Ana Sayfa Yazarlar Neden kaderciyiz de gerçekçi bir ülke olamadık?

Neden kaderciyiz de gerçekçi bir ülke olamadık?

97
PAYLAŞ

Türkiye’ye Avrupa’dan baktığımda ya da İsveç’ten atlayıp geldiğimde hep aynı duygularla geri dönüyorum. Türk toplumunda dinden kaynaklanan mı desem, geleneksel mi desem hep bir kaderci bir inanış ve beklenti var.

Oysa batılı toplumlarda hiçbir zaman kaderciliğe yer yok. Onlar hep, yaşamın gerçeklerinden hareket ederek yaşıyorlar. Bu yaşamın her alanında da kendisini hissettiriyor. Kendilerine ve zekalarına güveniyorlar.
BATIYI ÖRNEK GÖSTERDİ ANCAK BATILDAN VAZGEÇEMEDİK
Türkiye’nin kurucusu ulu önder Mustafa Kemal Atatürk, Türk toplumuna hedef olarak batı medeniyetlerini göstermesine göstermiş ancak, kaderci  çizgisinden ve anlayışından kurtulması için bir anlayış temeli oluşturamamış.
Belki Türk uygarlığından gelen atasal bir beklenti de olabilir bu etkinin altında. Örneğin, bir şey için niyet edilir, inşallah, maşallahlar araya girer veya Allah’a emanet edilir.
Ya da evlenmiş insanlarda sık gördüğümüz, “kaderse evleniriz” yaklaşımı en yaygınıdır. Bir önceki yazımda ben de kadere inandığımı İsveç’e göç etmem de kaderin rolünden bahsetmiştim.
Çünkü 25 yıl Türkiye’de yaşamış ve kader ile tanışmıştım. Ancak buraya geldikten sonra kadere fazla inanmıyorum. Herkes, kendi geleceğini isterse çizer. Kaderi aslında insanlar isterse yaratıyor. İstemezse, kader de fos çıkar.
Ülke de yatırımlar yapılacak. Ya da ülke genel seçime gidecek, meydanlarda hep yatırımlar ve ülke kaderi masaya yatırılıyor. Dini sömürü, Allah, Peygamber. İnşallah, maşallahlar, temenniler. Bir şekilde ülkenin kaderinin bir partiye teslim olduğunun propagandaları da yapılmıyor değil.
TÜRKİYE KADERCİ DE BATI NİYE DEĞİL
Sanırım, başında da söylediğim gibi bunun değişik faktörleri var. Bir geleneksel gelişim yani kültürel miras.
Diğeri de eğitim seviyesi ve insanların gelişmişlik ölçüsü. Örneğin İsveç’te genç ya da yaşlı birisi ölümcül bir hastalığa yakalandığı zaman ilk sordukları şey, umarım kaliteli bir yaşam yaşamıştır oluyor.
Yani inşallah yaşamıştır demiyorlar. Baştan kararlılar. Yaşamı en iyi kaliteli şekilde yaşamanın hesabını yapıyorlar. Nitekim de öyle yaşıyorlar. İnsanlar, kısa ömürlerine her şeyi sığdıracak bir anlayış içerisindeler. Onlar için tek hedef bir işlerinin olması. Yatları da oluyor, botları da oluyor, yazlıkları da oluyor.
Yani kaderci değiller. Ülkeyi yönetenlerde aynı düşüncede oldukları için kendilerine öyle bir sistem kurmuşlar. Biz ise kader çizgisinde gidip geliyoruz. İlk önce üniversiteyi bitireceğiz. İyi bir yabancı dil bileceğiz. Sonra Allah kısmet ederse, kısmetimiz açılacak, iyi bir kız ya da tersini bulup evleneceğiz ve mutlu bir aile olacağız.
Hep yapacağız, edeceğiz, inşallah, maşallah kader iyi bir iş çıkarırsa, ya da başına bir talih kuşu konarsa gibi masallar. Yani uzun vadede ileriye yönelik beklentiler ve umutlar.
Sokaktaki insan, böyle gelmiş, böyle de yaşıyor. Aynı arabesk dinleyen derbederler gibi ah, of diye geçen yıllar.
SOKAK BÖYLE YA LİDERLER
Türkiye’de sokaktaki normal insanların gerçek yapısı beş aşağı beş yukarı aynı. Ancak televizyonu açtığınız da da haberlerdeki siyasi liderlerin günlük mesajları da bu yönde. Yani tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuş misali. Bir mum yakıp ağlayanı yok. Örneğin, bugün de dünde yaşananlarda sokaktaki insanlar, batıla inanıyorlar. Yani kader çizgisine.
Bazılarına göre Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün varoluşu ve silah arkadaşları ile bir tarihi kapatıp, yeni bir tarihi açması da Türkiye’nin kaderi olarak değerlendirenler var.
Kimse şöyle demiyor. Başından beri kararlıydı, kelleyi koltuğa aldılar. Bu iş için varlarını yoklarını ortaya koydular. Bugün de şu ya da bu şekilde çaresizliğe düşüldüğünde de Türkiye’nin kaderini değiştirecek, yeni Atatürkler aranıyor.
Türkiye hep yoluna bir kader ve batıl inanç ile yoluna devam ediyor. Yanlışın büyüğü aslında burada. İnsanlar, kendi güçlerine, akıllarına ve zekalarına güvenmiyorlar.
Hep bir batılın inancın kendisini kurtaracağına koşullanmış. Yazılmış bir kader var. Hem kendileri için hem yaşadıkları ülke için ve o gün gelecek kader kendilerini ve ülkelerini kurtaracak. Yani Türkiye bir ilahi adalete inanmış, elini, kolunu bağlayarak bir kader kurtarıcısı arıyor. Kararlı olmazsa, daha çok arar.
Sonra adama “sür eşeğini Niğde’ye beyim” derler.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam