Ana Sayfa Yazarlar “1683 Viyana Bozgunu ve Devlet Bahçeli”

“1683 Viyana Bozgunu ve Devlet Bahçeli”

238
PAYLAŞ

Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Türk tarihinde “inad”, “sert”, kin tutucu”, “kalp kırıcı” gibi sıfatlarla anılır. Köprülü Mehmed Paşa’nın yetiştirmesi olup sonra da ona “damad” olmuştur.

1683 Viyana Seferi’ni büyük bir zafer kazanmak hülyasıyla zorla açtırmış ve Osmanlının yıkılışı da bu Viyana Bozgunu ile başlamıştır.

1683 Viyana Bozgunu’nun bütün sorumluluğunu Merzifonlu’ya yıkmak da haksızlık olur.  Düşman ordusunun Tuna’yı geçişini “seyir eden” Kırım Hanı Murad Giray da en az onun kadar suçludur. Emrindeki 23.000 kişilik orduyu alarak izinsiz çekilerek ordunun arkasını açıkta bırakan Uzun İbrahim Paşa’yı da unutmamak gerekir.

Yenilgiden sonra Yanıkkale’ye çekilen Merzifonlu, burada Uzun İbrahim Paşa’yı idam ettirdi. İbrahim Paşa idamı hak etmediğine inanıyordu. Buna rağmen ölmeden önce kendisini idam ettiren Merzifonlu Kara Mustafa Paşa hakkında görevden alınmaması, bu kötü durumu ancak onun düzeltebileceği yolunda vatanseverliğin abidesi sayılabilecek güzel sözler söyledi.

Merzifonlu sefere çıkarken İstanbul’daki rakiplerini  saf dışı etmeden çıkmak hatasını yapmıştı. Büyük Bozgun İstanbulda üzüntüye sebep oldu ise de Merzifonluya kılıç ve kaftan gönderilerek kendisine olan güvenin devam ettiği açıklanmıştı. Oysa ki düşmanları Kızlar ağası Yusuf Ağa ve Büyük Mirahur Boşnak Sarı Süleyman Ağa bu büyük fırsatı kaçırmak istemiyorlardı. Sadrazamın Budin’de kışlamak  ve düşman saldırlarını durdurmak çabaları bunların işine yaradı. İstanbul’da istedikleri gibi fitne ateşini alevlendirdiler. Sadaret Kaymakamı unvanıyla Sadrazamın İstanbul’daki vekili olan Kara İbrahim Paşa üzerinde çalışmaya başladılar. İbrahim Paşa, Sadrazamın yetiştirmesi idi ve dolayısıyla en güvendiği adamlarından birisi idi. Ancak bu iki ağa “Sadrazam yapmak” vaadiyle onu kendi yanlarına çekmeyi başardılar. Bu gücü arkalarına alan iki ağa Sadrazamın idamı için ferman çıkartmayı başardılar. İddialarına göre bu kadar büyük bir yenilgi cezasız kalırsa devletin işleyişinde çok kötü bir örnek olur bundan sonra hiç kimse yenilmekten korkmazdı.

Kapıcılar Kethüdası Gazzâz Ahmed Ağa ve Çavuşbaşı Kadıköylü Mehmed Ağa büyük bir gizlilik içerisinde Belgrad’a doğru yola çıktılar. Yanlarında iki ferman vardı: Birinci fermanda Yeniçeri Ağası Bekrî Mustafa Paşa Nemçe serdarı olarak atanmaktaydı. İki ağa önce Yeniçeri Ağa’sının çadırına inerek durumu ona açıkladılar. Onu da yanlarına alarak Sadrazam Merzifonlu’nun çadırına girdiler. Gazzâz Ahmed Ağa, “mührün, Sancak-ı şerîfin ve emanetlerin” istendiğini bildirdi. Sadrazamın:

-“Bize ölüm var mı?” sorusuna ise:

– “Olmak gerek, Allah imandan ayırmasın” diye cevap verdi. Merzifonlu:

– Rıza Allah’ın”  dedi. Vakit tam öğle vaktiydi. İzin alarak öğle namazını kıldı. Kendi eliyle kürkünü çıkarıp yerdeki halıyı kaldırttı. Cesedi doğrudan toprağa düşsün istiyordu.

Ona duyulan saygının bir ifadesi olarak başı kılıçla kesilmedi. Osmanlı şehzadeleri gibi  boğduruldu.

Bir gün önce 200.000 kişilik ordunun komutanı olan, vezirler idam ettiren Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, İstanbul’dan gelen iki ağanın karşısında boyun eğip baş teslim etmişti. İstese iki ağayı da idam ettirip kesik başlarını İstanbul’a gönderebilirdi. Ama öyle yapmadı. Fermana itaat etti. Çünkü o fermanın padişahın fermanı idi. Çünkü Kur’an-ı Kerim’de:

“Allah’a itaat ediniz, Resulüne itaat ediniz, Ulu’l-emre itaat ediniz” diyordu. Fermana itaat etmemek Allah’a baş kaldırmak demekti. Kaza ve kadere razı oldu. Celladın ipini boynuna geçirdi. Hiç telaş etmedi. “Bu dünyamı kayıp ettim, bari öbür dünyamı kayıp etmeyeyim” diye düşünüyordu.

Merzifonlu Kara Mustafa Paşa devletin başına çok büyük bir bela açmıştı. Bu hezimetten sonra Osmanlı’ya karşı bütün Avrupa’da “Kutsal İttifak” kuruldu. 4 cepheden birden saldırıya geçtiler. Osmanlı belini bir daha toparlayamadı.

Birçok tarihçi Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın idamının yanlış bir hareket olduğuna inanmaktadır. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa idam edilmeseydi orduyu yeniden toparlayarak zararı en aza indirebilecek bir kudrette idi.

***

1 Kasım seçimlerinde büyük bir yenilgiye uğrayarak 80 milletvekilinden 40 milletvekiline düşen MHP lideri Devlet Bahçeli, gelen istifa taleplerini “bütün kadrolarıyla görevlerinin başında olduklarını” bildirerek cevaplandırdı.

Şimdi Bahçeli’yi “ayak divanı”na çağıranlar, “kelle isteyenler” “yeni bir genel başkanla” bu yenilginin yarasını sarabileceklerine mi inanıyorlar? Yoksa, “artık o gitsin de, kim gelirse gelsin” mantığı ile mi hareket ediliyor. Bahçeli, bu yenilginin acılarını saracak bir Merzifonlu Kara Mustafa Paşa olabilir mi? Yoksa bu kadar büyük bir yenilgiden sonra o makamda oturmaya hakkı olmayan bir işgalci mi?

Elbette bu soruların cevabını ülkücü hareketin çilesini çekmiş olan ve çekmekte olan kadrolar verecek. Hayatî kararın 300- 500 delegenin oyları ile değil de daha geniş bir tabanın katılımıyla verilmesi en doğru yol gibi görünmektedir. Aksi durum, “bu milletin çimentosu” olarak tanımlanan ülkücü kadroların iç çekişmeye sürüklenmesi gibi korkunç bir sonuç doğurabilir. Böyle bir şeyi de hiçbir vicdan sahibi ülkücü istemeyecektir.

Milleti suçlamak yerine milletin kararına saygı göstermek nasıl bir erdem ise, parti içi yarışmada da aynı demokratik tavrı sergileyebilmek büyük bir erdemdir.

Ne mutlu bu erdemi gösterebilen gerçek ülkücülere.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam

1 YORUM

  1. Şimdi Bahçeli’yi “ayak divanı”na çağıranlar, “kelle isteyenler” “yeni bir genel başkanla” bu yenilginin yarasını sarabileceklerine mi inanıyorlar? Yoksa, “artık o gitsin de, kim gelirse gelsin” mantığı ile mi hareket ediliyor. Bahçeli, bu yenilginin acılarını saracak bir Merzifonlu Kara Mustafa Paşa olabilir mi? Yoksa bu kadar büyük bir yenilgiden sonra o makamda oturmaya hakkı olmayan bir işgalci mi?

Comments are closed.