Bu yazıyı 24 Ocak günü yazıyorum… 24 yıldır, takvimler 24 Ocak tarihini gösterdiğinde içimi kaplayan keder ve üzüntüyü, bu yıl daha da derinden hissederek…

24 yıl öncesinin 24 Ocak günü sabah vakti arabamın içinde, o zaman çalıştığım haftalık derginin Ankara Bürosu’na gidiyordum… Tam Genelkurmay kavşağını geçiyordum ki, radyo yayını kesti ve spiker telaşlı bir sesle “Uğur Mumcu’nun bombalı bir suikast sonucu evinin önünde öldürüldüğü” söyleyiverdi…

Az kaldı direksiyon hâkimiyetini kaybediyordum o anda…

Yıllardan beri tanıyıp çok sevdiğim birinin, Uğur’un ölüm haberini almanın şokunu yaşıyordum… Bu arada Meclis Kavşağı’na kadar gitmiş olduğu ve kırmızı ışığı görmediğimi fark ettim… Bir anda karar verdim ve trafiği birbirine katarak sağa döndüm… Çankaya’ya, Uğur’un evine, onun katledildiği yere gidiyordum tam gaz… Araba telefonundan Büro’yu aramıştım bu arada. Bir taraftan arkadaşları talimatlar veriyor, bir taraftan da tek elle deli gibi araba kullanırken durmadan klakson çalmanın ne kadar zor olduğunu fark ediyordum…

Eminim, trafikte o günkü kadar küfür yediğim olmamıştır…

Yaşadığım şok, sonunda Uğur’un evinin önüne geldiğimde zirve yaptı… Muhabirlik günlerimde savaşlarda görev yapmış biri olarak çok ölü görmüştüm ama, burada karşıma çıkan manzara kadar korkunç bir şeyle hiç karşılaşmamıştım. Uğur’un arabası, ya da arabasından arta kalan şey; evinin önünde ve yolun karşı tarafındaki yüksek bir duvarın yanındaydı…

…Ve arkadaşımın parçalarının çoğu o duvara, birazı da evinin bulunduğu apartmanın duvarlarına yapışmıştı… Hava kan kokuyordu…

Park edip arabadan indim ve kan kokusu biraz daha arttı…

Sonra önümde bir araba durdu… Direksiyonda eski kayınpederim vardı. Eğilince eski kayınvalidemi de gördüm… Bir şey söyleyemeden bakıştık bir süre… Sonra o, park yeri aramak için devam etti…

Evet, çok ölü görmüştüm o zamana kadar… Ama onların hiç biri Uğur değildi… Hiçbiri; sohbetinden büyük bir zevk aldığım, çok yüksek ileriyi görme yeteneğine sahip ve bu nedenle bir takım adamların tahammül bile edemedikleri “arkadaşım” değildi…

Sonra eski kayınpederimin kolumu tuttuğu fark ettim… Gözleriyle Uğur’un evini gösterip “sen gelmiyor musun?” bakışlarıyla baktı bana…

“Yüreğim kaldırmaz” diyebildim yalnızca…

24 yıl sonra da yüreğim kaldırmıyor… Üstelik her geçen yıl; bir türlü aydınlatılamayan bu suikastın fiilen karışmamış olsa bile, bir çok faili olduğunu ve gerçek amacını suratımıza çarpıyor…

İnanmayanlar, 24 yılda nereden nereye geldiğimizi hatırlasınlar yeter..!