Ana Sayfa Yazarlar 1831 Yılında Adana’da Ermeniler

1831 Yılında Adana’da Ermeniler

169
PAYLAŞ

-Hayırlı Sabahlar Ömer Ağa.
-Hayırlı Sabahlar Artin Efendi.
Adana’nın Eski Hamam Mahallesi’nde sabah işe giderken karşılaşan iki komşu yılların dostluğu ile birbirlerini selamlayarak yollarına devam ediyorlardı. Bu manzara Kara Soku Mahallesi’nde, Sarı Yakup Mahallesi’nde her gün tekrarlanan sıradan bir seremoni idi.
Adana’da bugün Bakırcılar Çarşısı olarak bilinen “Ramazanoğulları’nın 8 Kapılı Çarşısı”nda mutaflık yapan Karabet oğlu Simon dükkânını açmış ve tezgahının başına geçmeye hazırlanıyordu. Simon, Adana’ya Elazığ (Harput) taraflarından göçmüş gelmiş. O zamandan beri Cami-i Cedid Mahallesi’nde oturuyor. Bu dükkânı da Ramazanoğulları Vakfı’ndan satın almıştı. 60 yaşında, ak sakallı, ama oldukça dinç. Her sabah erkenden dükkânını kendi elleri ile açıyor, keçi kıllarından çuval dokuyor, değişik urganlar yapıyordu.
Sarı Yakub Mahallesi’nde oturan Mardiros Efendi, bu kadar erken saatte kuyumcu dükkânına müşteri gelmeyeceğini bilmesine rağmen bir geleneği sürdürerek her gün erkenden darabaları büyük bir gürültü ile kaldırıyor ve dükkanını açıyordu. Kendisi orta boylu, babası Kivork gibi sarı sakallı idi. Kuyumcular genelde zengin kimseler olmasına rağmen 40 yaşında bulunan Mardiros Efendi henüz pek zengin sayılmazdı ve bu yüzden orta halli bir zimmi olarak yılda 2 altın cizye veriyordu.
Adana’da yaşayan Ermenilerden büyük bir çoğunluğu berberlik yaparak hayatlarını kazanıyorlardı. Berberler, saç tıraş etmenin yanı sıra gerektiğinde diş çekiyorlar, sülük yapıştırıyorlar, hacamat yapıyorlardı. Şimdi kendisinden söz edeceğimiz Bogos Efendi de şehirdeki 45 berberden birisi idi.
Sarı Yakup Mahallesi’nde oturan ve aynı mahallede berberlik yapan Bogos Efendi 30 yaşlarında idi. Babası Kazar (belki de Kazzâz) Efendi aniden ölünce 15 yaşındaki Bedik; 8 yaşındaki Artin ve 5 yaşındaki Osib isimli kardeşlerine bakmak sorumluluğu da onun omuzlarına yüklenmişti. Kendisi kara bıyıklı ve orta boylu idi. Birçok berber gibi hem ellerini, hem de çenesini aynı anda çok iyi çalıştırabiliyordu. Bu yüzden de gelir düzeyi oldukça iyiydi ve orta düzeyden cizye ödemekteydi. Bıyıkları yeni yeni çıkmaya başlayan 15 yaşında bulunan kardeşi Bedik de artık ailenin yükünü hafifletmek için çalışmaya başlamış olduğundan en düşük seviyeden cizye ödemekteydi. 8 yaşındaki Osib ise muhtemelen kilise okuluna devam ediyor, belki de Pazar günleri kilise korosunda ilahiler söylüyordu.
Adana Ermenileri daha çok ticaretle uğraşmayı seviyorlardı. Nüfus Defteri’nde bazergan olarak kayıtlı 48 kişi vardı. Daha sonra berberler geliyordu. Dink adı verilen çeltik değirmenlerinde 26 kişi çalışmaktaydı. Çul ve kilim dokuyan 25 kişi tezgahlarının yarısını toprağın içine gömerek mekanı genişletmişlerdi. Bu yüzden de Tahrir Defterlerinde bu tezgahlar için “Çukur-ı cüllahan” deyimi kullanılmaktaydı. 21 kuyumcu, 20 demirci, 17 neccar (marangoz) vardı. Bu sayılara bakarak bütün sanatkarların Gayrımüslim olduğu, Müslümanların sadece askerlik ve çiftçilik yaptıkları şeklinde bir genellemeye gitmenin de doğru olmadığını söylemeliyiz. 4229 numaralı Adana Nüfus Defteri’nde demirci, marangoz, berber her meslekten Müslüman sanakar görmekteyiz.
1831 yılında Adana’da sivrisinek, sıtma, trahom ve şark çıbanı en büyük bela idi. Kinin henüz bilinmiyordu ve sıtmadan dolayı her yıl çok sayıda insan hayatını kayıp ediyordu. Trahom, Uzak-doğu ve Akdeniz bölgesinde görülen bir göz hastalığı idi ve çoğu zaman hastayı gözünden edebiliyordu. Bu yüzden Adana’da yaşayan halk arasında tek gözlü (yek-çeşm) ve kör (a’ma) pek çok insan bulunmaktaydı. 1831 yılında Adana’da yaşayan 2.647 erkek nüfus içerisinde 75 kişi tek gözlü (yek-çeşm) ve 52 kişi kör (a’ma) olarak kayıtlı idi. Kör olan kişiler genellikle cizyeden muaf tutulmuşlardı. Ancak Bab-ı Tarsus (Tarsus Kapısı) Mahallesinde yaşayan Kireküs oğlu Mığırdıç 80 yaşında kör bir dede olmasına rağmen en alt seviyeden de olsa (1 altın) cizye vermeye devam ediyordu. Tek gözlü olmak cizyeden kurtulmak için yetmiyor, bunlar da madde durumlarına göre cizyelerini ödemeye devam ediyorlardı.
Eski Hamam Mahallesi, bugün Yalı Hamamı veya Irmak Hamamı olarak anılan hamamın bulunduğu tarihi doku içerisinde idi. Burası Ermenilerin en çok sevdikleri mahalle idi. Belki de çarşıya çok yakın olduğu için burayı tercih etmekteydiler. Sonuçta 212 erkek nüfus bu mahallede kayıtlı idi. Kara Soku Mahallesi de 192 nefer çocuk, genç, yaşlı erkek nüfusu ile Adana’da Ermenilerin tercih ettikleri bir mahalle idi. Bab-ı Tarsus, Sarı Yakup, Durmuş Fakih, Zimmiyân Tekye, Saçlı Hamid, Akça Mescid, Ali Dede başta olmak üzere 76 ayrı mahallede Ermeniler ikāmet etmekteydiler. Bu mahallelerin pek çoğunda Müslüman nüfus ile Ermeni nüfus yan yana; iç-içe yaşamaktaydı.
Şehrin mütesellimi yani vali vekili olan Hasanpaşazade Hacı Ali Bey’in ve diğer seçkin kişilerin oturduğu Cami-i Cedid Mahallesi’nde (Ulu Cami Mahallesi) bile Müslim ve Gayrımüslim nüfus yan yana yaşamaktaydı. Ta ki Muşeg Efendi gelene kadar… Ta ki Bezdikyan Zakarya, Çalyan Karabet, Bezdikyan Dikran, Bezdikyan İsai ve Doktor Recebyan gibi Ermeni çetebaşıları ortaya çıkıncaya kadar…2 Ta ki Batılı Devletler Osmanlı’nın iç işlerine karışmak için bu insanları tahrik edip sokağa dökünceye kadar…

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam
PAYLAŞ
Önceki İçerikBu hak gaspıdır
Sonraki İçerikParti değil lider seçeceğiz?
Prof. Dr. Yılmaz Kurt
1949'da Osmaniye'de doğdu. Ankara Üniversitesi DTCF Tarih Bölümü Öğretim Üyesi, Yeniçağ Tarihi Anabilim Dalı Başkanlığı, Tarih Bölümü Başkanlığı, OTAM Müdürlüğü görevlerinde bulundu.