Geçtiğimiz hafta Türk Ocakları’nın 105. Kuruluş Yıldönümünü kutlulandı. 1912 yılının karanlık ve karamsarlık dolu günlerinde Türk’e, Türklüğe bir ümit olması için kurulmuştu Türk Ocakları.

Osmanlı Devleti, “Osmanlıcılık” bayrağı altında Türk, Rum, Ermeni, Bulgar, Arap ve Acemi birleştirmek istiyordu. Osmanlıcılık fikri iflas edince Türkler de Türkçülük hareketini başlatmakta kendilerine hak gördüler. 1908 yılında Türk Derneği; 1911 yılında Türk Yurdu ve 1912 yılının Mart ayında Türk Ocakları kuruldu*.
Türk Ocakları, günlük siyasi politikanın dışında kalmaya özen göstererek bu millet için büyük hizmetler yaptı. Vatan tehlikeye düşünce her Türk Ocaklı birer nefer olarak Milli Mücadele’de yerini aldı. Vatan kurtarıldıktan ve yeni Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra da aynı duygularla devletinin yanında yer aldı.
1925-1926 yılları Cumhuriyet Tarihimizde dönüm noktası oldu. Şeyh Sait İsyanı’nın bastırılması için çıkarılan Takrir-i Sükûn Kanunu ve bu kanunu uygulamakta görevli İstiklal Mahkemelerisadece isyancıları değil bütün muhalif mebusları da sindirmeyi başardı. Şeyh Sait ayaklanması bahane edilerek Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası Kapatıldı. Artık Cumhuriyet Halk Fırkası ülkenin tek siyasi partisi, tek siyasi oluşumu idi.
Genç Cumhuriyetin en büyük korkusu padişahlığa ve halifeliğe tekrar dönülmesi idi. Bu yüzden ülkedeki her türlü siyasi oluşumu kontrol altına almak istiyordu. Devlet de, din de, basın da, gençlik de devletin sıkı denetimi altında olmalıydı.
Türk Ocaklarının tüzüğü bu amaca hizmet edecek şekilde değiştirildi. Artık Türk Ocakları partiler üstü siyaset izleyen bir kuruluş değil CHF’sının gençlik kolları veya kültür şubesi gibi çalışacaktı. Rusya’nın baskıları sonucu Türk Ocakları’nın yurt dışındaki Türklerle ilgilenmeleri, oralarda faaliyette bulunmaları resmen yasaklanmıştı. Türk Ocakları devlete hizmet aşkı içerisinde üzerine düşen bütün fedakârlığı yapmakta kusur göstermedi. Gazi Mustafa Kemal de yurtiçi gezilerinde Türk Ocaklı gençlerle buluşarak onları teşvik etmekten geri durmadı. Türk Ocaklı gençler de en samimi duygularla gördükleri eksiklikleri ve yanlışlıkları büyük kurtarıcıya aktarmakta tereddüt göstermediler.
Türk Ocaklı gençlerin bu acar tavırları ve bütün tenkitleri Gazi’ye aktarmaları Atatürk’ün hem hoşuna gitmiş, hem de bir anlamda rahatsız etmişti. Bu gençler ileride yeni bir siyasi oluşum içerisine girerlerse memlekette “ikilik” çıkabilirdi. Ata da bunu hiçbir şekilde istemezdi.

Atatürk Bursa Türk Ocağı ziyaretinde Türk Ocakları Genel Başkanı Hamdullah Subhi Tanrıöver’e bu durumu açtığı zaman Hamdullah Subhi’nin verdiği cevap çok incelikli idi:
“Tabii Paşam, onlar başlarında bir sultan değil, bir Cumhurbaşkanı olduğunu biliyorlar ve onun için çekinmeden içlerini döküyorlar. Onları böyle konuşmaya sizin getirdiğiniz rejim alıştırdı”( N.Kılıç, Türk Ocakları ve Atatürk, s. 173). Atatürk bu olaydan sonra kendi partisinin mensuplarına hitaben yaptığı konuşmada ise:
“ Nedir bu durumunuz ? Herkes ellerini kavuşturmuş, elpençe divan duruyor. Siz de Ocaklı gençler gibi uyanık olun” demiştir.
Bu işin nasıl olacağı 1931 yılının ilk günlerinde yayınlanmaya başlayan yazılarda ortaya konulmaktaydı: Halkı ve gençliği bir araya getirecek yeni bir kuruluşa ihtiyaç vardı. Halkevleri bu işi üstlenecek ve tarihi fonksiyonlarını tamamlamış olan Türk Ocakları kapanacak ve malları CHF’ye devir edilecekti. Türk Kadınlar Birliği, Mason dernekleri, Türk Matbuat Cemiyeti, Türk İhtiyat Zabitleri Cemiyeti ve Türk Ocakları kapatılacaktı.
Aslında Türk Ocakları’na “kapatılmıştır” demek de pek doğru değil. Çünkü resmî olarak Türk Ocakları mahkeme kararı ile veya hükümet kararı ile kapatılmamıştır.

0Hükümet kontrolü altındaki basın ve köşe yazarları Türk Ocakları’nın “Turancılık” ile uğraştığını, amacından saptığını yazarak ortamı hazırladılar**. Sonra Hamdullah Suphi ikna edilecek, Ocak genel kurulu toplanacak ve kendisini fesih ederek mallarının CHF’sına devir edilmesi için karar alacaktır. Yani resmi olarak kapatma diye bir şey yoktur. Adamlar toplanmışlar ve kendi ocaklarının kapatılması için karar almışlardır.
Aslında Türk Ocaklarının kapatılmasından 4 yıl önce 1927 yılında yapılan yeni parti tüzüğünün 40. Maddesiyle Türk Ocakları da “CHF’nın denetimi altında bir kuruluş” olarak sayıldığı için hükümetin Türk Ocakları’nı kendisini fesih etmeye zorlaması da anlaşılabilecek bir durumdur (N. Kılıç, s. 171).
Türk Ocakları’nın kapatılmasındaki katalizatör olaylardan en önemlisi ise Bandırma Türk Ocağı’nın belediye seçimlerinde CHF adayının karşısına kendi adaylarını çıkarmaları olmuştur. Bandırma Türk Ocağı adayı belediye seçimlerini kazansa ne olacaktı? Büyük bir ihtimalle ’da CHF’na rağmen seçimi kazanan Boşnakzade Ahmet Bey’in başına gelenler gelecekti (Akyol, s. 581). Ancak demokrasiyi Ziya Gökalp gibi anlayan Türk Ocaklılar kendilerine verilen CHF’nın programlarını halka anlatma işinde başarısız olmuşlardı. Ülke tehlikeli bir durumda iken demokrasicilik oynamaya kalkmışlar ve sonunda kendi kendilerini fesih etmek zorunda kalmışlardır. Ancak bunun için Türk Ocaklılar hiçbir şekilde suçlanamazlar. Ocaklarını kapatanlara da teşekkür etmek konumunda değillerdir. Sihirli sözcük burada hemen devreye girecektir: “O dönemin şartları onu gerektiriyordu”.
*Nermin Kılıç, Türk Ocakları ve Atatürk, Türk Ocakları Ankara Şubesi Yayınları, Ankara 2013, s. 27)
** Taha Akyol, Atatürk’ün İhtilal Hukuku, 6. Bs.,İstanbul 2012, s. 585.