Hırvatistan, Avrupa’nın, hatta dünyanın en küçük ülkelerinden biri. Nüfusu sadece 4 milyon 100 bin.

Böyle bir ülkenin futbol milli takımı bir mucizeye imza atıp Dünya Kupası’nda final oynamaya hak kazanırken, 81 milyonluk Türkiye’nin, bırakınız final oynamayı, hiç olmazsa kupaya katılması gerekmez miydi?
Demek, altyapıda, organizasyonda, teknik adamları seçişte yaptığımız ciddi hatalar var.
++
Futbolun yıldızlarla değil uyumlu takımlarla daha iyi oynandığını gösterdi bu kupa.
Messi, Ronaldo, Neymar takımlarını kurtarmaya yetmedi örneğin.
Buna karşın Hırvatistan gibi yıldızlara bel bağlamayıp 11 futbolcusuyla dişe diş mücadele eden takımlar başarılı oldu.
++
Frikik ve korner gibi duran top atışlarının futbolda sonuç almak için ne kadar önemli olduğunu da gördük bu kupada.
Milli takımımızın da, kulüp takımlarının da önümüzdeki dönemde buna göre çalıştırılmaları yerinde olur sanırım.
++
Kupa’dan hakemlerimizin de çıkarmaları gereken dersler var:
Güler yüzlü otoritenin önemi net biçimde ortaya çıktı.
Futbolcuyla didişip inatlaşmayan ama kuralların uygulanması konusunda da taviz vermeyen başarılı bir hakemlik anlayışıyla karşılaştık.
++
Elbette Türk futbol seyircisine de bazı dersler verdi Dünya Kupası.
Sadece birini yazalım:
Stadyumlar savaş alanları değil, hoşça vakit geçirilecek mekanlar olmalıdır.
ŞÖHRET VE EFSANE
Muhammed Ali, “Yetenek sporcuyu şöhret yapar. Yetenek ve karakterin bir arada oluşu ise o sporcuyu efsaneleştirir” demişti bir konuşmasında.
Dünyanın en pahalı futbolcularından Neymar’ın Dünya Kupası maçlarında hakemleri yanıltmak amacıyla sık sık adeta makineli tüfekle taranmış gibi kendini yere atması ve dakikalarca sözde acı içinde kıvranması bu sözü hatırlattı bana.
Neymar sadece bir şöhret galiba.