Türkiye Cumhuriyeti’ nin çağdaşlık yolunda en önemli ve etkin bir eğitim kurumu olarak, ülkemize özgü kurulan köy enstitüleri, 17 nisan 1940’ta 3803 sayılı kanunla kuruldu.

Çoğunluğu okuma yazma bilmeyen köylerimize öğretmen yetiştiren ve yurt genelinde yaygın ve etkin bir şekilde hizmet vermekte olan köy enstitüleri kısa sürede siyasi nedenlerle 1954 ‘de kapatıldı.
Bir ülkenin zenginliği eğitimli insan gücüdür.
Bu alanda büyük atılımlar yaratarak, köylümüze ve ülkemize umut ışığı olan köy enstitüsü mezunu öğretmenlerimiz bütün alanlarda toplumsal değişim ve dönüşümün öncüleri oldular.
Kısa sürede dünyaya örnek bir eğitim kurumu olarak, kuruluşunun 77.Yılında, çağdaş toplumu oluşturmada unutulmaz izler bırakan köy enstitülerinden mezun olan öğretmenlerimizin aramızdan ayrılanlarını rahmet ve minnetle anarken, ülkemizin aydınlanması yolunda, özverili, üstün hizmetlerine devam etmekte olan tüm öğrfetmenlerimizi saygı ile selamlıyorum.
Kurtuluş Savaşımız devam ederken, bir yandan cephelerde savaşlarla planlı bir şekilde uğraşan Gazi Mustafa kemal Atatürk, bir yandan da iç sorunlarla ve öncelikle eğitim sorunları ile yakından ilgilenmiştir.
15 Temmuz 1921 ‘de büyük bir eğitim kongresi ve daha sonra 27 Ağustos 1928 ‘de Ankara’da öğretmenler kongresi toplanmıştır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bu kongrenin başkanı Atıf beye, Cumhurbaşkanı olarak gönderdiği telgrafta özetle şunları ifade etmiştir:
“Öğretmen arkadaşlarımızın yeni Türk harfleri ile son Türk’ü okutuncaya kadar büyük bir azim ve imanla çalışmaya karar vermelerinden pek memnun ve mütehassis oldum…”
Cumhuriyetin ilk yıllarında, on dört milyon olan nüfusun çoğunluğunun okuryazarlık seviyesinin çok düşük bulunduğu kırsal kesimde, Anadolu köylerinin %98’inde okul bulunmamaktaydı.
29 Ağustos 1928 ‘de Dolmabahçe Sarayı’nda Gazi Mustafa Kemal’in önderliğinde yapılan toplantıda harf devrimi konusunda gerçekçi ve önemli kararlar alınmıştır:
“Milleti cehaletten kurtarmak için kendi diline uymayan Arap harflerini terk edip, Latin esasından Türk harflerini kabul etmekten başka çare yoktur…”
“Okuma yazmayı, her yurttaşa, kadına, erkeğe; hamala, sandalcıya öğretiniz. Bunu yurtseverlik ödevi biliniz” diyen Atatürk; 24 Kasım 1928 tarihinde 1048 sayı ile resmi gazetede yayımlanan “Millet Mektepleri Talimatnamesi” nin 4. Maddesinde ifade edildiği gibi : ” Bu teşkilatın reisi umumiliğini ve Millet “Mektebi” nin Başmuallimliğini Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Hz. kabul buyurmuşlardır.”
Atatürk’ün doğumunun yüzüncü yılında (1981 ) ,MEB bu tarihi esas alarak 24 Kasım’ ı Türkiye’ye özgü bir gün olarak değerlendirmiş ve “ÖĞRETMENLER GÜNÜ” olarak kabul etmiştir.
Birleşmiş Milletlerin Eğitim, Bilim ve Kültür örgütü (UNESCO) tarafından 5 Ekim günü, 1994’ten beri “DÜNYA ÖĞRETMENLER GÜNÜ” olarak ilan edilmiştir. Yüzden fazla ülkede, 5 Ekim Öğretmenler Günü olarak her yıl kutlanmaktadır.
Bu tarihlerde, öğretmenlerin tüm sorunları ele alınarak, uluslararası öğretmenler çatı örgütleri ile işbirliği ve dayanışma amaçlanmakta, dünya çocukları için daha iyi bir gelecek sağlamada öğretmenin rolüne ve devletlerin eğitime daha fazla pay ayırmasına dikkat çekilmektedir.
O tarihlerde, Kültür Bakanlığı ile MEB işbirliği sonucunda Ankara’da düzenlenen “OKUMA YAZMA SEFERBERLİĞİ SERGİSİ ” nde, tarafımca bütün arşivlerden derlediğim bilgi ve belgeler bir kitap halinde yayımlanmıştır.
TBMM kabul etmiş bulunduğu yeni Türk harflerini altın harflerle bastırıp çerçeveleterek Atatürk’e armağan etmiştir. (Bu tarihi belge, Anıtkabir Atatürk Müzesinde sergilenmektedir.)
İlk “OKUMA YAZMA SEFERBERLİĞİ” yurt genelinde başlatılmış ve yurdumuzun her tarafı okul haline getirilmiştir.
Mustafa Kemal “BAŞÖĞRETMENLİK ” yaparak yeni alfabeyi kara tahta başında ve her yerde halka ve aydınlara açıklamaya başladı. İlk dört ay içinde 5000 öğretmen yeni alfabeyi öğrenerek okuma yazma kurslarında herkese öğretmeye başladı. Yeni kurslar açılmasına hızla devam edildi.
Bu aylarda Anadolu’yu dolaşan bir Fransız gazeteci- yazar izlenimlerini şöyle anlatmaktadır:
“Ankara’dan Diyarbakır’a, Sivas’tan Konya’ya kadar gittim. Hemen her köy ve kasabada durdum. Büyük bir halk kitlesinin gayretine yakından tanık oldum. Gençlerin ve ihtiyarların yeni yazıyı öğrenmek için gösterdikleri gayret pek dokunaklı idi.”
1928 yılının sonlarında okuma-yazma kurs sayısı 5500 ve bu kurslara devam eden öğrenci sayısı 220.000 ‘i bulmuştu. Bütün kitaplar yeni yazı ile basılarak okullara dağıtıldı. 1-X1.1928’de Latin harflerinin kabulü hakkındaki 1353 sayılı kanun TBMM ‘den geçti.
Millet Mekteplerinde Halk Eğitimi, seviyelere göre A ve B sınıflarında açılan dört aylık kurslarda gece ve gündüz devam etti.
Mustafa Kemal’den bir alfabe isteyen köylüye : ” Pekâlâ, ama sana iki alfabe göndereceğim. Biri sana, biri hanımına” dedi ve gönderdi. Toplum hayatı için, okur- yazarlık sürekli gündemde tutulmalıdır.
“Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir…” diyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk, ulusun eğitilmesi, güçlenmesi ve bilinçlenmesinde çok önemli ve öncelikli bir yeri bulunan birliğimizin, kimliğimizin ve kültürümüzün temel kaynağı olan ” DİL DEVRİMİ ” ile toplumun bilgiden bilince ulaşarak çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’ni yücelteceğine inanmıştır.
Son yıllarda yaşanan eğitim kargaşasında neyi, nasıl ve ne zaman yapacağını öğrenmek isteyenler, Başöğretmen Atatürk’ün uygulamalarından gerekli dersleri almalıdırlar.
Okuma yazma alanında %94,1 ile dünya ülkeleri arasında 84. sırada yer alan ülkemizin bu konuyu bütün yönleriyle ele alması gerektiğine inanıyorum. Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü rahmetle, minnetle ve hasretle anıyorum.