Ve geceleri sabaha kadar işkence çığlıkları duyuluyordu. Sanıyorum özel bir bant çalıyorlardı. Bazen oda kapısının önünden kana bulanmış topallayan biri geçiriliyordu… Kafama M-! Tüfeklerini tutup 15 dakikada bir kurşun sürüp kurşun çekiyorlardı geceleri. Bir sefer su istedim de dipçikle vurdular, ‘Geberemedin’ diye. Tuvalete gittiğin zaman ellerin bağlı. Kapı açık. Bir manga asker üstüne tüfekleri tutuyorlar. İlle de seni insanlığından tırnaklayıp koparacaklar.”
++
300’den fazla yazısı için ceza davaları açılmış, mahkemeden mahkemeye koşturulmuş, iki yıl cezaevinde yatırılmıştı.
Avrupa’da, Amerika’da doğsa el üstünde tutulacak büyük bir yazara reva gördüğümüz hoyratlıklardı bunlar.
Türk halkına 1960 sonrasında sosyalizmi, 1980 sonrasında liberalizmi veciz biçimde anlattı. 1990’lı yıllardan itibaren artık çağdaş bir filozof olgunluğuna ulaştı. Her zaman dik durdu, inandığını yazdı, söyledi, yaptı, gazete yazarlığına edebiyatın estetik değerini kattı. “Büyük Gözaltı” ve “Bir Avuç Gökyüzü” artık klasikleşmiş romanlarıdır. “Bir Yumak İnsan” portre, “Geçip Giderken” ve “Kopuk Kopuk” deneme, “Ben Milletvekiliyken” anı, “Al İşte İstanbul” röportaj türünün şahaserleridir.
Allah rahmet eylesin… Nurlar içinde yatsın…
++
Yazıyı, onun çok sevdiğim bir sözüyle tamamlamak istiyorum:
“Politikacılar her zaman ikinci sınıf adamlardır. Şimdi Edison elektriği alsa, Graham Bell telefonu alsa, Ortaçağ olur bütün dünya. Napolyon, Hitler, Churcill neyi geri alsa Ortaçağ’a döneriz ki…”

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam